Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Resûlullah (s.a.v.) bir mecliste halka konuşırken bir bedevî gelip
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Hz. Peygamber konuşmasını bölmedi, devam etti. Konuşması bitince…
“Kıyamet hakkında soru soran nerede?” buyurdu. Bedevî, "Buradayım ya Resûlallah" dedi.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.):
"Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle." buyurdu.
Bedevî, "Emanet nasıl zayi olur?" diye sordu.
Hz. Peygamber: "İş ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle." cevabını verdi.
(Buhârî, İlim 2, Rikāk 35)
Bir insanın özgürlüğünün elinden alınması çok ağır bir imtihandır. Bazen unutuyoruz, bazen hayata (günlük telaşlarımıza) dalıyoruz… Ama gündemimizden düşürmemiz gereken bir konu.
Allah bütün mazlum ve Müslüman esirlerin esaret bağlarını çözsün ailelerine kavuştursun.
Hz. Hüseyin (r.a.) anlatıyor:
“Babama (Hz. Ali’ye) Resûlullah’ın dost ve arkadaşlarıyla olan münasebetlerini sordum. O da şöyle cevap verdi: ‘Resûlullah her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazikti. Asla kötü huylu, katı kalpli, bağırıp çağıran, çirkin sözlü, kusur bulan ve cimri bir kimse değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onların isteklerini boşa çıkarmazdı...’” (Tirmizî, Şemâil, 160)
Sahabenin mükemmel sorusu ve Rasulullah’ın O’na (bütün Müslümanlara) gösterdiği yol.
Videonun devamı
youtu.be/Re4gLtC_uwc?si=tZI4…
Şair diyordu ki:
Dostlar beni unuttu, küçük bir topluluk müstesna...
Onlar da yarın diğerlerine katılacak ve (benden) yüz çevirecekler.
Ahdi üzere (sözünde) duran kim var ki? Gerçek şu ki onlar,
(Dostluk) iddiaları çok olsa da, sayıca ne kadar da azdırlar!
Gözümü çevirip (etrafıma) bakıyorum da, nimet (ve menfaat) nereye yönelirse,
Oraya meyleden bir dosttan başkasını göremiyorum.
Bütün dostlar mı böyle insafsızdır?
Ve her devir mi kerem sahibi (asil) insanlar hususunda böylesine cimridir?
İnsanların sözlerini sayfalarca inceledim de,
Zamandan şikayet etmeyen tek bir kişiye rastlayamadım.
Evet, dünya ihanete ve vefasızlığa öyle bir çağrıda bulundu ki,
Âlim de cahil de o çağrıya icabet etti.
Bir yolculukta Hz. Peygamber (s.a.v.) ile
birlikteydim. Bir gün O'na yakın bir konumda sabahladım ve şöyle dedim:
"Ey Allah'ın Resûlü! Bana, beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyler misin?"
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sanki çok büyük bir şey istedin; ama o,
Allah'ın kolaylaştırdığı kimse için gerçekten
çok kolaydır:
Allah'a kulluk edip O'na hiçbir şeyi ortak
koşmazsın,
Namazı dosdoğru kılarsın,
Zekâtı verirsin,
Ramazan orucunu tutarsın,
Kâbe'yi haccedersin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) temel ibadetleri saydıktan sonra Hz. Muaz'a rehberlik etmeye
devam ederek şöyle buyurmuştur:
O
Hayır Kapıları: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç bir kalkandır.
Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. İnsanın gece yarısı kıldığı namaz da böyledir."
Dinin Başı ve Direği: "Sana bu işin
başını, direğini ve en yüksek noktasını haber vereyim mi? İşin başı İslam, direği namaz, en yüksek noktası (zirvesi) ise cihaddır."
Son olarak Peygamberimiz (s.a.v.) dilini tutarak
şöyle buyurdu:
"Bütün bunların özünü ve teminatını sana
bildireyim mi?"
Hz. Muaz: "Evet, ey Allah'ın Nebisi!" dedi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) dilini tuttu ve: "Şunu
koru (buna sahip ol)!" buyurdu.
Hz. Muaz: "Ey Allah'ın Nebisi! Biz konuştuklarımızdan da mı sorumlu tutulacağız?" diye sorunca, Efendimiz (s.a.v.) şöyle karşılık verdi:
"Anasız kalasıca Muaz! Insanları yüzüstü cehenneme sürükleyen şey, dillerinin kazandıklarından (hasat ettiklerinden) başka bir şey midir?"
Kaynak: Tirmizî, imân, 8 (Hadis No: 2616); İbn Mâce, Fiten, 12 (Hadis No: 3973); Ahmed b.
Hanbel, Müsned, V, 231. (İmam Nevevî'nin Kırk Hadis'inde 29. hadis olarak yer alır.)






