Hayatımdaki en iyi videolarımdan birini çektiğimi düşünüyorum, makul kadını didik didik ettim. Benimki genel olarak sosyolojideki -makbul kadın- kavramını teorilere dayanmadan, gündelik hayat üzerinden örneklerle anlatmaktı. “Makul kadın” kavramı sosyal hayatta da, sosyal medyada da çok konuşuluyor ama özüne pek inilmiyordu. Umarım daha sık konuşulan bir kavram olur ve kendisini eksik erkek gördüğü için duygusal bağımlılığını yıkacak bir eril nesne arayan kadın sayısı gün geçtikçe azalışa, tükenişe geçer. Normal yoktur ve makulün bizzat kendisi delidir.
youtu.be/Q4zJThuWqCc?si=xUud…
Şimdi böyle bir kadın doğru bir evlilik yapabilir mi? Yaptığı evlilik sürdürebilir bir evlilik olabilir mi? Bekarlık hayatında kendini iyi hissetmeyen; bir birey, bir yetişkin gibi hissetmeyen, fiziksel veya duygusal olarak eksik hisseden, aslında koskocaman bir insanken kibrit kızdan daha kırılgan olan bir kadın, evlendiğinde karşısındaki adama yetişkin bir kadın gibi davranabilir mi? Cevaplar full hayır.
Özen kadar insana iyi gelen bir şey yok. Özen özdeğerin, özsaygının, özsevginin, özşefkatin başlangıcı çünkü. Çayı uyduruk bir bardakta içecekken bavaria porseleninde içmek, evde otururken bile güzel kıyafetlerle oturmak, en sevdiğin parfümü sıkmak, kitabına en güzel kaleminle not almak. İyileştirici. Ve büyüleyici.
What makes Portrait of a Lady on Fire so extraordinary isn’t just its strong script, cinematography, and striking visuals; it’s also the fact that -unlike many other queer films- it wasn’t made to pander to the male gaze through an excess of gratuitous lesbian imagery
Afra retweeted
Bir kişi narsist olmadan, narsist biriyle ilgilenemez, ona yakınlık duyamaz. Narsistin cazibesine ancak narsist kapılır, aynı boşluktan beslenen, aynı bakışa muhtaç olan. Girard’ın dostoyevski romanlarını incelerken verdiği temel mesel buydu. İkisi de karşısındakinde kendini arar, ikisi de bulamaz.
Afra retweeted
Hay una frase de George B Shaw que amo: "He decidido ser bueno sin el soborno del cielo".-
Sosyal medyanın benim icin gerçek hayattan farkı yok. Burada önüne gelene anonim hesapla sallayan biriyle gerçekte merhabalaşmam bile. Bunu söylediğimde “e sosyal medya herkesin linçlendiği bir yer” diyen var. Ahlak mekana göre değişiyor mu? Sosyal medyada anonim hesaplarla linççilik yapanlar ortaçağ şövalyeleri gibi; ülke sınırları içinde kahraman, sınır dışında tecavüzcü.
Günde otuz tweet atan biri, benim yazdıklarımı eleştirebiliyor, benden sıkılabiliyor, “bu kız da çok kafa s…” diyebiliyor. Sorun yok bazen ben de kendimden sıkılıyorum. Ben bunları anormal bulmuyorum. Ama sistematik yapılan bir davranışı normal bulmuyorum. Anonim bir hesapla yaptığı tek iş önüne gelene sallamak olan insanlardan benim midem bulanıyor. Diyorum ya gerçek hayatta bile muhatap olmam. Çünkü anonim hesabın şehvetiyle iyice hayvanlaşma hali oluyor bazılarında. Ben açık açık, adımla sanımla yazıyorum, eleştirdiğim insanlarla gerçek hayatta daha beter kavga ediyorum, keskin çizgiler çekiyorum. Kısacası adamım.
Şu gönderiyi okurken ağladım. Bir babanın çocuğunun karşısında yaşayabileceği şu ezilmeyi ben hiçbir zaman anlayamam ama insanım, hissediyorum içimde. Başkaları bunu nasıl hissetmiyor, acı çekmiyor? Yansın yıkılsın böyle düzen, Allah sorsun, Allah sorsun, Allah bu dünyada ayağınıza taş bile değdirmesin, hesabınız ahirete kalsın, çetin olsun, kurtulamayın asıl mahkemedeki gazaptan.
Bülent Somay “Bir Şeyler Eksik”i nasıl bir kafayla yazmış, bu nasıl bir bakış açısı, ne kadar muazzam bir metin ortaya koymaktır böyle. Spekülatif her metni çok seviyorum ve Somay’da da o sevdiğim yazı ediminin tadını buluyorum; önce bir mekan kuran; sonra farklı düşünceleri birbiriyle çatıştıran, konuşturan, uzlaştıran bir dil. Kavrayan, kapsayan, bazen dışlayan, dışladığını metne geri çağırıp ona tekrar özne bayrağı veren; fikirlerle oynayan ama hiçbirinin tarafını tutmayan, holistik bir perspektifle düşüncesinin nereye gideceğini kendi de izleyen o büyülü kalem.
Demeye çalıştığım ama bazı arkadaşların anlamadığı şey tam olarak bu aslında. Sen istediğin kadar değer üret adam gram zarar etmeden, işçi çalıştırmadan, zerre masraf etmeden para kazanıyor. Paradan para kazanıyor. Bunun için ne yapılabilir? Bunu dört koldan tartışmak gerek. En acil meselemiz bu.
Replying to @Afralice
Helal. Biz emek üretiyoruz adam koyduğu yatırımın 1 aylık faizisiyle o emeğin ürettiği paraya eşdeğer kazancı silip süpürüyor zaten. Hesaba sallamaya gelmiştim iyi yazmışsın tebrikler
Bu arada aynı dinden oldukları insanlara faizcilik yapmıyorlar, kesinlikle haram. Faizi, başka dinden olan insanlara uygulamaksa helal bu vampirler için. İşte bu sistemi böyle böyle kurdular.
Hanımefendinin yazdıklarına içim acıdı ve düşünmeden edemedim; Bir kadın, bir zamanlar bir başka kadına çok zalim davranmış bir adamla, neyine güvenerek yuva kurabiliyor? Anlatılan hikayede adam yeniden evlenip çocuk yapmış. Ben özellikle eski eşine, eski nişanlısına, eski kız arkadaşına nasıl davranmış; özellikle sorgularım. Çocuk yaptığı kadına acımayan adam bana niye acısın? Böyle erkeklerle evlilik, şansın yaver gider de yanlış bir şey yapmazsan devam edebilir ancak. Ama farkında olmadan bir şey yapsan, ne bileyim onu zorlayacak bir davranışın olsa adam gram acımaz, gözünün yaşına bakmaz, herif öz oğluna bakmıyor. Bazı kadınlar bana Cemil Meriç’in “kitleler kadın gibidir, ırzını teslim edecek bir zorba arar” sözünü anımsatıyor.
3 ayda kolayca kurduğu yuvayı benim tüm -gereksiz- sabır ve direnişime rağmen 1.5 yılda yıkan, çocuğunun kendisinden ayrı büyümesini kendi isteyen, sonraki çocukları için eve yatılı bakıcı ve hizmetçi alacak kadar maddi gücü yerinde olan adam, oğlumun nafakasını artırmak için açtığım davaya itiraz etmiş ve aylık gelirinin 30.000-35.000 civarında olduğunu söylemiş.
Beni tüm vicdansızlığıyla boşarken: "Sen de Ahmed de ölene dek bana muhtaç olacaksınız" diyordu.
Çok şükür olmadık, bir gün bile olmadık.
Bu 30.000 lafını göreli birkaç gün oldu. Şu an buraya duygumu savurmak için gelmedim.
"Hocalarımız, biraz da bunları konuşsanız da arkamızda sizin varlığınızı hissetsek keşke" demek istedim.
Sonucu merak edenlere: Hâkime hanım, 10 sene önceki nafakaya öyle bir zam yaptı ki, zam neticesinde bu senenin nafakasına hükmetmiş oldu. Allah akıl fikir versin, kimseyi bu yargının eline düşürmesin.
Müslüman alimlerin bütün işi gücü bırakıp odaklanması gereken tek bir konu var, faizciliğe alternatif bir sistem üretmek. Avrupa tarihinde Avrupalı devletlere borç veren Yahudi bankerlere bakıyorum. Hepsi faizci banker. Değer üreterek para kazanmak diye bir şey yok, kandırıyorlar bizi.
Ben bir insanın bir din seçmeden, bir iş seçmeden, bir evlilik yapmadan, çocuk sahibi olmadan çok güçlü bir terapi sürecinden geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii sadece terapi olmak zorunda da değil bu. Mesela sosyal destek ağlarıyla da yapabilir aslında. Bu bir çeşit yüzleşme olur, çarpışma olur, sarsılma olur, ama kendisini ruhunun her zerresine kadar sorgulayacağı, kendisiyle yüzleşeceği bir eşiği görmeli insan. Aksi halde doğduğu andan itibaren içine girdiği bütün mekanlara, kimliklere, ilişkilere bu patolojileri taşıyor. Kendisiyle bir kere olsun çarpışmamış bir insan hayatını sürekli bir şeylere toslayarak yaşıyor.
Açken markete gittiğinde saçma sapan alışverişler yaparsın, belki hiç ihtiyacın olmayan şeyler alırsın. Ama tokken gidersen aklın başında; ağzın da miden de yerinde olur. İçimizdeki boşluk duygusu da böyle. Onu dışarıdan aldığımız şeylerle tamamlamaya çalışırken büyük bir iştahla sürekli yanlış şeylere yöneliyoruz, çünkü her şeyden önce kendimizi sağlıklı şekilde doyurmayı bilmiyoruz.











