Müslümanların birçoğunda hele mürekkep yalamışlarındakilerde tarif edilemez, iflah olmaz, çaresi bulunamaz bir aşağılık kompleksi 200 senedir devam etmektedir.
Bu zavallılar batıcı lumpenleri entelektüel, gelişmiş, her şeyi aşmış, yalamış, yutmuş, başarılı, becerikli zannetmektedirler.
Halbuki batıcı lumpenlerin en az %80'i de onlar gibi zavallıdır.
Ezik muhafazakarlar batıcı lumperlerin, dünyayı bilen, bir kaç yabancı dile vakıf, çevresinde olan bitenden haberdar, okuma kapasitesi son derece geniş şeklinde, en az %80, sahip olmadığı özelliklerle bezendiğini düşünmektedirler.
Bu ezik muhafazakarlara söylüyorsunuz. Batıcı lumpenlerin literatürlerinde bildikleri ilerici, dünyaya açık, çağdaş şeklinde birkaç kelimedir diyorsunuz, acaba gerçekten öyle midir diye ümitsizce, zavallıca size bön bön bakmaktadırlar
Bu lumpenlerin bırakın dünyaya açık olmalarını Türkiye'nin komşusu olan ülkelerin başkentlerini bile sayamazlar, bu ülkelerin önemli siyasetçilerini bilemezler ama kendilerini, dünyaya açık, ilerici çağdaş diye mütemadiyen tanıttıkları için ezik muhafazakarlar onların böyle olduklarına hemen inanırlar.
Onları çok kitap okuyan zannederler, lumpenlerle okudukları kitapları yarıştırırken kitaplar hakkında bildikleri birkaç cümleyle o kitapları okumuş gibi yaparlar.
Bu lumpenler bu kadar zavallıdır.
Ancak Ezik muhafazakarlar ise onları bir şey zannettikleri için onlardan daha büyük zavallıdır.
youtu.be/Na1TXZxeiGU
Ezik muhafazakarların, neden artık aşağılık kompleksinden sıyrılmaları gerektiğini Youtube'da daha detaylı anlatmaya çalıştım.
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (04 Kasım 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Sohbetimizi ekteki linkten(youtube.com/live/wiksnoMOiMs)
canlı olarak izleyebilirsiniz
Eşinizle ya da çocuğunuzla bir tartışmaya başladığınızda yapacağınızı ilk iş sinirinizi sıfıra indirmek olsun.
Eğer tartışmaya sinirinizi yansıtmazsanız o tartışmada münakaşaya girdiğiniz kişi kim ise onu kesinlikle kazanırsınız.
Tabii bir tartışma anında siniri muhafaza etmek çok zor.
Sinirinizi muhafaza etmek için de sürekli ama sürekli, sesini yükseltme, sesini tonunu sertleştirme, bir süre sonra tartışma sona erecek ve muhatabın seni anlayacak, sen de onu anlayacaksın şeklinde, kendi kendinize, bir an bile boşluk bırakmadan mütemadiyen telkinlerde bulunun.
Boşluk bırakırsanız eğer şeytan sizi muhatabınıza karşı kışkırtacak, sesinizi yükselttirecek, bağırıp çağırmanıza yol açacaktır.
Bu yüzden kendinizi, sesinizi yükseltmemek, sinirlenmemek üzere sürekli ama sürekli, mütemadiyen frenleyin.
Eğer böyle yaparsanız tartışmanın sonunda muhatabınız kesinlikle bu çabanızı anlayacak size yumuşayacak, muhabbet beslemeye başlayacaktır.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (04 Kasım 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
İT, AT'IN TAHTINA OTURUR MU? YENİ YAZIM... OKUYUP VE BOLCA OKUTALIM... ZEHİRLİ CEPHE sakaryayenihaber.com/makale/… .
Çocuklarınıza tesettürü 4-5 yaşlarından itibaren sevdirmeye, ona alıştırmaya başlayın.
İslam'da namazın akil baliğ olmadığı halde 7 yaşından itibaren tavsiye edilmesi, akil baliğ olana kadar birkaç yıl içinde namaza tam bir alışkanlık kazanabilmesi içindir.
Bu yüzden de tesettür de akil baliğ olmadan birkaç yıl geriden başlatılmalıdır.
Tesettürü başlatmayıp, çocuk hevesini alsın ondan sonra kendisi tesettüre girer şeklinde bir riske sakın girmeyin.
Çocuk neye alıştıysa bu alışkanlık, fiziki psikolojik tüm bedenine sirayet eder de sonra bu alışkanlığından vazgeçirmekte güçlük çekersiniz hatta vazgeçiremezsiniz.
Çocuğunuz tesettürsüz bir şekilde hayatını sürdürme durumunda kalabilir.
Çünkü çocuk neye alıştıysa hayatını o alışkanlığı çerçevede sürdürmesi ilk ihtimaldir ne yazık ki.
Sonradan düşünüp kendisini tekrar tesettüre hazır hale getirebilir ama tesettürün alabildiğine ihlal edildiği şu ortamda çocuğunuz kendi kendisini tesettüre nasıl alıştırabilecek. Sakın bu riske girmeyin.
Çocuk ayrıca, tesettürsüz alıştığı ortamda akranlarıyla, tesettürsüz kıyafet anlamında ben onlardan daha güzelim psikolojisiyle yarışa bile girebilir.
Çocuğunuzu geri alamazsınız hatta sadece tesettürsüz bir şekilde hayatını sürdürmez, aynı zamanda dekolteler, miniler, taytlar çocuğun hayatına girer.
Sadece başörtüyü alıştırmamakla, başınıza başörtüsüzlük şeklinde bir sıkıntı gelmez.
Taytlarla, minilerle, dekoltelerle uğraşır halde bulursunuz kendinizi.
Mesela;
Sigaradan hevesini alsın sonra bırakır
Kumardan hevesini alsın sonra bırakır
Alkolden hevesini alsın sonra bırakır
diyebiliyor musunuz, bu riskleri göze alabiliyor musunuz.
Tesettürsüzlük riskini de lütfen göze almayın.
Huzurlu bir şekilde üst üste birkaç gün geçiremiyoruz desek sanırım abartıda bulunmuş olmam inşallah.
Bütün yasaklamalar kalktı derken bir yerden turuncu ceketlerinin birisi çıkıyor takkemize takıyor, kıyafetimize müdahale ediyor.
Bu nedir arkadaş yaa.
Bunlardan yakamızı bir kurtaramayacak mıyız.
Azerbaycan'daki başörtü yasağıyla meşgul olurken başka bir başlık yasağı, takke yasağı Kocaeli'nde, dibimizde çıktı.
Yani yetkililerden bu konuya radikal bir çözüm bekliyoruz.
Artık biz önüne gelen her turuncu ceketlinin keyfi tercihleriyle baş başa mı kalacağız.
Bunların karınlarındaki gazlar sebebiyle imtihanlara moralimiz bozuk mu gireceğiz.
Hiç kimsenin ortaya koymadığı bir yasağı bu turuncu ceketli neye dayanarak çıkartıyor, ortaya koyuyor.
Allah rızası için ibreti alem olsun diye şu konuya bir çözüm bulun lütfen.
Her önüne gelen turuncu ceketlinin insafına, kafasındaki kaygılara, karnındaki gazlara maruz kalmaktan bıktık usandık.
Kocaeli Cahit Elginkan Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) sınavında, Ahmet Emin Yıldırım kardeşimizin başındaki takkenin çıkartılmak istenmesi, tamamen şahsi ve keyfi bir kararla inanç hürriyetine yapılan kabul edilemez bir müdahaledir. Elbette sınav merkezlerinin güvenliği önemlidir ve kurallara riayet edilmesi esastır; ancak bu durum inanç hürriyetini gasp etme aracına dönüştürülemez. Nasıl ki havalimanlarında güvenlik aramaları yapıldıktan sonra başlıklar/takkelerimiz tekrar takılabiliyorsa, aynı hassasiyet sınav salonlarında da geçerli olmalıdır. Tarama yapıldıktan sonra İslami bir şiar olan takkeye müdahale etmek, "O zaman gömleğimizi de mi çıkartıp sınava gireceğiz?" sorusunu akıllara getirmektedir. Özgürlük bu ülkede yaşayan herkesindir ancak söz konusu İslam'ın şiarları olduğunda sergilenen bu tahammülsüzlük ve çifte standart son derece manidardır. Ahmet Emin Yıldırım'ın yaşadığı bu mağduriyetin ve sınav görevlisinin hangi kasıtla hareket ettiğinin araştırılarak gerekenin yapılması devlet büyüklerimizden beklentimizdir; çünkü özgürlük herkes içindir ve Müslümanların inanç hürriyeti en temel haktır.
Kıymetli bakanlarımıza arz ederiz
@Yusuf__Tekin @mustafaciftcitr
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
Kocaeli Cahit Elginkan Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) sınavında, Ahmet Emin Yıldırım kardeşimizin başındaki takkenin çıkartılmak istenmesi, tamamen şahsi ve keyfi bir kararla inanç hürriyetine yapılan kabul edilemez bir müdahaledir. Elbette sınav merkezlerinin güvenliği önemlidir ve kurallara riayet edilmesi esastır; ancak bu durum inanç hürriyetini gasp etme aracına dönüştürülemez. Nasıl ki havalimanlarında güvenlik aramaları yapıldıktan sonra başlıklar/takkelerimiz tekrar takılabiliyorsa, aynı hassasiyet sınav salonlarında da geçerli olmalıdır. Tarama yapıldıktan sonra İslami bir şiar olan takkeye müdahale etmek, "O zaman gömleğimizi de mi çıkartıp sınava gireceğiz?" sorusunu akıllara getirmektedir. Özgürlük bu ülkede yaşayan herkesindir ancak söz konusu İslam'ın şiarları olduğunda sergilenen bu tahammülsüzlük ve çifte standart son derece manidardır. Ahmet Emin Yıldırım'ın yaşadığı bu mağduriyetin ve sınav görevlisinin hangi kasıtla hareket ettiğinin araştırılarak gerekenin yapılması devlet büyüklerimizden beklentimizdir; çünkü özgürlük herkes içindir ve Müslümanların inanç hürriyeti en temel haktır.
Kıymetli bakanlarımıza arz ederiz
@Yusuf__Tekin @mustafaciftcitr
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (28 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Sohbetimizi ekteki linkten(youtube.com/live/MTZBZHZS6UQ)
canlı olarak izleyebilirsiniz
Aile içi tartışmalarda, zihnindekini bir an önce söyleme isteği çiftlere büyük hatalar yaptırmaktadır.
Tartışma sırasında zihnindekini söyleyerek haklı çıkacağını düşünen karı ya da koca, daha da ileri giderek muhatabının sözünü kesmek suretiyle tartışmayı derinleştirmektedir.
Tabii sözü kesilen diğer eş buna ciddi derecede sinirlenmektedir.
Kendinizi bu durumlara düşürmeyin. İnşallah olmaz ama aile içi tartışmalar yaşadığınızda ne olursa olsun, eşinizin sözünü hiçbir surette asla kesmeyin.
İsterseniz söyleyeceklerinizi unutacak bile olsanız eşinizin konuşmasını bitirmesine muhakkak fırsat verin.
Bunu yapmazsanız zihninizdekini söyleseniz bile kuvvetle muhtemel bu işe yaramayacaktır. Çünkü sizin zihninizdekini söylediğiniz şeye karşı eşiniz de bir şey söyleyecek konu anlaşma değil kavgaya dönecektir.
Bu yüzden eğer tartışmaya girseniz bile bu durumda konuşmak için acele etmeyin. Bu acele size, başta eşinizi sinirletmek olmak üzere çok büyük hatalar yaptıracaktır.
Siz sabırla eşinizin sözünü bitirmesini beklerseniz hiç merak etmeyin, konuşma sırası önünde ya da sonunda mutlaka size gelecektir. Buna emin olabilirsiniz
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (28 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
SİYONİZME HİZMET ETMENİN, KILIĞI KIYAFETİ YOK BU ÜLKEDE... EN ÇOK TA, MUHAFAZAKAR KILIKLILAR HİZMET EDİYOR İSRAİL'E... NASIL MI? YENİ YAZIM... OKUYUP VE BOLCA OKUTALIM... ANCAK BU KADAR… sakaryayenihaber.com/makale/… .
İstanbul Barosu seçimlerini kazanan Ümit Kocasakal ağzını yaya yaya Millilikten bahsediyor, hedef gösterdiği kitleyi milli olmamakla suçluyor ama kendisi 1821'de Morayı koparmak için Osmanlıya isyan eden Rum asileri desteklemek için Yunanistan'a kadar giden Türk düşmanı ve küçük kızlara tecavüz eden Epstein benzeri Victor Hugo'yu referans olarak gösterebiliyor.
Yani terör destekçisini övüyor.
Ne demek yani, Mora Osmanlı toprağıydı, Morayı Osmanlı'dan koparmak üzere hareket edenler Rum ayrılıkçı teröristlerdi.
İşte bu Rum ayrılıkçı teröristleri 1821'de Osmanlı askerlerine kışkırtmak için üşenmeden yorulmadan Yunanistana kadar giden terör destekçisi, Türk düşmanı, İslam düşmanı Victor Hugo'yu kendisine örnek olarak alabiliyor.
Isterseniz Victor Hugo'nun Türklerin aleyhine yazdığı
"Mavi Gözlü Yunan Çocuğu" şiirini bir okuyun. Türklere nasıl kin tuttuğunu ve iftira attığını kendi gözlerinizle görün.
Türkler geçti buradan; her şey yıkıntı ve matem.
Sakız, şarap adası, şimdi karanlık bir kayalık,
Yaprakları dökülmüş, neşesiz çamların gölgesinde.
Ne bir ev kalmış ayakta, ne bir kule, ne bir duvar,
Ne de çan sesleri yükselen o eski kiliselerden bir iz...
Her şey susmuş. Sadece o ıssız kayalıkta,
Mavi gözlü, sarı saçlı bir Yunan çocuğu oturur;
Başını eğmiş hüzünle, kimsesiz ve yapyalnız.
Sığınacak bir çatıdan, tutunacak bir daldan yoksun,
Bu korkunç harabelerin ortasında tek başına.
Ey çocuk, diyorum, ne istersin hüzünlü gözlerinle?
Ağlama artık! İster misin sana bu tatlı meyveleri vereyim?
Ya da şakıyan o altın kanatlı kuşu getireyim mi?
Ne istersin gülümsemen için, söyle bana?
Güzel bir çiçek mi, yoksa mavi dalgalarda yüzen bir sandal mı?
Mavi gözlü çocuk yanıt verir:
— Ben barut istiyorum, fişek istiyorum!
Victor Hugo'nun iğrençliği sadece bu kadar mı, tabii ki hayır.
Victor Hugo ayrıca, epistein gibi küçük kızları taciz eden bir sapık.
Dünyaya servis edilen Sefiller adlı romanıyla sefilliğin edebiyatını yapan bu yaşlı sapık, küçük kızların açlığını ve yoksulluğunu fırsat bilerek onları iğrenç emellerine alet ediyordu.
Bu iğrenç fiili yaparken hayvani bir çılgınlıkla aç kızların üzerine çullanıyordu.
Sefilliğin edebiyatını yazan bu yaşlı sapık hayatını sürdürmek için bedenlerini satmak zorunda kalan bu kızlara acımak bile aklından geçmiyordu.
Halkın kadınlarının hayatta kalmak için bedenlerini satmak zorunda bırakılmasının trajik kaderi üzerine Sefiller adlı eseri ile güya nesilleri ağlatan bu sapık, aynı tecavüzü birkaç sent karşılığında kendisi büyük bir rahatlıkla yapabiliyordu.
Büyük ahlakçı, üstelik, sapkınlıklarının korkunç bir muhasebesini tutmaktan geri de durmuyordu.
Özel defterlerinde, iğrenç ücretleri, yaşları ve cinsel fantezileri titizlikle not ediyor, sefillerin bedenini basit bir hesap defterine indirgiyordu.
Şifreli günlükleri, örneğin "Küçük çamaşırcı kız, 15 yaş: 2 frank" ya da "Verrerie Sokağı'ndan kız, 16 yaş. 1 frank 50" gibi ürpertici girdilerle dolu; bunların arasında, İspanyolca kodlanmış, küçük kızların bedenlerini diline dolamış, cinsel dozları yüksek betimlemeler yer alıyordu.
Bu adamın zalimliği, ona hayatını adamış sadık sevgilisi Juliette Drouet ile daha trajik bir şekilde ortaya çıkıyordu. Halbuki kadın, varlığını ona feda etmişti.
Yazar, kendini evrensel özgürlüğün şampiyonu olarak yüceltirken, sevgilisinden tam bir itaat talep ediyor, onu çift kilitle hapsediyordu.
Halkları Manipüle ederek kitaplarından elde ettiği telif haklarından devasa bir servet biriktirirken, kadını aşağılayıcı bir yoksulluk içinde tutmaktan sadist bir zevk alıyordu.
Mektuplaşmaları, bir kadının çilesini gün yüzüne çıkarıyor. Kışın üşüyerek, kasaba ya da odun için yalvarmak zorunda kalıyor, çaresizce şöyle yazıyordu: "O kadar yoksulum ki sevgilim, ayaklarıma giyecek ayakkabım bile kalmadı".
Kendi elbiselerini rehin vererek hayatta kalmaya çalışırken, Hugo, yoksul mahallelerden genç kızlarla defalarca birlikte olmak için sınırsız harcamalar yapıyordu.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi 15 ve daha küçük yaşlardaki yoksul kızları para karşılığı taciz eden Epsteinin bir kopyası gibi Victor Hugo'nun reklamını kütüphanesinin duvarında yapabilmekte ne yazık ki
Dünyaya servis edilen Sefiller adlı romanıyla sefilliğin edebiyatını yapan Bu yaşlı sapık, bu kızların açlığını ve yoksulluğunu fırsat bilerek onları iğrenç emellerine alet ediyordu.
Bu iğrenç fiili yaparken hayvani bir çılgınlıkla yoksul kızların üzerine çullanıyordu.
Sefilliğin edebiyatını yazan bu yaşlı sapık hayatını sürdürmek için bedenlerini satmak zorunda kalan bu kızlara acımak bile aklından geçmiyordu.
Halkın kadınlarının hayatta kalmak için bedenlerini satmak zorunda bırakılmasının trajik kaderi üzerine güya nesilleri ağlatan bu sapık, aynı sefaleti birkaç sent karşılığında kendisi büyük bir rahatlıkla yapabiliyordu.
Büyük ahlakçı, üstelik, sapkınlıklarının korkunç bir muhasebesini tutuyordu. Özel defterlerinde, iğrenç ücretleri, yaşları ve cinsel eylemleri titizlikle not ediyor, sefillerin bedenini basit bir hesap defterine indirgiyordu.
Şifreli günlükleri, örneğin "Küçük çamaşır kız, 15 yaş: 2 frank" ya da "Verrerie Sokağı'ndan kız. 16 yaş. 1 frank 50" gibi ürpertici girdilerle dolu; bunların arasında, İspanyolca kodlanmış soğuk anatomik betimlemeler yer alıyordu.
Bu adamın zalimliği, ona hayatını adamış sadık sevgilisi Juliette Drouet ile daha trajik bir şekilde ortaya çıkıyor; kadın, varlığını ona feda etmişti.
Yazar, kendini evrensel özgürlüğün şampiyonu olarak yüceltirken, sevgilisinden tam bir itaat talep ediyor, onu çift kilitle hapsediyordu.
Telif haklarından devasa bir servet biriktirirken, onu aşağılayıcı bir yoksulluk içinde tutmaktan sadist bir zevk alıyordu.
Mektuplaşmaları, bir kadının çilesini gün yüzüne çıkarıyor. Kışın üşüyerek, kasaba ya da odun için yalvarmak zorunda kalıyor, çaresizce şöyle yazıyordu: "O kadar yoksulum ki, sevgilim, ayaklarıma giyecek ayakkabım bile kalmadı".
Kendi elbiselerini rehin vererek hayatta kalmaya çalışırken, Hugo, yoksul mahallelerden genç kızlarla defalarca birlikte olmak için sınırsız harcamalar yapıyordu.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi de kütüphanenin alnına bu sapığın ismini ve kitabını yapıştırarak reklamını yapabiliyor.
Akıl alır gibi değil.
Oktay Saral kardeşimiz ADAM'dır.
Aynı onun dediği gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın bildiği bir şey vardır, biz ona itiraz etmeyiz.
Bu saatten sonra Oktay kardeşimiz değil, görevdeyken görevinin hakkını veremeyen ezik, korkak tenekeler kişiler düşünsün.
Çünkü o, görevdeyken görevinin hakkını fazlasıyla vermiş ADAM gibi ADAM'dı.
Zira nice önemli görevlerde bulunup adam zannettiğimiz o kadar boş çuvallar var ki.
Bugün, 2016 yılından bu yana büyük bir onur, şeref ve sorumlulukla yürüttüğüm Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığı görevimden istifamı sunmuş bulunuyorum.
Makamlar gelip geçer, unvanlar el değiştirir. Asıl mesele, insanın hangi makamda oturduğu değil, hangi değerlerin arkasında durduğudur. Bizim için esas olan makamlar değil, yıllardır aynı istikamette yürüdüğümüz davamız ve Sayın Cumhurbaşkanımızla omuz omuza verdiğimiz mücadeledir.
Bu kararım, inandığım değerlerden ve milletimize hizmet etme irademden bir adım geri atmak anlamına gelmemektedir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim.
Rabbim bizleri makamların gölgesinde güç arayanlardan değil, hakikatin ışığında dimdik duranlardan eylesin. Bedeli ne olursa olsun inandığı değerleri savunanlardan eylesin.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
🚨Milyarları Götürenler Dışarıda, Peygamberimizi Savunanlar Hâkim Karşısında!
Büyük Doğu Akıncıları İstanbul İl Başkanı Alper Kaan Aykut, Leman dergisinin Peygamber Efendimiz’e yönelik yayınına tepki gösterdiği için yeniden hâkim karşısına çıkıyor.
Tüm Müslüman kardeşlerimizi, Alper Kaan Aykut’u yalnız bırakmamak ve duruşmaya destek olmak için Çağlayan Adliyesi’ne davet ediyoruz!
📅 27 Ekim Salı
🕚 11.00
📍 Çağlayan Adliyesi – 32. Asliye Ceza Mahkemesi
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
Trabzonspor Taraftarına Allah Rızası İçin Bir Hatırlatma
«Kim Allah’ın şiarlarına (dinin koyduğu sembollere ve kutsallara) saygı gösterirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.» (Hac Sûresi: 32.Âyet-î Kerîme)
İslam fıkhında Allah Teâlâ’nın ism-i şerifi ve Kur’an-ı Kerim ayetleri, şeriatın tazim gösterilmesini emrettiği en mukaddes değerlerin başında gelir. Mukaddesatın hürmetine aykırı düşecek, onları sıradanlaştıracak veya birer eğlence aracı haline getirecek tutumlara karşı fukaha son derece titiz davranmıştır. Klasik Hanefî fıkıh kaynaklarında ve Molla Ali el-Kârî’nin Şerhu Elfâzi’l-Küfr adlı eserinde ele alınan meseleler, günümüzde stadyum tribünlerinde atılan birtakım slogan ve tezahüratların şer’î boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Fıkıh kitaplarında yer alan hükümlere göre; bir kimsenin Kur'an'ı, mescitleri veya dinin yücelttiği unsurları hafife alması (istihfâf) kesin olarak yasaklanmıştır. Nitekim “Her kim Kur’an’ı, mescidi veya şeriatın tazim kıldığı benzeri bir şeyi hafife alırsa kâfir olur" hükmü, şeriatın yücelttiği değerlere saygının önemini ortaya koymaktadır.
Yine insanların kalabalıklaştığı bir ortamda sırf mizah, laubalilik veya durumun ritmine uymak amacıyla ayet okunması yahut Allah’ın kelamının kişisel sözlerin yerine ikame edilmesi, mukaddesatı değersizleştirme şüphesi taşıdığı için sakıncalı görülmüştür. Nitekim eserde geçen "Her kim Allah Teâlâ’nın kelamını kendi sözünün yerine hafife alarak/değersizce kullanırsa kâfir olur" ifadesi ile kalabalığı görünce Kehf Sûresi 99.Âyet-i Kerîme’yi okuyan kimse örneğinde belirtildiği gibi; kişi bu sözü kendi fiiliymiş gibi kullanırsa imani tehlikeye düşer. Ancak kastı insanlara ibret vermek veya kıyameti hatırlatmak (tezekkür) ise tekfir edilmez.
Aynı şekilde
Arapçada "Abd" (kul) kelimesinin küçültme/sevgi formu "Ubeyd" (kulcuk/cağız) şeklindedir. "Ubeydullah" denildiğinde "Allah'ın kulcuğu" manasına gelir. Fakat bir kimse bunun sonuna "senin" anlamına gelen 'kâf' harfini ekleyip bir başkasına "Ubeydullah-ke" (Senin Allah kulcuğun / senin kulcağızın) dediğinde burada fıkhi bir ayrım doğar:Eğer aşağılama/küçültme doğrudan "Mużâfun İleyh"e yani Allah Teâlâ’nın ismine yönelikse: Kişi Allah’ı veya O'nun ismini hafife almak, alay etmek amacıyla bu ifadeyi kullanırsa bu açıkça küfürdür.Eğer aşağılama "Mużâf"a yani kulun kendisine/karşıdakine yönelikse: Kişi burada Allah’ın ismini değil, muhatabı olan insanı küçültmeyi, ona "Sen değersiz/önemsiz bir kulcağızsın" demeyi kastetmiştir. Dolayısıyla hürmetsizlik Allah'a değil insana yapıldığı için bu sözü söyleyen kişi kâfir olmaz.
Ne dediğini, kelimenin nerelere çekileceğini bilmeyen cahil bir kimse bu tür laubali ifadeleri kullandığında; kastı Allah’ın adını hafife almak veya dinden çıkmak olmadığı için ona "kâfir oldu" denilemez. Kelimedeki 'kâf' harfini bir ağız alışkanlığı, boş bir laf (lağv) veya dalgınlıkla (sehv) söylemiş olma ihtimali göz önüne alınarak tekfir edilmez.
Aynı şekilde İmam Muhammed el-Fadl (el-Kemârî)
Cahil halk, gelen bir şahsa hürmet ve coşku sunmak isterken Allah Teâlâ’nın adını bu tür merasimlere harmanlamakta; insanlara tazim edeyim derken Lâfz-ı Celâl’i laubali bir eğlence ve slogan malzemesi haline getirmektedir.
"Tüm bunlar lehv (boş eğlence), oyun ve haramdır" fetvasını vermiştir.
Bu fıkhi esaslar ışığında, Trabzonspor tribünlerinde veya diğer stadyumlarda bir futbolcu için atılan "Allah Allah Muhammed Salah" şeklindeki tezahürat ele alındığında meselenin ciddi sakıncaları ortaya çıkmaktadır. İsmi Câmi ve İsm-i A'zam olan "Allah" ismi; bütün ilahi sıfatları, bereketi ve tazimi bünyesinde toplayan en yüce isimdir. Bu mübarek ismin asli vazi ve anılma amacı yalnızca ibadet, zikir, dua ve tazimdir. Şeriatın böylesine yücelttiği bir ismi, stadyum gibi kadın-erkek karışık ortamlardan (ihtilat), tesettür sınırlarına dikkat edilmeyen durumlardan, küfürlü sözlerin ve bahis/iddia gibi haramların havada uçuştuğu bir atmosferden müteşekkil bir alanda dile getirmek lafzın hürmetine zıttır.
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (21 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Evli çiftler karşılıklı olarak evlilikleri boyunca yaşadıkları olumsuzlukları sürekli dile getirmektedirler.
Bu olumsuzluklar hakkında şikayetlenmenin, onları sürekli gündeme getirmenin çözüme yönelik tek bir faydası yoktur hatta evliliği sıkıntıya sokucu ciddi etkileri de vardır.
Karı-koca geçmişte yaşadıkları olumsuzlukları birbirlerine sürekli dile getirdikçe karşı tarafın tahammülü tükenmektedir. Ben ne yapsam eşimi memnun edemeyeceğim şeklinde evliliği yürütme yönlü hedefleri zayıflamaktadır.
Değerli kardeşlerim; geçmişte yaşadığınız her ne olursa olsun,
Bana az çektirmedin
Senin yaptıklarımı unuttuğumu düşünme
Beni hep yalnız bıraktın
Senelerce senden destek bekledim
Bana tek bir gün bile gün yüzü göstermedin vs vs vs
türü cümleleri tek bir sefer bile lütfen dile getirmeyin.
Bu cümlelerin evliliğinize hiçbir faydası yoktur. Bilakis evliliğinize onulmaz yaralar açmaktadır.
Geçmişteki yaşadığınız olumsuzlukları hiç dile getirmemiş olsanız, tartışma çıkacak konuların en az yarısının üstesinden gelmiş olursunuz.
Bu sebeple evliliğiniz boyunca olumsuz olarak ne yaşadıysanız, hiçbir tanesini, tek bir kez bile lütfen dile getirmeyin.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (21 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
Hem kadın hem erkek için düzenlenmiş hali..
Mümin bir erkeğin iki cihan saadetini, neslini ve hane huzurunu korumak adına evlilikten önce uygulaması gereken tavizsiz filtre şudur:
1. Allah’ın farz kıldığı tesettüre riayet etmeyen, namazı ikame etmeyen ve ibadetlerini aksatan kadınlarla evlenmeyin.
2. Fıtrata teslimiyet göstermeyen, meveddet ve sekînet şuurundan uzak, erkeğin şer'î riyasetini (kavvamlığını) ve meşru itaatini "aşağılanma" sayan kadınlarla evlenmeyin.
3. Bedenini, evini ve mahremiyetini sosyal medyada teşhir eden, doyumsuz tüketim hırsıyla yaşayan kadınlarla evlenmeyin.
4. Annelik vasfı taşımayan, çocuk yetiştirmeyi külfet gören ve evladına İslâmî terbiye verecek zihnî ve ahlakî olgunluktan yoksun kadınlarla evlenmeyin.
5. Dilinden şükür düşmüş; sürekli şikâyet eden, huzursuzluk üreten ve haneye menfîlik aşılayan kadınlarla evlenmeyin.
6. Dışarıdaki insanlara karşı nazik ve tatlı dilli olup, evinde kendi eşine karşı kaba, nobran ve sert davranan kadınlarla evlenmeyin.
7. Karşı cinsten "arkadaş/kanka" edinen, laubali muhabbetlere giren ve şeriatın mahremiyet sınırlarını çiğneyen kadınlarla evlenmeyin.
8. Eşine hürmet ve güven duymayan, istişare edilen her meşru kararı sürekli kriz ve çatışma konusu haline getiren kadınlarla evlenmeyin.
9. Eşiyle vakit geçirmekten sıkılan; huzuru filmde, müzikte ve sosyal medyanın anlamsız bataklığında arayan kadınlarla evlenmeyin.
10. Hayatında bir intizam, gaye ve ciddiyet bulunmayan; savruk, dağınık ve ne olduğu belirsiz bir hayat süren kadınlarla evlenmeyin.
11. Fıkhî hükümleri cımbızlayıp hevasına uydurarak yuvasına, eşine ve ailesine hizmeti yük gören samimiyetsiz kadınlarla evlenmeyin.
12. Aklen ve fikren olgunlaşmamış, istişareye ehil olmayan ve laf anlamayan basiretsiz kadınlarla evlenmeyin.
13. Dili gıybet ve nemîme (laf taşıma) ile kirlenmiş; hayatını Allah rızasına göre değil, "elalem ne der" putuna göre yaşayan kadınlarla evlenmeyin.
14. Aklını ve kalbini feminizm, sekülerizm ve modernizmin fıtrat düşmanı propagandalarına teslim etmiş kadınlarla evlenmeyin.
15. Sıla-i rahmi kesen, eşinin ailesine düşmanlık güden ve kendi anne-babasının hukukuna dahi riayet etmeyen vefasız kadınlarla evlenmeyin.
16. Eşinin kazancına ve imkânlarına kanaat etmeyip, sürekli başkalarının sahte hayatlarıyla kıyas yaparak nankörlük eden kadınlarla evlenmeyin.
17. Hata yaptığında özür dilemeyi kibir sayan, nasihat kabul etmeyen ve nefsiyle yüzleşmekten kaçan kadınlarla evlenmeyin.
18. Öfkelendiğinde sınır tanımayan, sır saklamayı bilmeyen ve evinin mahremini başkalarına ifşa eden kadınlarla evlenmeyin.
19. Kendi mesuliyetleriyle yüzleşmek yerine sürekli "mağdur" rolü oynayan, her tartışmada geçmişi ısıtıp önünüze koyan kurban psikolojisi bağımlısı kadınlarla evlenmeyin.
20. Meşru bir mazereti olmaksızın yatağı ve yakınlığı eşine karşı bir ceza, tehdit veya şantaj aracına dönüştüren kadınlarla evlenmeyin.
21. Kendi lüksü, gösterişi ve hevesleri uğruna kocasını faize, krediye ve harama girmeye zorlayan kadınlarla evlenmeyin.
22. Eşinin izzetini, şerefini ve vakarını akraba veya arkadaş ortamında alaya alan, kocasını küçük düşürmekten çekinmeyen kadınlarla evlenmeyin.
23. Vaktini dedikodu ve dünyalık boş heveslerle öldürüp; ilimden, kitaptan, tefekkürden ve manevi tekamülden fersah fersah kaçan kadınlarla evlenmeyin.
Şimdi bir takım cahiller çıkıp yine koro halinde "Sana ne?" diye feveran edecektir. Benim hitabım onlara değil; izzetini, dinini ve neslini korumak zorunda olan Mümin erkekleredir.
Erkek kardeşlerim, kendinize gelin: Şehvetinizi tutun ve kendinize biraz saygınız olsun!






















