Wittgenstein, 1. Dünya Savaşına katıldığında kitaplardan öğrenemediği şeyleri öğreniyor: "Korku" diyordu, "dünyayı tanımamıza/ bilmemize engel olan bir duygudur."
Spinoza da : "Korku batıl inancı besler" diye yazmıştı.
Çirkin ördek yavrusunun hikayesini çok severim; kendisi beyaz ve güzel bir kuğudur ama ördeklerin arasında doğmuştur. Yalnızca farklı olduğu için "çirkin" ilan edilip ötekileştirilmiştir; çünkü yanlış yerde olmak, sadece yabancılaşmak değil, aynı zamanda "değersiz" sayılmaktır.
Mahsun Mirzaoglu retweeted
Huzursuzluk, makine kırıcıları (luddistler), Rus anarşistlerin yaptıkları gibi, sabotajlar yoluyla kapitalizm makinesindeki kaçınılmaz arızanın bir an önce ortaya çıkmasını sağlayan eylemselliktir mesela. Devrim, böyle bir arızanın ertesi durumu, “ertesi gün”ü olarak çıkar ortaya
Josef Kılçıksız-Bir kuşatmayı yarmak adına ekdergi.com/bir-kusatmayi-ya…
Mahsun Mirzaoglu retweeted
🔴 EXCLUSIF: « L’intervention Epic Fury de Trump en Iran, estimée à plus de 70 milliards de dollars, est une guerre pour rien »
Emmanuel Todd était sur l’antenne de QG en live pour penser la capitulation américaine
2 heures à voir en intégralité ici ➡️ qg.media/
Yürümek düşüncenin gaddarlığına karşı en iyi ilaçtır.
Düşünce derinleştikçe insanı yersiz-yurtsuzlaştırır, kendi ürettiği yargıların altında ezilmeye mahkûm eder. Yürümek ise insanın ayaklarını yeniden toprağa basması, yeryüzü ile gökyüzü arasında mesken tutmasıdır. Yolda olmak, düşünceyi yıkan bir tehdit olmaktan çıkarıp varlığın sesine kulak veren dingin bir koruyucuya dönüştürür.
Aziz Bernard “ruhun kolları sevgi ve bilgidir” der, severek anlam, bilerek dayanak buluruz çünkü yaşamak zorundayız.
“Yaşamak için bir 'nedeni' olan, neredeyse her 'nasıl'a [acıya ve çileye] katlanır.” | Nietzsche
Mahsun Mirzaoglu retweeted
🔴 EXCLUSIF: "La France au bord de la guerre civile ?"
Ce mardi 3 novembre à 20h30, le Duel revient !
@HuguesJallon, auteur de "Le temps des salauds. Comment le fascisme devient réel" et @EricNaulleau, essayiste, @CNEWS, débattront sur QG
Lien ici ➡️ youtu.be/zbs35r84Jcg?si=HibJ…
Lacan, anlamın (sens) bir noktadan sonra insanı körelttiğini savunur. Özellikle geç döneminde "Anlam-keyfi" (Jouis-sens) kavramını kullanarak, her şeye bir anlam yükleme çabasının insanı "hayattan” kopardığını söyler.
“Anlam, bir yanılsamadır” | Lacan
Ebeveynlere ebeveynlik yapmak hayatın en zor ve acıklı şeylerinden biridir. “İlacını aldın mı? Bugün ağrın var mı?” Sanki her şey tersine akıyor; bir zamanlar “kahraman” olarak gördüğün insanlar da günün birinde ebeveynliğe ve şefkate muhtaç kalıyor.
Hayatın en büyük yaslarından biri de bu sanırım; inançların ve kahramanların “sıradan” oluşuna tanık olmak.
Yas, sadece geçmişteki bir kayıp değildir; aynı zamanda o kaybın bugünde bıraktığı devasa boşluk ve gelecekte inşa edilmesi planlanan tüm hayallerin tek bir anda çökmesidir. Bilinçdışı, zaman tanımaz yapısı nedeniyle kaybı "şimdi"de dondurur. Yas tutan insan, sadece öleni ya da gideni değil, onunla birlikte kuracağı o gelecekteki ihtimalleri de kaybeder. Hayatın en büyük sarsıntılarından biri, kayıp giden "gelecek imgesinin" yasını tutmaktır.
İnsan, dünyaya diğer tüm memelilerden çok daha uzun bir süre başkalarının bakımına muhtaç, tamamen savunmasız bir bebek olarak gelir. Bu erken dönem çaresizliği, insan hayatının silinmez temel matrisidir. Yetişkinlikte kurulan tüm güç yapıları, otorite figürleri, sığınaklar ve inanç sistemleri, bu ilkel acizlik hissinden ve dış dünyanın tehditkar büyüklüğünden kaçmak için inşa edilmiş ruhsal barınaklardır.
Bebeklik döneminde her arzunun anında karşılanmasından doğan Allmächtsgefühl (her şeye kadir olma hissi), yetişkinlik hayatında da gizli bir motor olarak çalışır. İnsan, hayatın acımasız ve değiştirilemez yasalarıyla (Anankê) karşılaştığında bu ilkel yanılsama yıkılır. Hayattaki büyük depresyonların ve hayal kırıklıklarının temelinde, dünyanın bizim irademize boyun eğmek zorunda olmadığını keşfettiğimiz an yatar.
Nietzsche “anlatmak” demişti “kendinden/ acından kurtulmaktır. Sessizlik büyük bir yıkımdır. Kendinden kurtulamamanın çığlığıdır. En sessiz insanlar en büyük trajedilere sahiptir.
Güzel bir anın tam içindeyken, onun ne kadar muazzam bir an olduğunu asla bilemeyiz. O anın sonsuza dek süreceğini sanırız. Bu yüzdendir mezarlarda çok ağlamamız, eski fotoğraflarda hüzünlenmemiz. Proust bu yüzden "Hayatımızı hep geriden takip ederiz" diyordu; çünkü “anın” kıymeti, ancak parmaklarımız arasından kayıp gittiğinde anlaşılır.
Lacan, bir mektubunda şunu yazar:“Ruhun derinliklerindeki o sessiz kördüğüm, dışarıdan gelen hiçbir teselli sesinin erişemeyeceği kadar yalıtılmıştır."
Dışarıdan uzatılan her türlü şefkat eli, öğüt veya "geçecek" telkini, ruhun sadece kabuğunu okşar. Derindeki o tözsel yara, dış dünyanın hiçbir dilinden ve sesinden beslenemeyeceği için, her türlü dışsal teselliyi en baştan hükümsüz kılacak kadar kendi içine kapalıdır.
Jung’ta olgunlaşma, insanın karanlık gölgesini inkâr etmeyi bırakması ve "Bu karanlık da benim parçasım" diyerek onu sahiplenmesidir. Gölgeyle bütünleşemeyen insan eksiktir. Olgun insan, kendi içindeki hem aydınlığı hem de karanlığı tanıyan, ne kendisini bir aziz ne de başkalarını bir canavar olarak gören kâmil bir dengeye ulaşandır.
Mahsun Mirzaoglu retweeted
Kanalımda: Epiküros’un doğa felsefesi, teolojisi ve ahlak felsefesi
youtube.com/live/11TStr5BckE…








