Deepcosmoss (@Deepcosmoss) header
Deepcosmoss (@Deepcosmoss) profile picture

Uzay, kuantum ve insan zihninin görünmeyen bağları. https://nitter.cf/t.co/sNj1ce0ZJG

Gaziantep,
Joined February 2014
10 Nisan 2019'da insanlık ilk kez bir karadeliğin fotoğrafına baktı. Ama ilginç bir detay vardı: Fotoğraftaki karanlığın kendisi görünmüyordu. Gördüğümüz, etrafında dönen kızgın gazların ışığıydı. İnsan psikolojisi, travmalar ve anksiyete de tam olarak böyle çalışır
9
35
4
363
98,605
Evrene gönderdiğimiz en kişisel şey bir fotoğraf ya da şarkı değil. 27 yaşında yeni aşık olmuş bir kadının beyin dalgaları Haziran 1977 New York. Ann Druyan bir saat boyunca kıpırdamadan oturuyor. Başında elektrotlar var, kalbi ve beyni kayıtta. Önce Dünya'nın tarihini düşünüyor, yaşamın evrimini, insanlığın kurduğu ve yıktığı her şeyi. Sonra aşkı düşünüyor. Carl Sagan'la birbirlerine aşık olduklarını söylemelerinin üzerinden daha iki gün geçmişti O kayıt sıkıştırılıp yaklaşık bir dakikaya indirildi ve Voyager'ın altın plağına basıldı. Şu an Dünya'dan 25 milyar kilometreden fazla uzakta ve hâlâ gidiyor Akla ilk gelen soru şu oluyor. Bir uzaylı bunu bulsa ne düşündüğünü çözebilir mi. Dürüst cevap muhtemelen hayır. EEG ritimleri ve genel durumları gösterir ama düşünceyi kelime kelime kaydetmez. Plakta o sinyali düşünceye çeviren bir anahtar da yok Ama bana asıl çarpan şey çözülüp çözülmemesi değil. İnsanlık bütün dilleri bütün müziği yüzlerce fotoğrafı sığdırabilirken ekibin içinden biri bir duygunun kendisini göndermek istemiş. Neyi sakladığın neye değer verdiğini söylüyor Senin hayatın da bir kayıt. Telefonunda binlerce fotoğraf yüzlerce ekran görüntüsü bitmeyen bir akış var. Ama bir yerde zaten ayıklıyorsun, sadece bunu bilerek yapmıyorsun Bu akşam bir deneme yap
Altın plağına koyacağın 3 anı seç, bugünden ya da bu haftadan olsun
Her biri için tek cümleyle neden bu diye yaz
Yarın akşam aynısını tekrar et Martin Seligman ve ekibi 2005'te buna benzer bir şey denedi. Katılımcılar bir hafta boyunca her akşam o gün iyi giden üç şeyi ve nedenlerini yazdı. Altı ay sonra bile daha mutlu olduklarını bildirdiler. Sonraki incelemeler etkinin daha mütevazı olduğunu söylüyor ama yöntem hâlâ en ucuz egzersizlerden biri Druyan ve Sagan 1981'de evlendi. O gün hissettiği şey hâlâ bir plakta duruyor ve bir güneşin ötesinde gidiyor Sen ne gönderirdin
2
3
34
2,044
Güneş klasik fiziğe göre yanamaz. Yine de 4,6 milyar yıldır yanıyor ve bunun sebebi, alışkanlıklarının neden tutmadığını da açıklıyor Güneş'in çekirdeği yaklaşık 15 milyon derece. Ama iki protonun birbirini iten elektrik bariyerini klasik fiziğin kurallarıyla aşması için 10 milyar dereceden fazla gerekirdi. Yani hesaba göre Güneş sönük kalmalıydı Kuantum fiziği bunu çözüyor. Tünelleme denen olayda parçacık bariyerin üstünden aşmıyor, olasılığı sayesinde karşı tarafta beliriyor. George Gamow bunu 1928'de alfa bozunumunu açıklamak için kullandı, sonra yıldızlara uygulandı Burada gözden kaçan bir detay var. Tünelleme tek bir proton için çok nadir. Güneş'in çekirdeğindeki ortalama bir proton başka bir protonla kaynaşmadan önce yaklaşık 9-10 milyar yıl bekliyor. Peki Güneş neden parlıyor. Çünkü içinde yaklaşık 10⁵⁷ proton var. Tek tek neredeyse imkânsız olan şey, devasa bir sayıyla çarpılınca her saniye gerçekleşiyor Hayatındaki değişim de böyle çalışıyor. "Alışkanlık 21 günde kurulur" diye bilinir ama bu bir mit. Kaynağı bir plastik cerrahın hastalarında yaptığı gözlem, deney değil 2010'da Phillippa Lally ve ekibi 96 gönüllüyü 12 hafta izledi. Modele iyi uyan 39 kişide yeni bir davranışın otomatikleşmesi ortalama 66 gün sürdü. Aralık ise 18 ile 254 gün. Yani kişiden kişiye ve davranıştan davranışa çok değişiyor. Bu küçük bir çalışma, evrensel bir sayaç değil Ama en önemli bulgu şuydu: tek bir fırsatı kaçırmak süreci belirgin biçimde bozmadı. Çok tutarsız olanlar ise alışkanlığı oturtamadı Bu Güneş'in mantığı. Tek bir denemenin ağırlığı çok düşük, sonuç tekrar sayısından geliyor. Bir günü kaçırmak tünelin kapanması değil Bunu hayatına şöyle taşıyabilirsin 
Çok küçük tek bir davranış seç
Onu her gün aynı tetikleyiciye bağla, örneğin sabah kahvesinden sonra
Mükemmel olmayı bırak, tutarlı olmaya bak
Bir günü kaçırırsan ertesi gün aynı yere dön
66 günü kesin bir süre değil kaba bir ölçek olarak düşün Sonucu büyük bir hamlede arama. Güneş gibi çalış: her gün çok sayıda küçük deneme
5
8
68
6,815
Apollo 13'te üç astronot yavaş yavaş zehirleniyordu ve çözüm gemide zaten bulunan bir çoraptı Nisan 1970'te Apollo 13 yolda büyük bir patlama yaşadı. Mürettebat ay modülüne sığındı. Orası iki kişi için tasarlanmıştı, içinde üç kişi vardı. Birkaç gün sonra solunan havadaki karbondioksit tehlikeli seviyeye yaklaştı. Havayı temizleyecek lityum hidroksit kutuları vardı ama bir sorun çıktı: komuta modülünün kutuları kare, ay modülünün giriş yuvası yuvarlaktı. Kare kutu yuvarlak deliğe girmiyordu Houston'daki mühendisler masalarına sadece gemide bulunan malzemeleri döktü. Uçuş planının kapağı, plastik torbalar, uzay giysisi hortumları, iki çorap, koli bandı ve bir lastik kordon. Bunlardan bir adaptör tasarladılar ve adım adım telsizden astronotlara okudular. Astronotlar onu sırayla kurdu. Adına "posta kutusu" dediler. Karbondioksit düştü Bu hikâyede en şaşırtıcı şey çözümün kendisi değil, kimsenin çorabı "çorap" olarak görmemesi. Mühendislere o masada çorap bir giysi değildi, bir hava sızdırmaz dolgu malzemesiydi Psikolojide buna işlevsel sabitlik deniyor. 1945'te Karl Duncker bir deney yaptı. Katılımcılara bir mum, bir kutu raptiye ve kibrit verdi ve mumu duvara dikey takmalarını, balmumunun damlamaması için istedi. Çoğu kişi raptiyeleri kutudan çıkarıp mumu duvara yapıştırmaya uğraştı. Çözüm kutunun kendisiydi: duvara raptiyeleyip mumun platformu yapmak. Raptiyeler kutunun dışında verildiğinde, yani kutu "boş" göründüğünde çözenlerin sayısı belirgin biçimde arttı. Bir nesneyi bir işleve kilitleyince başka işlevini göremiyoruz Hayatımızda bu şekilde çıkmaza giriyoruz. "Param yok" diyoruz ama arkadaşlarımızın tanıdıklarını, bildiğimiz beceriyi, boş akşamları saymıyoruz. Hepsi masada duruyor ama kendi etiketleriyle Bu hafta Houston'ın yöntemini dene
Seni sıkıştıran sorunu tek cümleyle yaz
Masaya elindeki her şeyi dök: zaman, para, kişiler, beceriler, eşyalar, bilgi
Her birinin yanına normal işlevinin dışında en az bir kullanım yaz
Yeni bir kaynak aramadan önce bu listeyle ne yapılabileceğine bak Çoğu zaman çözüm eksik olanda değil, elindekine yapıştırdığın etikette Sen masana dökebileceğin ilk şey ne olurdu
2
8
125
12,701
Bir doktora öğrencisi her gün 30 metre grafik kâğıdını elle okuyordu. Kâğıdın bir yerindeki "çer çöp"ü atmadı ve evrenin en tuhaf nesnelerinden birini buldu 1967 yazında Cambridge'de 24 yaşındaki Jocelyn Bell, kendi kurmaya yardım ettiği bir radyo teleskobunun verilerini analiz ediyordu. Teleskop ekran vermiyordu, kalemle kâğıda çiziyordu. Her gün yaklaşık 30 metre kâğıt çıkıyordu ve hepsini tek tek gözle okuyordu 6 Ağustos 1967'de kâğıdın bir yerinde küçük, düzensiz bir iz fark etti. Kendi ifadesiyle "çer çöp". Televizyon vericisi ya da araba bujisi gibi parazitlere de benziyordu ve atılması çok kolaydı. Ama bu iz her seferinde aynı gökyüzü noktasında, aynı saatte geri geliyordu Kasım'da daha hızlı bir kayıt cihazı bağladı ve iz netleşti. Her 1,337 saniyede bir tekrar eden kusursuz bir ritim. Doğada böyle düzenli bir şey yoktu. Ekip bir süre şaka yollu "Küçük Yeşil Adamlar" bile dedi. Sonra anlaşıldı: bu hızla dönen bir nötron yıldızıydı, ilk pulsardı. Nobel ödülü 1974'te danışmanına gitti ama o ayrı bir tartışma Bell'in yaptığı şey dahiyane bir sezgi değildi. Parazitle gerçek sinyali ayırabilecek kadar verinin her gününü tanıyordu. Sapmayı fark etmenin ön şartı normalin neye benzediğini bilmek Bizim hayatımızda da aynısı oluyor. Hep aynı saatte çöken enerji. Hep aynı kişiyle konuştuktan sonra düşen ruh hâli. Pazar akşamı gelen o tanıdık ağırlık. Bunları "gürültü" diyerek atıyoruz Üstelik kendimizi tahmin etmekte iyi değiliz. 2010'da Science'ta yayımlanan bir çalışmada Matthew Killingsworth ve Daniel Gilbert binlerce insanın telefonuna gün içinde rastgele saatlerde mesaj gönderdi: şu an ne yapıyorsun, aklında ne var, nasıl hissediyorsun. İnsanlar zamanlarının yaklaşık yarısında yaptıkları işten başka bir şey düşünüyordu ve bu anlarda genelde daha mutsuzlardı. Kendi tahminleriyle bu gerçek örtüşmüyordu Jocelyn Bell'in yöntemini kendine uygula
Bir hafta boyunca günde 3 kez rastgele saatlerde alarm kur
Alarm çalınca üç şey yaz: ne yapıyordum, aklımda ne vardı, ruh halim 1-10
Hafta sonunda kâğıdı oku ve tekrar eden çer çöpü ara
Bir saat, bir kişi, bir düşünce, bir yer. Tekrar eden şey sinyaldir Bu bir tedavi değil. Aylardır süren çöküş ya da ilgisizlik varsa bir uzmanla konuş Bazen hayatındaki en önemli bilgi büyük bir olay değil, kâğıdın kenarındaki küçük bir sapma Sen kendi çer çöpünde ne görüyorsun 🔭
2
1
34
2,122
Harika bir twit ya. İnsanların bu kadar ucuz aksiyon, boş drama ve şöhret peşinde olmasını da buna bağlıyorum ben. Dikkatimizi yüzeysel şeylerden alamıyoruz ve hayatımızı sıkıcı buluyoruz. Spor araba bakmaktan her gün yanından geçtiği ağacın güzelliğini göremiyor bazısı.
1995'te bir astronom, herkesin "orada hiçbir şey yok" dediği boş bir noktaya Hubble'ı 10 gün boyunca çevirdi. Karşısına 3000 galaksi çıktı O dönemde Hubble'ın zamanı çok değerliydi ve her saati için onlarca bilim insanı sıraya girmişti. Enstitü direktörü Robert Williams kendi takdir yetkisindeki zamanı Büyük Ayı takımyıldızının yakınında, yıldız ve galaksi açısından neredeyse boş görünen küçük bir noktaya ayırdı. O nokta, yaklaşık yüz metre ötedeki bir tenis topunun gökyüzünde kapladığı alan kadar. Danışmanlarının bir kısmı bunu boşa harcanmış zaman olarak gördü Aralık 1995'te on gün boyunca yüzlerce pozlama aldı. Çıkan görüntüde yaklaşık 3000 galaksi vardı. Kimisi 12 milyar ışık yılı uzakta, kimisi evrenin ilk dönemlerinden. 2004'te aynı yaklaşımı daha uzun pozlamayla tekrarlayınca bu sefer yaklaşık 10 bin galaksi çıktı. Boş sandığın yer boş değildi, sadece kimse yeterince bakmamıştı İnsan zihni de böyle çalışıyor. 1999'da Daniel Simons ve Christopher Chabris izleyicilere basket oynayan insanların yaptığı pas sayısını saydırdı. Videonun ortasında goril kostümlü biri sahneye girip göğsüne vurarak çıkıyordu. İzleyicilerin yaklaşık yarısı gorili fark etmedi. Buna dikkat körlüğü deniyor. Dikkat bir yere kilitlenince, beynin geri kalanı o sahnede olanı sessizce siliyor Yani "benim hayatımda bir şey olmuyor" cümlesi bazen bir veri değil, bir dikkat ayarı İş arası, sıkıcı bir mevsim, bir bekleyiş, her günün aynı geçtiği bir dönem. Belki o dönemin içinde göremediğin şeyler dönüyor Williams'ın deneyini hayatına taşı
10 gün boyunca her akşam o gün normalde fark etmeyeceğin bir şeyi yaz 
Bir insan, bir ses, bir koku, bir düşünce olabilir
Karşılaştırma yapma, sadece kaydet
10. gün listeyi baştan oku Bu bir tedavi değil. Aylardır süren boşluk ve ilgisizlik hissi varsa bir uzmanla konuşmak asıl çözüm. Ama bazen hayat boş olduğu için değil, bakmadığımız için boş görünür Sen hangi dönemini "boş" sandın, şimdi baktığında ne buluyorsun 🔭
2
2
43
3,980
1995'te bir astronom, herkesin "orada hiçbir şey yok" dediği boş bir noktaya Hubble'ı 10 gün boyunca çevirdi. Karşısına 3000 galaksi çıktı O dönemde Hubble'ın zamanı çok değerliydi ve her saati için onlarca bilim insanı sıraya girmişti. Enstitü direktörü Robert Williams kendi takdir yetkisindeki zamanı Büyük Ayı takımyıldızının yakınında, yıldız ve galaksi açısından neredeyse boş görünen küçük bir noktaya ayırdı. O nokta, yaklaşık yüz metre ötedeki bir tenis topunun gökyüzünde kapladığı alan kadar. Danışmanlarının bir kısmı bunu boşa harcanmış zaman olarak gördü Aralık 1995'te on gün boyunca yüzlerce pozlama aldı. Çıkan görüntüde yaklaşık 3000 galaksi vardı. Kimisi 12 milyar ışık yılı uzakta, kimisi evrenin ilk dönemlerinden. 2004'te aynı yaklaşımı daha uzun pozlamayla tekrarlayınca bu sefer yaklaşık 10 bin galaksi çıktı. Boş sandığın yer boş değildi, sadece kimse yeterince bakmamıştı İnsan zihni de böyle çalışıyor. 1999'da Daniel Simons ve Christopher Chabris izleyicilere basket oynayan insanların yaptığı pas sayısını saydırdı. Videonun ortasında goril kostümlü biri sahneye girip göğsüne vurarak çıkıyordu. İzleyicilerin yaklaşık yarısı gorili fark etmedi. Buna dikkat körlüğü deniyor. Dikkat bir yere kilitlenince, beynin geri kalanı o sahnede olanı sessizce siliyor Yani "benim hayatımda bir şey olmuyor" cümlesi bazen bir veri değil, bir dikkat ayarı İş arası, sıkıcı bir mevsim, bir bekleyiş, her günün aynı geçtiği bir dönem. Belki o dönemin içinde göremediğin şeyler dönüyor Williams'ın deneyini hayatına taşı
10 gün boyunca her akşam o gün normalde fark etmeyeceğin bir şeyi yaz 
Bir insan, bir ses, bir koku, bir düşünce olabilir
Karşılaştırma yapma, sadece kaydet
10. gün listeyi baştan oku Bu bir tedavi değil. Aylardır süren boşluk ve ilgisizlik hissi varsa bir uzmanla konuşmak asıl çözüm. Ama bazen hayat boş olduğu için değil, bakmadığımız için boş görünür Sen hangi dönemini "boş" sandın, şimdi baktığında ne buluyorsun 🔭
22
132
9
1,029
137,105
Deepcosmoss retweeted
Gel de bunu telefonunu daha fazla kullanabilmek için ek süre isteği gönderen kızıma anlat. 5 dakika gecikse yanıtı Amerikan başkanı dahil herkesi arıyor bir de ne duygu sömürüleri amaaan 👹👹
Voyager 1'e Pazartesi sabahı bir komut gönderirsen cevabı Çarşamba sabahı alırsın. Biz bir mesajın cevabını üç saat bekleyemiyoruz Kasım'ın ortasında Voyager 1 Dünya'dan bir ışık günü uzaklığa ulaşacak. Yani ışık hızında giden bir sinyal bile ona 24 saatte varıyor, cevap da 24 saatte dönüyor. 1977'de fırlatılan sonda yaklaşık 25,9 milyar kilometre uzakta ve bu mesafede hızlı bir müdahale imkânsız. Ekip komutu gönderiyor, iki gün bekliyor ve sonra cevabı okuyor Bu bir zorunluluk ama bize bir model de veriyor. Çünkü biz aynı bekleyişi çok daha küçük ölçekte yaşıyoruz ve çok daha kötü yönetiyoruz. Mesaj gitti, görüldü, cevap yok. Zihin hemen senaryo üretmeye başlıyor Bunun bilimsel bir karşılığı var. 2016'da Nature Communications'ta yayımlanan bir deneyde (de Berker ve ekibi) insanlar şok alma olasılığı değişen bir oyun oynadı. Stres tepkileri şokun kesin geleceği durumda değil, olasılığın yarı yarıya olduğu en belirsiz durumda zirve yaptı. Zihin kötü haberden çok bilinmeyenle zorlanıyor Yani kaygıyı besleyen cevabın kendisi değil, ne olacağını bilmemek Voyager mantığını dene
Mesajı gönder ve bir daha kontrol etme
Önceden bir sınır koy: "Cuma akşamına kadar cevap yoksa şunu yaparım"
O sürede telefondan uzaklaş ve başka bir işe geç Psikologlar buna eğer-ise planı diyor. Peter Gollwitzer'ın araştırmaları bu tür planların hedefe ulaşmayı artırdığını gösteriyor. Belirsizlik sürüyor ama zihne bir sınır çizilmiş oluyor Bu bir tedavi değil. Sürekli yoğun kaygı yaşıyorsan bir uzmanla konuş 25 milyar kilometre uzaktaki bir araçla iki günlük gecikmeyle çalışabilen insanlar var. Senin bir mesajın cevabını bir akşam bekleyebilirsin
1
1
10
1,001
Voyager 1'e Pazartesi sabahı bir komut gönderirsen cevabı Çarşamba sabahı alırsın. Biz bir mesajın cevabını üç saat bekleyemiyoruz Kasım'ın ortasında Voyager 1 Dünya'dan bir ışık günü uzaklığa ulaşacak. Yani ışık hızında giden bir sinyal bile ona 24 saatte varıyor, cevap da 24 saatte dönüyor. 1977'de fırlatılan sonda yaklaşık 25,9 milyar kilometre uzakta ve bu mesafede hızlı bir müdahale imkânsız. Ekip komutu gönderiyor, iki gün bekliyor ve sonra cevabı okuyor Bu bir zorunluluk ama bize bir model de veriyor. Çünkü biz aynı bekleyişi çok daha küçük ölçekte yaşıyoruz ve çok daha kötü yönetiyoruz. Mesaj gitti, görüldü, cevap yok. Zihin hemen senaryo üretmeye başlıyor Bunun bilimsel bir karşılığı var. 2016'da Nature Communications'ta yayımlanan bir deneyde (de Berker ve ekibi) insanlar şok alma olasılığı değişen bir oyun oynadı. Stres tepkileri şokun kesin geleceği durumda değil, olasılığın yarı yarıya olduğu en belirsiz durumda zirve yaptı. Zihin kötü haberden çok bilinmeyenle zorlanıyor Yani kaygıyı besleyen cevabın kendisi değil, ne olacağını bilmemek Voyager mantığını dene
Mesajı gönder ve bir daha kontrol etme
Önceden bir sınır koy: "Cuma akşamına kadar cevap yoksa şunu yaparım"
O sürede telefondan uzaklaş ve başka bir işe geç Psikologlar buna eğer-ise planı diyor. Peter Gollwitzer'ın araştırmaları bu tür planların hedefe ulaşmayı artırdığını gösteriyor. Belirsizlik sürüyor ama zihne bir sınır çizilmiş oluyor Bu bir tedavi değil. Sürekli yoğun kaygı yaşıyorsan bir uzmanla konuş 25 milyar kilometre uzaktaki bir araçla iki günlük gecikmeyle çalışabilen insanlar var. Senin bir mesajın cevabını bir akşam bekleyebilirsin
6
12
1
81
8,153
Bu tweette sığmayan bir şey daha var Gaia teleskobu bazı karadelikleri görerek bulmadı. Yanındaki yıldızın yörüngesindeki küçük sallanmayı ölçtü. Görünmeyeni doğrudan görmek zorunda değildin, etkisini ölçmek yetti Travmayla çalışan terapistler de böyle başlar. Anlatamadığın olayı hemen çıkarmaya çalışmazlar, önce yörüngeye bakarlar Hangi durumlar seni tetikliyor Bedenîn nerede sıkışma var Hangi ilişkilerde aynı şeyi yaşıyorsun Ölçülebilen şey üzerinde çalışılabilir Bu çokça yoğun anlarda bir uzmanla yapılması gereken bir iş. Ama ilk adım olarak tetikleyicileri not etmek bile bir başlangıç 🕳️
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor Bugün kendine şunları sor 6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
1
2
50
2,853
Bu içerik ve çok daha fazlası, astrofizik ile insan psikolojisinin kesişimini incelediğim 6 bölümlük dijital rehberim "The Invisible Pull"dan bir kesitti. Rehberin tamamını (Türkçe & İngilizce PDF) buradan indirebilirsiniz: mhmt1903.gumroad.com/l/the-i…
5
521
Bir beyin kesitiyle evrenin haritasını yan yana koy, ikisini ayırt edemezsin. Aralarında 27 büyüklük mertebesi fark var Birinde ışıklı düğümleri ince liflerle birbirine bağlayan bir ağ var. Mikroskopla bakıyorsun, boyut milimetrenin altında. Diğerinde karanlık madde ve gazdan oluşmuş filamentler parlak düğümleri birbirine bağlıyor, arada devasa boşluklar duruyor. Hesaplanmış bir evren simülasyonu, boyut yüz milyonlarca ışık yılı İnternet buna "birebir aynı" diyor. Doğru değil 2020'de bir astrofizikçi, Franco Vazza ve bir nörocerrah, Alberto Feletti, kozmik ağın simülasyonunu ve beyin dokusu kesitlerini aynı matematiksel araçlarla karşılaştırdı. Bazı ölçeklerde yapının dalgalanma biçimi şaşırtıcı derecede benziyordu. Ama bağlantı yapısında önemli farklar da çıktı. Yani ortada ilginç bir benzerlik var, kanıtlanmış bir eşitlik yok. Yazarların kendileri de böyle sundu Peki neden bu kadar benziyorlar. Cevap büyülü bir bağ değil, ortak bir mantık olabilir Evrende kural çok basit. Biraz fazla madde olan yer daha fazla madde çeker, boş yer daha da boşalır. Bu tek kural milyarlarca yıl tekrar edilince filamentler ve boşluklar çıkıyor Beyinde de benzer bir kural var. Donald Hebb 1949'da şunu önerdi: birlikte çalışan nöronlar birbirine bağlanır, kullanılmayan bağlantılar zayıflar. Sık kullanılan yol kalınlaşıyor, kullanılmayan yol budanıyor Bu senin için ne anlama geliyor. 2000'de Eleanor Maguire Londra taksi şoförlerinin beynini taradı. Şehrin binlerce sokağını ezberlemek zorunda oldukları için hipokampüslerinin arka bölümü daha büyüktü. Deneyim ağın fiziksel yapısını değiştirmişti. Yetişkin beyni de yeniden örülüyor Yani bir korkuyu, bir düşünce kalıbını, bir alışkanlığı tekrarladıkça o yol otoyola dönüşüyor. Evrendeki filamentin madde çekerek büyümesi gibi, sık kullanılan yol daha da çekici hâle geliyor. Tersi de geçerli. Yeni bir tepkiyi tekrar tekrar uygularsan yeni bir patika açılıyor Bir de küçük dünya yapısı var. Duncan Watts ve Steven Strogatz 1998'de şunu gösterdi: bir ağın her noktasının her şeye doğrudan bağlı olması gerekmiyor. Birkaç uzun mesafeli köprü bütün sistemi canlı tutuyor. Beyin de böyle çalışıyor Hayatında o köprüler kimler. Seni farklı çevrelerle buluşturan bir arkadaş, bambaşka bir alana duyduğun merak, yeni öğrendiğin bir beceri. Uzak bölgeler arasında kurduğun her bağ yaratıcılık olarak geri dönüyor Bu hafta dene
Bir alışkanlık seç ve her gün sadece bir kez farklı bir tepki ver
Bildiğin rotadan farklı bir yoldan git
Uzun süredir konuşmadığın ve seni farklı düşündüren birine mesaj at
Haftalarca küçük tekrar et, büyük bir dönüşüm bekleme Bu bir mucize değil bir tasarım. Güzel bir benzetmeyi dürüstçe taşımak, onu abartmaktan çok daha etkileyici Evrenin hiçbir yerinde olmayan bir şey sende var. Kendi ağını fark edip onu bilinçli olarak yeniden örme gücü Sen şu an hangi yolu otoyol yapıyorsun
1
6
56
3,100
Shackleton ve iki arkadaşı dağdayken üç kişi olduklarını biliyorlardı ama dördüncü biri yanlarında yürüyordu. Üçü de aynı şeyi hissetti 1916'da Ernest Shackleton, Güney Georgia'nın dağlarını iki yoldaşıyla aşıyordu. Aç, yorgun ve uykusuzlardı. Sonradan üçü de aynı şeyi anlattı: yanlarında dördüncü bir varlık vardı. Kimse onu görmemişti ama hepsi varlığından emindi Yazar John Geiger buna "Üçüncü Adam Etkisi" adını verdi ve dağcılardan denizcilere, kutup kâşiflerinden pilotlara yüzlerce benzer anlatım topladı. Charles Lindbergh de 1927'de Atlantik'i tek başına geçerken kabinde başka varlıklar hissettiğini yazmıştı Bu doğaüstü bir şey değil, beynin bir ürünü. 2014'te Olaf Blanke ve ekibi sağlıklı gönüllülerde robotik bir cihazla beden algısını hafifçe bozdu ve "yanımda biri var" hissini laboratuvarda üretti. Beynin kendi bedenini ve hareketlerini izleyen sistemleri karışınca, o karışıklığı başka biri olarak yorumladığı anlaşıldı 1950'lerde Donald Hebb de gönüllüleri günlerce buğulu gözlüklerle ve gürültüyle yatırdı. Birkaç saat sonra bazıları görsel halüsinasyon bildirmeye başladı. Girdi kesilince beyin susmuyor, kendi girdisini üretiyor Yani yalnızlık zihni boş bırakmıyor. Doldurur Bu sadece kutupta olmuyor. Evde, telefonsuz kalınca dışarısı susuyor ve içerideki ses yükseliyor. Yargılayan iç ses, aynı kaygıyı döndüren düşünce. ESA ve Rusya'nın Mars-500 deneyinde 6 gönüllü 520 gün kapalı kaldı. Beklenen delirmek değildi, olan daha sessizdi: hareket azaldı, uyku bozuldu, günlerin ritmi kayboldu Astronotların yöntemi basit ve sana da uygun
Sabit uyku saati
Her gün biraz hareket
Telefonsuz 10 dakika sessizlik
Bir gerçek insanla düzenli konuşma
Günlük, çünkü iç sesi görünür kılmanın en kolay yolu Sessizlik yalnızlık değil. Sessizlik seçilir, yalnızlık hissedilir. Bağlantıyı koparma Bir not. Yalnızken gerçek olmayan bir ses ya da varlık hissi sıklaşıyor, korkutuyor ya da günlük hayatını bozuyorsa bir uzmanla konuş. Travma ya da ağır depresyon geçmişin varsa uzun sessizlik inzivalarını tek başına deneme Peki sen sessiz kaldığında içerideki ilk ses ne diyor
2
2
55
3,207
Evrenin en büyük sırrı belki de ne kadar büyük olduğu değil, o büyüklüğün içinde yaşayan beynimizin gerçekliği ne kadar eksik anlayabildiğidir. Kafatasının içindeki küçücük bir organ milyarlarca ışık yılı uzaktaki galaksileri hesaplayabiliyor, yıldızların nasıl öleceğini tahmin edebiliyor ve atomların davranışlarını açıklayan denklemler kurabiliyor. Ama aynı beyin, algıladığı dünyanın gerçekliğin tamamı olmadığını çoğu zaman unutuyor. Gördüğün renkler, hissettiğin zaman ve dış dünyaya ilişkin deneyimin, beyninin fiziksel sinyalleri işleyerek oluşturduğu bir model. Yani evreni doğrudan deneyimlediğini sanırken aslında onun zihninde kurulan versiyonunu yaşıyorsun. Kuantum dünyasına indiğimizde bu durum daha da tuhaflaşıyor. Çift yarık deneyinde parçacıkların hangi yoldan geçtiğine ilişkin bilgi elde edilmediğinde girişim desenleri ortaya çıkabiliyor; hangi yol bilgisini sağlayan fiziksel etkileşimler ise bu deseni ortadan kaldırabiliyor. Bu, insan bilincinin gerçekliği yarattığı anlamına gelmiyor. Asıl şaşırtıcı olan, doğanın en temel düzeyde bile günlük hayattaki sezgilerimize uymaması. Evren, bizim nasıl çalışmasını beklediğimize göre davranmak zorunda değil. Kuantum dolaşıklığında ise iki parçacık, aralarındaki ilişki nedeniyle birbirinden bağımsız sistemler gibi tanımlanamayabiliyor. Aralarındaki ölçüm sonuçları, klasik fizik kurallarıyla açıklanamayan korelasyonlar gösterebiliyor. Bu durum düşüncelerimizin uzaktaki insanları etkilediğini kanıtlamıyor ama gerçekliği yalnızca ayrı ayrı nesneler üzerinden anlamanın yeterli olmayabileceğini gösteriyor. Bazen parçaların kendisi kadar, aralarındaki ilişki de önem taşıyor. İnsan zihni de dünyayı anlamlandırırken sürekli bağlantılar kuruyor. Bir cümle, geçmişte yaşadığın bir olayı yeniden canlandırabiliyor; tek bir bakış, bir insan hakkındaki bütün düşünceni değiştirebiliyor. Çünkü beynin bilgiyi boş bir ekrana yazmıyor; onu anıların, beklentilerin ve duygularınla yorumluyor. Üstelik çoğu zaman kendi yorumunu gerçekliğin kendisi sanıyorsun. Bir şeye inandığında onu destekleyen işaretleri daha kolay fark edip karşıt kanıtları gözden kaçırabiliyorsun. Böylece zihninin oluşturduğu modele bakıp dünyanın gerçekten öyle olduğuna karar veriyorsun. Uzayla insan arasındaki bağın en somut tarafıysa bedenimizin içindeki maddede saklı. Vücudundaki bazı elementler, milyarlarca yıl önce yıldızların içinde gerçekleşen süreçlerde oluştu. Yıldızlar bu elementlerin bir kısmını uzaya yaydı; zamanla gezegenlerin ve yaşamın oluşumuna katılan maddeye dönüştüler. Sen de bu kozmik tarihin içinden ortaya çıktın ve şimdi geldiğin yeri anlamaya çalışıyorsun. Bu, evrenin insanı yaratmak için özel bir amacı olduğunu kanıtlamaz. Ama evrenin maddesinin bir bölümünün, evren hakkında soru sorabilen bir zihin oluşturduğunu biliyoruz. İşte paradoks burada: Evreni anlamak için zihnimize güvenmek zorundayız ama zihnimizin yanılabileceğini de yine onun sayesinde keşfediyoruz. Gözlerimiz elektromanyetik tayfın yalnızca küçük bir bölümünü görüyor, beynimiz sınırlı bilgilerle gerçeklik modeli kuruyor. Buna rağmen teleskoplarla uzak galaksileri inceliyor, doğrudan göremediğimiz kuantum süreçlerini matematikle açıklıyor ve milyarlarca yıl önce gerçekleşen olayların izlerini bulabiliyoruz. Zihnimizin sınırları, evrenin sınırları demek değil. Belki de insanın evrendeki en tuhaf özelliği, evrenin tamamını anlayamayan bir beyne sahip olması değil; bu beynin kendi sınırlarını fark edip onları aşmaya çalışmasıdır.
21
133
7
795
37,078
Hep aynı tür insanlara çekiliyorsan şanssız değilsin, bir yörüngedesin Evrendeki en parlak nesnelerin bir kısmı kuasarlar. Süper kütleli bir karadeliğin etrafında dönen gaz, içeri düşmeden önce aynı yolu tekrar tekrar izliyor. Sürtünme onu milyonlarca dereceye kadar ısıtıyor ve gaz X ışını olarak parlıyor. NASA'nın Chandra gözlemevi bu ışımayı defalarca yakaladı. Uzaktan bakınca göz kamaştırıcı bir güzellik. Yakından bakınca aynı yörüngenin sürtünmesi İlişkilerde de çok yoğun başlayan şeyler böyle hissettiriyor. İlk haftalardaki o şiddetli çekim her zaman uyum değil. Bazen tanıdık bir yörüngeye geri dönmenin heyecanı Freud buna tekrarlama zorlantısı dedi. Kişi çözemediği acıya bilinçdışı olarak geri dönüyor ve sanki bu sefer farklı bitecekmiş gibi benzer durumları yeniden kuruyor. Bağlanma kuramı da erken ilişkilerden öğrendiğimiz beklentilerin yetişkin ilişkilerimizi şekillendirebildiğini söylüyor. Bunlar yorum çerçeveleri, kesin yasalar değil, kanıtlar da karışık. Ama çoğu insan kendi hayatında bu örüntüyü tanıyor İyi haber şu. Yörünge kader değil. Yörüngeyi okuyabilen onu değiştirebiliyor Bu hafta dene
Son 3 ilişkinde ya da işinde ilk iki haftada ne hissettiğini yaz
Heyecan mıydı, rahatlama mıydı, endişe mi
Ortak olan duyguyu bul
Bir sonraki sefer o duyguyu gördüğünde kararını bir hafta ertele Yoğunluk her zaman uyum demek değil. Bazen alarm demek Aynı kalıp yıllardır tekrar ediyorsa bağlanma ya da şema odaklı bir terapist çok işe yarar. Şiddet ya da istismar yaşıyorsan suç sende değil, bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş Sen ilk iki haftada hangi hissi tanıyorsun
1
3
46
2,270
Çarpışan iki galaksi kümesinde ağırlık merkezi, görünen maddenin olduğu yerde değildi. Hayatındaki asıl çekim de orada olmayabilir 2006'da astronomlar Mermi Kümesi denen bir çarpışmayı ölçtü. İki galaksi kümesi birbirinin içinden geçmişti. Sıcak gaz, yani sıradan maddenin büyük kısmı, sürtünmeyle yavaşlayıp ortada kaldı. NASA'nın Chandra gözlemevi bu gazı X ışınlarında açıkça gösterdi Ama Hubble ve yer teleskoplarıyla ölçülen kütleçekimsel mercekleme başka bir şey söyledi. Kütlenin büyük bölümü gazla birlikte kalmamıştı, çarpışmadan geçip gitmişti. Yerçekiminin merkezi, gözle gördüğün şeyin olduğu yerde değildi Karanlık maddenin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Bir azınlık bilim insanı yerçekimi yasalarının değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Ama ölçüm net: görünen şey ile asıl çeken şey aynı yerde olmayabilir Bunu kesin bir yasa gibi değil benzetme olarak okuyorum. Çünkü psikolojide de benzer bir bulgu var. 1977'de Nisbett ve Wilson insanlara davranışlarının nedenini sordu. Cevaplar çoğu zaman gerçek nedenle örtüşmüyordu ama katılımcılar çok emindi. Gördüğümüz açıklama her zaman asıl çekim değil "İşim yüzünden mutsuzum" diyorsun. Belki uykusuzluk, belki söyleyemediğin bir ihtiyaç, belki aynı yerde tekrar eden bir tepki. Görünen gaz orada duruyor ama merkez başka yerde olabilir Bunu yalnız düşünerek çözemezsin, ölçmen gerekiyor
7 gün boyunca seni rahatsız eden her anı kısaca not et
Ne olmuştu, bedeninde ne hissettin, kendine ne dedin 
Hafta sonunda ortak olanı ara Bir not. Yoğun kaygı ya da aylardır süren bir sıkıntı varsa bu bir uzmanın işi Çoğu zaman cevap tek bir cümlede toplanıyor. Senin gazın ne, asıl kütlen nerede
2
5
1
73
4,068
Deepcosmoss retweeted
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor Bugün kendine şunları sor 6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
10 Nisan 2019'da insanlık ilk kez bir karadeliğin fotoğrafına baktı. Ama ilginç bir detay vardı: Fotoğraftaki karanlığın kendisi görünmüyordu. Gördüğümüz, etrafında dönen kızgın gazların ışığıydı. İnsan psikolojisi, travmalar ve anksiyete de tam olarak böyle çalışır
21
386
19
3,125
515,079
Benim takip ettiğim en kaliteli hesap sana ait. Herkese başkasının parayla sattığı sistemleri bedavaya veriyorsun. İnsanları tüketimden ziyade üretime teşvik ediyorsun. Ben sadece yakınen gördüğüm 50 kadar hesabın senin desteğinle nerelere gittiğini biliyorum. Herkese senin ne paralar kazandırdığını ve 1 TL bile almadan işi nereye getirdiğini biliyorum, o yüzden çok kıymetlisin benim için. Bak bu kurduğun sistem sayesinde artık youtubede anlatacağım burada yazdıklarımı ve tuşla yapacağım. Seni takip etmeyen çok şey kaybeder. Teşekkür ediyorum.
Şu adamı okumak benim zevk aldığım tek şey. Sakinleşiyorum, uzayın derinliklerine gidip geliyorum. Cidden inanılmaz kaliteli bir hesap. 2 şey öğrensem fena olmaz dediğim bir yer yani. Kitap yazsa alınır.
4
5
129
17,535
Deepcosmoss retweeted
Daha önce hiç bilgim yoktu uzay ile ilgili ama bu hesabı takip etmeye başladıktan sonra kendim de bir huzur ve rahatlama bile hissediyorum. Her türlü bilgiyi anlatıyor her detay var içerisinde. Takdire şayan inanılmaz
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor Bugün kendine şunları sor 6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
1
2
16
2,808