Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik) profile picture

Büyükelçi (E) TED Ank Koleji 1959; Ank Hukuk Fak 1964; Dışiş Bak Müstşr Yrd, Türkiye'nin Abu Dhabi, Bükreş, BM (Cenevre), Bonn-Berlin Belçisi, KEİ GenSk V., FB

Joined September 2011
Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)Photo by Tugay ULUÇEVİK (@TugayUlucevik)
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun! Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 29 Ekim 1933’te Cumhuriyetimizin 10'uncu yıl dönümü nutkuna şu sözlerle başlıyor: “Bugün Cumhuriyet’in onuncu yılını doldurduk. En Büyük Bayramdır. Kutlu olsun!” Ne mutlu bizlere ki biz de bugün Cumhuriyet'imizin 103’üncü yıl dönümüne erişmenin haklı gururu ve sevinci içinde “en büyük Bayramı” Cumhuriyet Bayramımızı yaşıyoruz. Milletimize kutlu ve mutlu olsun! Çocukluk yıllarımdan hatırlarım. 10 Kasım'larda, Cumhuriyet Bayramlarında, diğer millî Bayramlarda o zaman ülkedeki tek radyo Ankara Radyosu’ndan ATATÜRK’ün 10’uncu yıl nutkunu Ata'mızın kendi sesinden dinlemek için siyah renkli PHILIPS marka lâmbalı radyomuza ailece yakın gelirdik. Ben ATATÜRK konuşurken radyonun karşısında “hazır ol” vaziyetinde dururmuşum. ATATÜRK’ün “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık”, “Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım” ifadesi üzerine odadaki aile büyüklerim “çok doğru” gibi sözler mırıldanırdı. ATATÜRK’ün zikrettiği 15 yılda, yani Kurtuluş ve İstiklâl Savaşımızın başlangıcından (1919) Cumhuriyet’in 10’uncu yıldönümüne (1933) kadar uzanan dönemde yaşanan tarihî gelişmeleri hafızamızda canlandırdığımız zaman, Ata'mızın yukarıda alıntıladığım ifadelerinde iç politika amaçlı propaganda niteliğinde abartılar, zorlamalar, tahrifler bulunmadığını, salt hakikatin ifadesi olduğunu, açıkça görüyoruz. Gerçekten de ATATÜRK “az zamanda” başardığı “çok ve büyük işlerden” aldığı haklı cesaret ve özgüven duygusuyla Milleti’nin önünde ve tarih huzurunda bu sözleri yüz akıyla söyleyebilme mazhariyetine erişmiş bir müstesna lider ve önderdir. Geçen bir asır içinde dünyada tarihe mal olan olaylar, ATATÜRK’ün sözlerini bütünüyle doğrulamıştır. ATATÜRK gösterdiği hedeflerde yanılgıya düşmemiştir. Samsun’a ayak bastığı günden itibaren söylediklerini, belirlediği hedefleri adım adım gerçekleştirmiştir. Anavatan’ını düşman işgalinden kurtarmış, Barış Antlaşması yoluyla Türk Milleti’nin egemenliğini ve uluslararası camiada egemen eşitliğini sağlamış, “en büyük eserim” dediği modern, çağdaş, lâik, halkın iradesine dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. ATATÜRK günümüzde de uluslararası plânda Türkiye’nin değerlendirilmesinde bir referans noktasıdır, bir kriterdir. Yakın geçmişten bir örnek: Belçika Savunma Theo Francken 2025 Temmuz’unda Türkiye’ye yaptığı resmî ziyaret çerçevesinde Anıtkabir’de ATATÜRK’ün mozolesine törenle çelenk koyduktan sonra ATA’mızın manevi huzurunda diz çöktü. Belçikalı Bakan bu konuda şunları ifade etti: “Ankara'da, modern Türk milletinin kurucu babası Mustafa Kemal ATATÜRK'e saygı duruşunda bulundum. ATATÜRK, reformları güçlü bir şekilde savundu ve Türkiye'yi demokratik ve lâik bir cumhuriyete dönüştürdü. Birçok Avrupa ülkesinden çok önce kadınlara tam siyasi haklar tanıdı, halifeliği kaldırdı, dini otoriteyi toplumun direksiyonundan indirdi ve eğitime, kalkınmaya ve bilime odaklandı. Bu adama ve siyasi projesine en derin saygımı diz çökerek ifade ettim.” Kısa bir süre önce 23-24 Ekim’de Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan Kanada Başbakanı Mark Carney ATATÜRK hakkında şunları dile getirdi: “Mustafa Kemâl ATATÜRK, kendine güvenen ve egemen bir ulus inşa etti. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle hareket etti. Kanada bugün yaşadığımız bu kopuş döneminde bu ilkeyi son derece değerli buluyor.” ATATÜRK’ün 95 yıl önce dile getirdiği “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini günümüzde Kanada Başbakan’ı Türkçe olarak telâffuz ediyor ve Kanada’nın içinde bulunduğu kritik şartlar bakımından “değerli” buluyor! Büyük Atam! Sen yaşıyorsun, bugün de dünyada ve ülkemizde ilham kaynağı ve yol gösterici olmaya devam ediyorsun! Cumhuriyet’imizin ilânının bu şerefli Yıldönümünde Devletimizin Kurucusu ve Birinci Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ü, Cumhuriyet’in ilânı kararını alan TBMM’nin üyelerini, İstiklâl Savaşımızda verdiğimiz Şehitleri, Gazileri rahmet, minnet, şükran, sevgi ve saygıyla anıyor, manevî huzurlarında tâzimle eğiliyorum.
2
7
406
Yunanistan’da ulusal yenilgi havası 1. Türkiye’nin 27 Kasım 2019 tarihinde Libya’nın Trablus’ta yerleşik Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile imzaladığı “Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” isimli Anlaşma’nın, 7 yıl sonra önceki gün (20 Ekim) Bingazi’deki Libya Temsilciler Meclisi tarafından, hem de oy birliği ve Meclis üyelerinin Anlaşmaya olan destek beyanlarıyla onaylanmış olması, millî menfaatlerimiz istikametinde Mavi Vatan’ımızı koruma yolundaki çabalarımızı güçlendirecek bir önemli gelişmedir. 2. Türkiye’nin tarihî bir diplomasi hamlesi ve başarısıdır. Emeği geçen yetkilileri kutluyorum. 3. Ülkemiz için kutlu ve hayırlı olsun! 4. Bu başarılı sonuç, anılan Anlaşmaya karşı çıkan Yunanistan, GKRY, Mısır ve İsrail’in, yanlarına Birleşik Arap Emirlikleri’ni de alarak, Anlaşma’nın Bingazi’deki Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmasını engelleme, Anlaşmayı değersizleştirip yok saydırma amaçlı yoğun diplomasi çabalarına rağmen elde edilmiştir. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarını Türkiye’nin aleyhine genişletme girişimleri boşa çıkarılmıştır. 5. Millî çıkarlarımıza uygun bu gelişmenin, yani Anlaşma’nın Libya Temsilciler Meclisi’nde onaylanmasının sağlanması olayının kendisi kadar önemli, değerli ve sevindirici bulduğum bir veçhesi de, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Anlaşma’nın onayı hakkında Yunanistan ve GKRY tarafından esir alınmış bir kişi edasıyla ve Nisan 2021’de Ankara Beştepe’de koltuğa oturmaktan mahrum bırakılmış olmanın olumsuz hissiyatıyla yaptığı açıklamaya Türkiye siyaset kurumunda iktidar ve muhalefetten (millî çıkarlarımızı korumada muhalefet ile aynı hizada yer aldığına hiç rastlamadığım DEM Parti hariç) anlamlı sert tepkiler gelmiş olmasıdır. 6. “Taraflı ve kibirli” gibi nitelemeler de yapılarak Sayın TBMM Başkanı’ndan ve muhalefet Partilerinin Liderlerinden gelen tepkiler ve bu meyanda Yeni Parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in “...Bizim için Türkiye’nin hak ve menfaatleri, iç siyasetteki bütün ayrılıklarımızın üzerindedir...” ifadesi, millî hedefler ve menfaatler söz konusu olduğu zaman Türkiye’nin ortak iradeye dayanan büyük bir azim ve güç ortaya koyabildiğinin göstergesidir. 7. Konu hakkındaki memnuniyetimin kayda değer bir sebebi de Bingazi’deki Temsilciler Meclisi’nin ileri gelen üyelerinin Anlaşma’nın onayı hakkında dile getirdikleri basınımızda da iktibas edilen olumlu sözlerdir. 8. Libya Temsilciler Meclisi’nin aldığı Anlaşmayı onay kararı üzerine Yunanistan iç siyasetine bir diplomasi hezimeti duygusunun hâkim olduğunu, Yunan medyasında “Büyük ulusal yenilgi” gibi başlıklar altında okuduğum haber ve yorumlardan anlıyorum. 9. 2027 yaz aylarında yapılması öngörülen Yunanistan genel seçimlerine uzanan, çok da uzun olmayan yolda, yeniden iktidar olma hesabı yapan Başbakan Mitsotakis’in, bu son gelişme üzerine, Türkiye tarafından hezimete uğratılmış siyasî liderlere mahsus reflekslerle Türkiye’ye karşı akıl, mantık ve sağduyu dışı bir davranış içine girmesi beklenmez değildir. 10. Böyle muhtemel bir davranışa Adalar Denizi'nde karasularının 6 milin ötesinde genişletilmesi kararı da dahildir. Genişletme Adalar Denizi'nin tamamında ilân edilebileceği gibi, sınırlı alanları kapsayacak şekilde de yapılabilir. 11. Tarihte de misalleri yer aldığı gibi, Yunanistan’ın, Avrupa’nın ve İsrail’in desteğinden cesaret bularak ve Başkan Trump’ın Türkiye’yi “casus belli” kararını uygulamaktan vazgeçireceğini düşünerek, yanlış bir adım atması ihtimali Türkiye tarafından göz önünde tutulmalıdır. 12. Bu ihtimal üzerinde 24 Mart 2026 tarihli “Ege’ye Dikkat” başlıklı yazımda da durmuştum. muhalif.com.tr/kose-yazisi/5…
4
20
756
Kıbrıs’ta yön ve hedef sapması önlendi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan BM 81. Dönem Genel Kurulu’na 22 Eylül 2026 Salı günü hitap etti. Kapsamlı ve muhtevalı konuşmasında Kıbrıs konusuna da yer verdi. Türkiye’nin Kıbrıs uyuşmazlığının çözüm şekline dair önceki 4 Genel Kurul’da açıkladığı görüşünü ve uluslararası topluma yaptığı çağrıları tekrarlayarak şunları ifade etti: “Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.” [I once again repeat the call I have made at the United Nations General Assemblies: The sovereign equality and equal international status of the Turkish Cypriot people must be recognized, and the inhumane isolation to which they have been subjected must finally come to an end. I call upon the international community to recognize and establish political, diplomatic, and economic relations with the Turkish Republic of Northern Cyprus.] Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının yaptığı açıklamaya göre, Sayın Cumhurbaşkanı BM Genel Kurulu’nda Kıbrıs konusunda dile getirdiği bu görüşlerini, daha sonra gerçekleştirdiği bazı ikili görüşmelerinde de ifade etmiştir. BMGS Guterres’e “Ada'da Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan hiçbir önerinin netice vermeyeceğini” söylemiştir. İngiltere (Birleşik Krallık) Başbakanı Andy Burnham'ı kabulünde de muhatabına “Kıbrıs Türk halkının Ada'daki egemen eşitliği ve uluslararası statüsünün tanınmadığı hiçbir formülün sonuç vermeyeceğini” vurgulamıştır. Erdoğan’ın önceki 4 yılda Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü hakkında beyan ettiği görüşlerini bu defa da tekrarlamış olmasını çok önemsiyorum ve çok zamanlı buluyorum. Çünkü 2025 Ekim ayı sonunda KKTC’de Cumhurbaşkanı olarak göreve başlayan Sayın Tufan Erhürman, çok geçmeden 19 Aralık 2025’te Kıbrıs Rum lider Hristodulidis ile görüşmüş ve “BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm” üzerinde mutabakata varmıştı. Yani KKTC adına yeniden federal çözüm arayışına yönelmeyi kabul etmişti. Bu mutabakat BMGS Guterres’in 5 Ocak 2026 tarihli raporunda kayda geçmişti. KKTC Cumhurbaşkanı son 9 – 10 ay boyunca BM yetkilileriyle ve Rum tarafıyla yürüttüğü temas ve görüşme sürecini Türkiye ile istişare halinde gerçekleştirdiğini ifade etmekteydi. Bu da sanki Türkiye’nin “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm hedefinden” vazgeçip tekrar federal çözüme yönelmeyi kabul ettiği anlamına gelmekteydi. Türkiye’nin siyasetinin tutarlılığına ve inandırıcılığına uluslararası plânda gölge düşürmekteydi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın iki gün önce BM Genel Kurul kürsüsünden Kıbrıs konusunda dünyaya verdiği mesaj ve yaptığı KKTC’nin tanınması ve KKTC ile siyasî, diplomatik ve ticarî ilişki kurulması yolundaki çağrı, Millî Kıbrıs davamızda yaratılmak istenen yön ve hedef sapmasını kuşkusuz önlemiştir. Bütün dünya ve KKTC’deki KKTC olgusunu özümseyememiş, içselleştirememiş olan unsurların, Türkiye’de iktidarda hangi yönetim olursa olsun, Türk Milleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızı, KKTC halkını yeniden çeşitli tehdit ve tehlikelere, baskılara, mahrumiyetlere maruz bırakabilecek, Ada’nın Türkiye’nin millî güvenliğine yönelik bir şer yuvası haline getirebilecek gelişmelere göz yummayacağını anlamaları gerekir. Ada’da 1974’ten bu yana hüküm süren çatışmasızlık, huzur ve sükûnet ortamı, Türkiye’nin Kıbrıs uyuşmazlığındaki barışçı ve yapıcı rolünün somut kanıtını oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM hitabındaki Kıbrıs’a dair kesin ifadelerini, Ocak ayında görevi Guterres’ten devralacak olan yeni BMGS’ne Türkiye’nin görüş ve tutumunu açıklayan bir ön tezkere mahiyetinde görmek de mümkündür.
1
1
8
620
İzmir’in 9 Eylül 1922 tarihinde (Cumartesi) düşman işgalinden kurtuluşunun 104’üncü yıl dönümü Milletimize kutlu ve mutlu olsun! Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda galip İtilâf devletleriyle Osmanlı İmparatorluğu arasında 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı. Bu ateşkes anlaşması uyarınca emperyalist güçlerin ve onların maşa olarak kullandığı Yunanistan'ın askerî birlikleri Vatanımızı işgal etti. Yunanistan’ın işgali 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e asker çıkarmasıyla başladı. 3 yıl, 3 ay, 24 gün süren işgal, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları’nın 9 Eylül 1922’de İzmir’e girip, Yunan kuvvetlerini denize dökmesiyle son buldu. İzmir’in kurtuluşu, Vatanımızın Anadolu topraklarının düşman işgalinden tamamen kurtarılmasının simgesidir. Fiilen kurtuluşun gerçekleştiğinin dünyaya ilânıdır. Kurtuluşu getiren, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ağustos’ta başlattığı Büyük Taarruzu 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar’da kesin Zaferle sonuçlandırmasının ertesinde 1 Eylül’de ordularımıza verdiği tarihî “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir” emiridir. Bu emiri alan ordularımız Batı’ya doğru kaçmaya başlayan Yunan kuvvetlerini hızlı biçimde takip etmeye başladı. 6 Eylül’de Balıkesir, 7 Eylül’de Aydın, 8 Eylül’de Manisa kurtarıldı. Nihayet Tümgeneral (Ferik) Fahrettin Altay kumandasındaki 5’inci Süvari Kolordumuzun 9 Eylül’de İzmir’e girmesiyle de İzmir kurtarılmış oldu. Şehre ilk giren öncü birliklerin başında Yüzbaşı Şerafettin Bey bulunuyordu. Şanlı Bayrağımızı ve Alay Sancağını İzmir Hükûmet Konağı’nda göndere çeken kahraman Subay odur. Soyadı Kanunu çıktığında Mustafa Kemal Paşa tarafından kendisine "İzmir" soyadı verilmiştir. Başkumandan Mareşal Gazi Mustafa Kemâl Paşa İzmir’e yanında Fevzi Çakmak Paşa olduğu halde 10 Eylül’de girdi. İzmir’e bir gün sonra girişinin sebebini Mustafa Kemâl Paşa Büyük Nutuk’ta şöyle ifade ediyor: “Bizzat bana verilen bir telsiz telgrafta da İzmir'deki İtilâf devletleri konsoloslarına benimle müzakerelerde bulunmak salâhiyetini verdiklerinden, hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta da 9 Eylül 1922'de Nif’te (İzmir’in doğusunda bir mevki) görüşebileceğimizi bildirmiştim. Hakikaten dediğim günde ben Nif’te bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz'e varmış bulunuyorlardı.” Vatanımızı kumanda ettiği kahraman ve şanlı ordularımızla düşman işgalinden kurtaran, Milletimizin bağımsızlığını ve egemenliğini sağlayan, çağdaş, modern Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletimizi kuran Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ü, dava ve silâh arkadaşlarını, kahraman askerlerimizi, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet, saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Aziz ruhları şada olsun! ( Tek resim İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasından sonra şehre giren Mustafa Kemal Paşa'yı, Karşıyaka'daki "İplikçizade Köşkü'nde" göstermektedir.)
2
20
1,468
Avrupa Voleybol Konfederasyonu'nun İngilizce web Sitesi'nde yer alan "Filenin Sultanları, rekor sayıda seyircinin önünde EuroVolley şampiyonluğunu koruyup LA28 biletini kaptı" başlıklı yazının Türkçe tercümesini aşağıya kaydediyorum: "Sultans of the Net delight record crowd to retain EuroVolley crown and qualify for LA28 | CEV cev.eu/articles/volleyball/s… Muhabirimizden Filenin Sultanları, rekor sayıda seyircinin önünde EuroVolley şampiyonluğunu koruyup LA28 biletini kaptı Haber Makale: 6 Eylül 2026, Pazar Yazar: Federico Ferraro Tribünleri dolduran 17.299 kişinin inanılmaz enerjisi ve desteğiyle, ev sahibi Türkiye; CEV Trendyol EuroVolley 2026 Kadınlar altın madalya maçında iki kez setlerde geriye düşmesine rağmen geri dönmeyi başardı. Böylece üç yıl önce Brüksel'de kazandığı unvanı koruyarak üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu ve Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları'na katılma hakkı elde etti. İtalya ilk ve üçüncü setlerde son derece baskın bir güç gibi görünse de, Türkiye maç içinde geriye düştüğü her an olağanüstü bir zihinsel direnç sergiledi; özellikle de turnuvanın En Değerli Oyuncusu (MVP) seçilen Melissa Vargas'ın büyük katkısıyla tie-break setinde sergilediği ustalık dolu performansla zafere uzandı. Türkiye, 2011 yılında Belgrad'da bu başarıya imza atan Sırbistan'dan bu yana kendi evinde Avrupa şampiyonu olan ilk takım oldu. 📷 (Resim altı yazısı: Türkiye, 2026 Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası'nın şampiyonu oldu.) İtalya - Türkiye 2-3 (25-16, 22-25, 25-12, 21-25, 10-15) İtalya takımı, unutulmaz bir performans sergilemek adına Türk seyircisinin enerjisini ekstra bir motivasyon kaynağı olarak kullanacaklarının sözünü vermişti. Büyük finalin açılış setinde kontrolü elinde tutan "Azzurre" (Mavi Gökler) sakin ve özgüvenli bir görüntü çizdi; Ekaterina Antropova maçın başlarında kaydettiği iki servis sayısıyla (ace) oyunun yönünü belirledi. Türkiye skoru 6-5'e getirerek farkı azaltsa da, bu, ev sahibi ekibin son Olimpiyat ve Dünya şampiyonunun temposuna ayak uydurabildiği son an oldu. Pasörleri Alessia Orro'nun servis çizgisindeki performansı sayesinde İtalya, üst üste sayılar bularak skoru 11-8'den 18-9'a taşıdı. Melissa Vargas'a yapılan etkili bir bloğun (20-11) ardından İtalya'nın blok ve savunma hattı Türkiye'nin hücumcularını kontrol altına aldı ve Anna Danesi seti 25-16 gibi net bir skorla noktaladı. Maç öncesinde Danesi, takım arkadaşlarıyla birlikte "şimdi ve burada" ilkesiyle hareket edip ana odaklandıklarını, dolayısıyla geçmişteki büyük başarıların bu aşamada artık pek bir anlam ifade etmediğini belirtmişti; nitekim bir önceki sette sergilenen özgüven ve soğukkanlılık herkes tarafından bir kez daha görüldü. Egonu'nun katkısıyla İtalya skoru 7-5'ten 12-6'ya getirdi; ancak Türkiye, seyircileri coşturan bir hamleyle farkı 12-11'e kadar indirdi ve bu durum İtalya'nın maçtaki ilk mola hakkını kullanmasına yol açtı. Manşet karşılamadaki istikrarını kaybetmesine rağmen dağılmayan İtalya, yeni bir seri yakalayarak skoru 15-12'ye taşıdı. Başarılı bir görüntülü inceleme (challenge) talebi Türkiye'nin skoru 15-15'te eşitlemesini sağlarken, bir diğer inceleme kararı da ev sahibi ekip aleyhine verilen hakem kararını değiştirdi; ardından ev sahibi takım, yaptığı blokla skoru 21-20'ye getirerek maçta ilk kez öne geçti. Antropova'nın topu dışarı göndermesiyle skor ev sahibi ekip lehine 22-20 oldu ve Türkiye'nin Vargas ile seti kazanmasıyla (25-22) tribünler büyük bir coşku yaşadı. 📷 (Resim altı yazısı: EuroVolley'de onuncu kez sahne alan Türkiye'nin karizmatik kaptanı Eda Erdem, ikinci kez Avrupa şampiyonluğuna ulaştı.) İtalya bu aksilikten etkilenmemiş görünüyordu; bir önceki setin sonlarına doğru kenara alınan Egonu ve Orro'nun sahaya dönmesiyle üçüncü sete müthiş bir 8-2'lik seriyle başladı. Türkiye Başantrenörü Daniele Santarelli, ikinci setteki geri dönüşte kilit rol oynayan Derya Cebecioğlu'nu tekrar sahaya sürdü; ancak İtalya, bu yılki Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası'nın finali için bir araya gelen 17.299 kişilik coşkulu seyirci kitlesi önünde kontrolü elinde tuttu. Farkı yavaş ama emin adımlarla açmaya devam ettiler (20-9) ve arkalarına bakmadan 25-12'lik son derece baskın bir galibiyete uzandılar. Dördüncü setin başlarında Türkiye'nin yakaladığı olağanüstü 10-3'lük seri seyircinin coşkusunu yeniden canlandırdı ve Velasco'nun aldığı mola, "Filenin Sultanları"nın skoru kendi lehlerine 14-7'ye taşımasını engelleyemedi. İtalya, skoru 14-10'a getirip Türkiye'ye mola aldırdığında toparlanmış görünüyordu; oyun yeniden başladığında ise Vargas bloklanarak skor 14-11 oldu. İtalya'nın yarattığı tehdit 17-16'da iyice belirginleşti ancak Türkiye sarsılmadı; Hande Baladın muhteşem bir ralliyi sayıya çevirerek skoru 22-18 yaptı. Ev sahibi ekip yakaladığı 5-2'lik seriyle tie-break setine giden yolu açtı; bir sonraki sayıyı ise Vargas kaydetti. İtalya birkaç set sayısını savuşturduysa da Elif Şahin skoru 25-21'e taşıdı; böylece maçın galibini, tıpkı finalde karşılaştıkları 2025 Dünya Şampiyonası'nda olduğu gibi, tie-break seti belirleyecekti. Türkiye, dördüncü setin getirdiği ivmeyi tie-break setine de taşıdı; kısa bir süreliğine sahayı terk etmek zorunda kalan Zehra Güneş'in yaşadığı sakatlık bile takımı durduramadı. Melissa Vargas ve Eda Erdem dörder sayı kaydederek takımlarını sırtladı ve ev sahibi ekip 15-10'luk galibiyete ulaşarak İstanbul'da kutlamaları başlattı. Vargas ve Egonu kazanılan sayılar bakımından (28) birbirini yakaladı; ancak günün sonunda diğer "Filenin Sultanları" ile birlikte sevinen taraf Vargas oldu. “Bu takımla ve sergilediğimiz birlik beraberlikle inanılmaz gurur duyuyorum. Bence tüm Türkiye, bu ekiple ve başardıklarımızla gurur duymalı. İtalya'nın son derece güçlü bir takım olduğunu biliyorduk; maç boyunca inişli çıkışlı anlar yaşadık ama olumsuzlukları geride bırakıp pozitif kalmaya odaklandık. Bu seyirci önünde Avrupa şampiyonluğuna ulaşmak, tarif edilmesi zor bir duygu. Gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum." Eda Erdem Türkiye Takım Kaptanı. “Kaybetmek, özellikle de maçın bazı bölümlerinde sergilediğimiz performans düşünüldüğünde, elbette büyük bir hayal kırıklığı. Tie-break bir bakıma acımasız; bazen çabalarınızın karşılığını verir, bazen de hak ettiğinizi düşündüğünüz bir şeyi elinizden alır. Bu kez elimizden o sevinci ve tüm yaz boyunca uğruna çok sıkı çalıştığımız o başarıyı alma yolundaki o tatmin duygusunu aldı; ancak sporun doğası böyle." Sarah Fahr İtalya Milli Takımı Orta Oyuncusu.
3
554
AVRUPA ŞAMPİYONU "ATATÜRK'ÜN KIZLARI", "FİLENİN SULTANLARI", 2028 LOS ANGELES YAZ OLİMPİYATLARI YOLUNUZ AÇIK, ŞANSINIZ BOL OLSUN! EN BÜYÜK "FİLENİN SULTANLARI"! EN BÜYÜK TÜRKİYE!
9
307
Milli Kadın A Voleybol Takımımız, 2003’de Ankara'da düzenlenen Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası'nda tarihimizde ilk defa final oynadı. Avrupa ikincisi oldu. Podyuma çıktı, Gümüş Madalya aldı. Bizleri sevince boğdu. Takımımıza "Filenin Sultanları" lâkabını taktık. O tarihten sonra Kadın voleybolu Türkiye’de iyice gelişmeye başladı. Genç kızlarımız Voleybolda ATATÜRK’ün modern, çağdaş Cumhuriyeti’nin simgelerinden biri oldu. “ATATÜRK’ün Kızları”. “Cumhuriyet’in Kızları” lâkaplarıyla da anılmaya başlandılar. Çocukluk yıllarımdan başlayarak spora çok meraklıydım. Güreşte, özellikle serbest stilde ağırlıklı olarak Mehmet Erkan, Ali Yücel, Mustafa Dağıstanlı, Gazanfer Bilge, Mustafa Dağıstanlı, Celâl Atik, Yaşar Doğu, Mersinli Ahmet, Muharrem Candaş, Ahmet Ayık gibi isimleri hafızama kazınmış güreşçilerimizle on yıllarca övündük. Turnuvalarda bütün sıkletlerde altın madalya alarak Birinci olurduk. 1948 Londra, 1952 Helsinki, 1956 Melbourne ve 1960 Roma Olimpiyatları'nda güreşte ezici bir üstünlük sağladık. O kadar! Futbolda 1954 yılında A Millî Takımımız birazda şansın yardımıyla İsviçre’deki Dünya Kupası Finallerine katıldı. Sevincimi unutamam .Katılmak için İspanya’yı eleyen Takımımızın kadrosu halâ belleğimdedir. Bir de 19 Şubat 1956 günü İstanbul’da o yılların yenilmezi Macaristan Millî Takımını 3-1 mağlup etmemiz. Takımımızı ve Macar takımını ve golleri atanların isimlerini dakikalarıyla bugünde ezbere sayıyorum. Hep hayal ede durdum bir takım sporu dalında acaba Türkiye bir gün dünya markası olabilecek mi diye?! Nihayet 2003 yılından sonra bu hayalimi “Cumhuriyet’in Kızları” A Kadın Voleybol Millî Takımımız bu hayalimi gerçekleştirdi. Yarım saat kadar sonra “Filenin Sultanları” 2026 Avrupa Kadın Voleybol Şampiyonasında İtalya Millî Takımıyla Final maçı oynamak üzere parkeye çıkacak. Şimdiden teşekkürlerimle kutluyorum “ATATÜRK’ün Kızları” Millî Takımımızı. Bence bizatihi Final maçını oynamak başlı başına bir başarıdır, hattâ zaferdir. Çünkü bu final maçı bir başarının, zaferlerin neticesinde gelmiştir. Başarılı olan değil – çünkü iki finalistte başarılıdır – daha şanslı olan ŞAMPİYON olacaktır. Dilerim “ŞAMPİYON” “FİLENİN SULTANLARI” olur. Kadın Voleybolunda Türkiye’yi Dünya Markası haline getiren Voleybol Federasyonumuzu, Voleybola destek veren, katkı yapan başarılı olan Spor Kulüplerimizi kutluyorum. Onlara teşekkür ediyorum. Hadi sevgili Takımımız bize güzel bir maç izletin! Şansınız açık olsun! Vurduğunuz top sayı getirsin!
1
14
1,119
KKTC’ne ait bir geminin bugün (30 Ağustos) Girne - Taşucu seferini yaparken batması sonucunda 8 yolcunın ölmesinden ve 18 yolcunun kaybolmasından büyük üzüntü duydum. Ölen yolculara Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı temenni ediyorum. Acılarını yürekten paylaşıyorum. Kayıplarım sağ olarak bulunmalarını ümit ve temenni ediyorum. Kazazedelere geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. KKTC halkı kardeşlerime “başınız sağ olsun, geçmiş olsun” diyorum. Allah Türk Milletin’ni her türlü kazadan, belâdan korusun.
1
7
502
Kişisel bir anı, paylaşıyorum: 30 Ağustos 1965: Balıkesir’deki Ordu Donatım Okulu’nun 150 mevcutlu 73'üncü dönem Yedek Subay Aday Bölüğü Balıkesir Stadyumu’nda Zafer Bayramı’nın 43’üncü yıl dönümünde yapılan törendeki resmigeçitte şeref tribününün önünden geçiyor. Ön sırada sağ başta tüfeksiz ve kolları sabit olarak selâmlama yürüyüşü yapan Bölüğün Başçavuşu 550 yaka numaralı Tugay Uluçevik (yaş 26).
1
2
37
994
30 Ağustos 1922 Büyük ZAFER'in şerefli 104. yıl dönümü, ZAFER BAYRAMIMIZ, Millet’imize, bu çerçevede, Silâhlı Kuvvetlerimizin muvazzaf ve emekli mensuplarına, Kutlu ve Mutlu Olsun! Bu ZAFER’i Vatanımızın kurtuluşu ve Milletimizin egemenliği için elde eden Mareşal Gazi Mustafa Kemâl Paşa'yı, ATATÜRK’ü ve O'nun bütün silâh arkadaşlarını rahmet, şükran, minnet, artan sevgi ve saygıyla anıyorum. ATATÜRK Vatan’ın kurtuluşu, millî bağımsızlığı ve millî egemenliği için 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Samsun’a, yani Anadolu’ya çıkarak bir millî hareket başlattı. Bu hareket ve sonrasındaki kurtuluş ve istiklâl savaşı, TBMM Ordularının Başkumandanı olarak kendisinin sevk ve idaresinde ve verdiği emirle 26 Ağustos 1922 Cumartesi günü şafakla taarruza geçen TBMM Ordularının 30 Ağustos Çarşamba günü Dumlupınar’da elde ettiği kesin askerî zaferle sonuçlandı. Başkumandan Mareşal Mustafa Kemâl Paşa Dumlupınar’da TBMM Ordularına 1 Eylül 1922 Cuma günü şu emri verdi: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları! Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahede ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim. Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe Kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikrî güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” ( O yıllarda “Akdeniz” için Osmanlıca “Bahr-ı Sefid” terimi kullanılıyordu. Bu terim Ege’yi de kapsıyordu.) Bu emir üzerine düşmanı Batı’ya doğru takibini sürdüren Ordularımız, düşmanı Ege’de denize döktü ve 9 Eylül 1922 Cumartesi günü ATATÜRK Ordumuzun başında İzmir’e girdi. Vatan düşman işgalinden kurtarıldı. Atatürk Büyük Nutku'nda Kurtuluş ve İstiklâl savaşımızda kendi kumandasında, sevk ve idaresinde elde edilen zaferi Türk Milleti'ne mal etmiştir. TBMM Ordularına verdiği 1 Eylül 1922 tarihli emirde kullandığı kullandığı "Sahibimiz olan büyük Türk Milleti" ibaresi bunun kanıtıdır. ATATÜRK sen çok büyüksün! Ebedisin!
3
10
322
Fenerbahçemiz Şampiyonlar Ligi’nde. Teşekkürler Fenerbahçe. Kutluyorum.
15
474
Büyük Zafer’e ve Kurtuluşa Doğru Bugün 26 Ağustos (2026), Türk Milleti’nin şanla, şerefle ve zaferlerle dolu tarihinin hayırlı ve uğurlu günü. Bundan 955 yıl önce bugün 26 Ağustos 1071 günü Büyük Selçuklu Devleti’nin ikinci Sultanı Alparslan komutasındaki Selçuklu Türk ordusu, İmparator Romanos Diogenes’in komuta ettiği Bizans ordusunu Malazgirt Ovası’nda cereyan eden meydan savaşında hezimete uğrattı. Zafer kazandı. Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü Milletimize kutlu olsun! Bu Zaferi getiren kahramanlarımızın, şehitlerimizin ruhları şad olsun! Malazgirt Ovası'nda kazanılan zafer Türk Milleti’ne Anadolu’nun kapısını açtı. Yüzyıllar içinde Türkler Anadolu’nun tamamına Vatan olarak yerleşti. Osmanlı Devleti zamanında İstanbul fethedildi. Bizans Devleti ortadan kaldırıldı. Osmanlı Devleti İmparatorluk haline geldi. Sınırları, Avrupa’da Viyana önlerinden başlıyor; bugünkü Macaristan ve Balkan ülkelerini içine alıyor; Karadeniz’in kuzeyinden geçerek İran’a ulaşıyor; güneye Basra Körfezi’ne uzanıp Arap yarımadasını ve Kuzey Afrika’yı kapsıyordu. Akdeniz’in çevresinin yaklaşık dörtte üçü Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarıyla çevriliydi. Doğu Akdeniz bir Türk gölü mahiyeti kazanmıştı. Ege’deki, Orta ve Doğu Akdeniz’deki adaların, ada gruplarının, tamamı Osmanlı egemenliği altına alınmıştı. Osmanlı Devleti bir dünya gücü haline gelmiş; kuvvetler dengesinin belirleyici unsuru olmuştu. Osmanlı Devleti dünyada eriştiği gücü koruyamadı. Topraklarını Avrupa içlerine kadar genişletmiş, Batı Avrupa devletleriyle komşu haline gelmiş olmasına rağmen Osmanlı Devleti, maalesef ülkeye hâkim koyu dinî taassubun da olumsuz etkisiyle, Avrupa’daki teknik ve ekonomik gelişmelere ayak uyduramayıp, Avrupa’dan yaklaşık üç asır geri kalmıştı. Gerileme ve yıkılma devrinde geniş topraklarını hızla kaybetmeye başladı. Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere Anadolu’nun büyük bölümü Yunanistan, İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından işgal edildi. Sonunda, emperyalist güçler ve onların maşaları ve tetikçileri Osmanlı devletini Paris’in Sevr (Sèvres) banliyösünde 20 Ağustos 1920 günü “Sevr” Antlaşması’nı imza etmeye zorladı. Bu Antlaşma Anadolu’nun büyük bölümünün işgalci devletlere terkini öngörüyordu. Türk Milleti’ne Anadolu’nun kapısının açıldığı Malazgirt de Vatanımızdan koparılmaktaydı. Elbette Türk Milleti bu zillete katlanmayacaktı! Bunun işaretini ATATÜRK (Mustafa Kemal Paşa) 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basarak verdi. Nihayet, 26 Ağustos 1922 günü Afyonkarahisar’da Kocatepe’de tanyeri bir başka ağarmaya başladı. Şafağın sökmesine, güneşin doğmasına 40-45 dakika kalmıştı. Başkumandan Mareşal Gazi Mustafa Kemâl Paşa Büyük Taarruzu bizzat sevk ve idare etmek üzere Kocatepe'deki karargâh mevziinde yerini almıştı. Beraberinde Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Garp (Batı) Orduları Komutanı İsmet (İnönü) Paşa vardı. Saat 05:30’da Başkumandan Büyük Taarruz’un emrini verdi. Türk topçusu önce tanzim atışlarını yapıp, sonra yoğun biçimde hedef atışlarını sürdürürken, güneş, Türk Milleti’nin, kahraman Silâhlı Kuvvetlerimizin Vatan’ımızın kurtuluşu ve millî istiklâl için başlattığı savaşta yolunu aydınlatmak istercesine Afyon ovasında ve mücavir tepelerde yükseliyordu. ATATÜRK, Büyük Taarruzu Nutuk’ta anlatırken şu ifadeleri kullanmıştır: “... 26 Ağustos sabahı Kocatepe'de hazır bulunuyorduk. Sabah saat 5.30 da topçu ateşimizle taarruz başladı… Mağlup olan düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos'ta icra ettiğimiz muharebe neticesinde imha ve esir ettik..." Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 26 Ağustos 2023 tarihinde Malazgirt Zaferi'nin 952. yıl dönümü münasebetiyle Malazgirt’te yaptığı konuşmada "Bazı başlangıçlar vardır ki tarihin akışını değiştirir” ifadesini kullanmıştı. Gerçekten de, ATATÜRK'ün Kocatepe'de 26 Ağustos 1922 seherinde verdiği kesin emirle başlayan Büyük Taarruz ve sonunda 30 Ağustos’ta gelen Büyük Zafer gerçekleşmemiş, 9 Eylül’de düşman İzmir’de denize dökülmemiş olsaydı ve 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Zaferi sağlanmasıydı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla yeni bir başlangıç yapılmasaydı, bugün tarihimizin parlak sayfasını oluşturan Malazgirt Zaferi'nin yıldönümlerinin, Türkiye tarafından, hem de Zafer'in mahallinde Malazgirt'te, haklı iftihar duygularıyla kutlaması mümkün olamayacaktı. Çünkü, Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te Bizans Ordularına karşı kazandığı Zaferle ilk sayfasını yazdığı Türk Milleti'nin şanla, şerefle dolu Anadolu Tarihi, düşman tarafından sonlandırılmış olacaktı. Anadolu’da tarih başka yöne doğru akmaya başlayacaktı. Biz Türk vatandaşları, İstanbul’a, İzmir’e, Edirne’ye, Van’a, Kars’a, Ardahan’a, Kahramanmaraş’a, Hakkâri’ye, Gaziantep’e, Hatay’a Antakya ve İskenderun’a, Adana’ya, Antalya’ya, Konya’ya, Muğla’ya, Balıkesir’e, Aydın’a ve diğerlerine ancak pasaport ile seyahat edebilecektik. Büyük Taarruz’un başlamasının mutlu ve şerefli 104’üncü yıldönümünde, başta Ulu Önderimiz ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin ebedi Başkomutanı Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK olmak üzere, Büyük Taarruz boyunca harekâtta görev yapan her seviyedeki komutanları, erlerimizi, bütün şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle saygı ve sevgiyle anıyorum. Aziz ruhları şad olsun! Milletimizin ve Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Zafer Haftası Kutlu ve Mutlu Olsun!
4
12
587
Dışişleri Bakanlığımızda görev yaptığım yıllarda (1967 – 2003), Türkiye’de düzenlenen uluslararası etkinliklere davet edilmeleri veya alınan davetlere katılım bakımından dış siyasetimiz çerçevesinde çeşitli veçheler itibarıyla hassasiyet taşıyan ülkelerle ilgili olarak kurum veya kuruluşlarımızın Dışişleri Bakanlığımızın görüşünü alma uygulamasının yapıldığını hatırlıyorum. Hattâ çeşitli spor dallarında Avrupa grubu çerçevesinde kura ile belirlenen eşleşmelerde dahi, örneğin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi takımlarıyla eşleşmelerde, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın Dışişleri Bakanlığı’ndan mütalâa istediğini de anımsıyorum. Günümüzdeki tatbikat nasıldır, bilmiyorum! İçinde bulunduğumuz Ağustos ayında geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen 22. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı'na Türkiye’nin tanımadığı sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” davet edilmesinin ve oradan bir ekibin İstanbul’a gelerek etkinliğe katılmasının, nispet yaparmış gibi, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağını açarak objektiflere poz vermesinin Türkiye’de ve KKTC’de yarattığı hassasiyet bana eski yıllardaki uygulamaları hatırlattı.
3
18
67
8,517
11-17 Ağustos 2026 tarihlerinde İstanbul'da düzenlenen 22. Uluslararası Coğrafya Kongresi'ne sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" millî ekibinin katılması hakkında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde İngilizce yayımlanan "Cyprus Mail" gazetesinin internet sayfasında "Türk muhalefeti, İstanbul'daki Coğrafya Olimpiyatı'na Kıbrıs Rum (Greek Cypriot) heyetinin davet edilmesine öfkeli" başlığıyla yer alan haberin Türkçe tercümesini aşağıya kaydediyorum. Haberle birlikte 6 kişilik Kıbrıs Rum ekibini açtıkları sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı ile gösteren bir fotoğrafa yer verilmiştir. Fotoğrafın altında "İstanbul'daki etkinlikte Kıbrıs bayrağını taşıyan Kıbrıslı Rum ekip" ibaresi vardır. cyprus-mail.com/2026/08/19/t… Haber metninin Türkçe'ye tercümesi şöyledir: "Kıbrıs Haberleri | 19 Ağustos Çarşamba | 16:10 | 80 Yorum Yazan: Tom Cleaver (Başlık) Türk muhalefeti, İstanbul'daki Coğrafya Olimpiyatı'na Kıbrıs Rum (Greek Cypriot) heyetinin davet edilmesine öfkeli Üst düzey Türk muhalefet siyasetçisi Ayyüce Türkeş Taş, İstanbul'daki Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı'na bir Kıbrıs Rum heyetinin davet edilmesine Çarşamba günü sert tepki göstererek durumu 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi. Taş, 'Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Enes Eminoğlu'nun katıldığı ve ödülleri takdim ettiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin ev sahipliğindeki törende, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden gelen öğrenciler 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak anons edildi ve sahnede Rum yönetiminin bayrağı göndere çekildi' dedi. 'Türkiye tarafından tanınmayan bir rejim, nasıl bir cüretle İstanbul'un tam kalbinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak takdim edilebilir?' Ayrıca Eminoğlu'nun 'o anda neden müdahale etmediğini' soran Taş, 'Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi Kıbrıs politikası ve KKTC'nin hakları sahipsiz mi?' diye sordu. Konunun 'basit' bir 'protokol hatası' olarak 'geçiştirilemeyeceğini' belirtti. 'Kıbrıs Türkleri yok sayılamaz. KKTC yok sayılamaz. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki millî davası böylesi bir sorumsuzluğa terk edilemez. Sorumlular tespit edilmeli ve derhal gerekli işlemler yapılmalıdır,' dedi. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı için İstanbul'a giden dört kişilik Kıbrıs Rum heyeti, Marina Malli ve Thanos Hadjikyriakos'un kürsüye çıkmasıyla iki bronz madalya kazanarak geri döndü. Etkinlik sonrasında konuşan Malli, 'Kişisel olarak çok mutluyum; aynı zamanda Kıbrıs'ı layıkıyla temsil ettiğimiz için de ayrıca mutluyum,' dedi. Eminoğlu, açılış töreninden bu yana konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Ayyüce Türkeş Taş, muhalefetteki İYİ Parti'nin genel başkan yardımcılarından biridir. Babası, Türkiye'nin eski Başbakan Yardımcısı Alparslan Türkeş de bir Kıbrıslıydı (Cypriot). Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı, 16-19 yaş arası gençler için düzenlenmekte olup yazılı sınav, multimedya testi ve saha çalışmasından oluşan üç aşamalı bir programı kapsamaktadır."
7
422