Pinned Tweet
Sevgili dostlar,
Çok mutluyum çünkü yeni kitabım yayımlandı.🌺🧿
Yoğun bir emeğin neticesinde, yaklaşık 1200 sayfalık bir eser olarak günışığına çıkan “Ceza Hukukuna İlişkin Bilimsel Uzman Mütalaaları”, alanında bir ilk olma özelliği taşıyor.
Yeni kitabımın linkini ve “Önsöz”ünü aşağıda paylaşıyorum…
👇
filizkitabevi.com/ceza-hukuk…
ÖNSÖZ
Ceza hukuku alanında çalışan bir akademisyenin temel uğraşı, bilimsel çalışmalar yapmak ve aktif bir biçimde ders verme faaliyetini yürütmektir. Bununla birlikte, ceza hukuku insan hayatının tam merkezinde bulunan bir hukuk dalıdır. Ceza hukuku derslerinde anlatılan hemen her konunun, gündelik yaşamda mutlaka bir karşılığı vardır ve bu itibarla, toplumsal yaşam deneyimleri ve insan ihtiyaçları, ceza hukukunun biçimlenmesinde ve ilerlemesinde fevkalade önemlidir. Bu nedenle, bir ceza hukukçusunun topluma yararlı olabilmesi için, bu deneyim ve ihtiyaçların somutlaştığı yer olan ceza hukuku uygulamasından kopuk olmaması, uygulama ile bir bağ kurması ve bu bağdan beslenerek ilerlemesi gerekir.
Ceza hukuku akademisyenleri ile uygulama arasında kurulan bağın temel tezahür şekillerinden birini, ceza muhakemesinin farklı evrelerinde cumhuriyet başsavcılıklarına ya da mahkemelere sunulan “bilimsel uzman mütalaaları” oluşturmaktadır. Günümüzde toplumsal yaşamdaki gelişmeler ile paralel olarak ceza hukukuna ilişkin hukukî sorunlar da fevkalade karmaşık bir hal almış olup; bu sorunların çözümünde çoğu kez ceza hukuku akademisyenlerinin bilimsel esaslara dayalı birikim ve uzmanlıklarının yansıtıldığı görüşlerden yardım alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın esasını da, ceza davalarında maddi gerçeğe ulaşabilmek için çözümlenmesi gereken hukuki sorunlara ilişkin olarak tarafıma yapılan başvurular üzerine, çeyrek yüzyılı aşkın tecrübenin ışığında hazırladığım bilimsel görüşlerden oluşan uzman mütalaaları oluşturmaktadır.
Aslında ülkemizde hukuk akademisyenlerinin, yıllar içinde hazırlamış oldukları bilimsel uzman mütalaalarını bir kitap çatısı altında toplayarak ilgililerin istifadesine sunmaları pek yaygın bir uygulama değildir. Hatta sözgelimi ticaret hukuku veya medeni hukuk alanında çalışan akademisyenler tarafından yayınlanmış az sayıda bilimsel uzman mütalaası kitapları bulunmakla birlikte; ceza hukuku alanında bilebildiğim kadarıyla bu şekilde bir kitap çalışması yayınlanmış değildir. Elbette bilim insanlarının müşahhas bir dosya için yoğun bir emek ve özveri ile hazırladıkları bilimsel mütalaadaki görüşlerinin herkese açık bir biçimde yayımlanmasını tercih etmemeleri anlaşılabilir bir tutumdur ve kuşkusuz bu tercihe saygı duymak gerekir. Ancak bu konuda farklı bir tercihte bulunarak, meslek yaşamımın özellikle son yıllarında hazırladığım bilimsel uzman mütalaalarını -kuşkusuz içeriklerdeki ilgililerin kişisel verilerinin gizlenmesine azami bir hassasiyet göstermek suretiyle- tüm hukukçu meslektaşlarımızın istifadesine sunma irademin de aynı şekilde anlayışla ve saygıyla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu girişim ile bu alanda öncü olabilmeyi ve önümüzdeki süreçte başka ceza hukuku akademisyenlerinin de çok değerli bilimsel mütalaalarını kamuoyu ile paylaştıklarına tanıklık edebilmeyi umut ediyorum.
Bu kitap çalışmasındaki bilimsel uzman mütalaalarından hem avukat hem savcı hem de hâkim meslektaşlarımızın istifade etmelerini gönülden arzu ediyorum.
Son olarak bu kitabın okuyucu ile buluşmasını mümkün kılan Dr. Öğretim Üyesi Batuhan Aktaş’a ve Arş. Gör Harun Ünsal’a gönülden teşekkür ediyorum.
Nihayet, otuz yıldan fazla bir zaman önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kapısından öğrenci olarak ilk girdiğim gün, birinci sınıf kitaplarını almak için yönlendirildiğimiz yer olan Filiz Kitabevi’nden, bugün bir ceza hukuku profesörü sıfatıyla kitabımın yayınlanması, herhalde şu fani dünyadaki manevi varlığımın ulaşabileceği en büyük kıvanç ve en güzel mutluluktur.
Kitabın ceza hukuku uygulamamıza fayda getirmesi dileğiyle…
Bazen dışarıdan bakan bir göz, meseleyi içeridekilere göre çok daha panoramik ve nesnel bir biçimde değerlendirebiliyor.
Baro siyasetini yakınen deneyimleyen biri olarak, Berk hocanın tespitlerini bu yönüyle çok kıymetli buluyorum.
Meselenin özü aslında çok net.
Kanımca, hocam sayın @umitkocasakal_’ın liderliğindeki “cumhuriyetçi cephe”nin başarısında, en yalın anlatımla;
-doğru aday ve
-doğru ittifak, parametreleri ön plana çıktı.
İlk parametre yönünden, lider kültü üzerine inşa edilen siyaset geleneğimizde “kazanacak aday” formülünün ne denli önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha bizzat yaşayarak görmüş olduk.
İkinci olarak, çerçeve yasa sonrası oluşan geniş tabanlı toplumsal tepkinin rüzgarını arkasına alan ve -hayli tartışmalı yönlerine rağmen- milliyetçilik/ulusalcılık temelinde çok net bir tavır/duruş ortaya koyan “cumhuriyetçi cephe” karşısında, aynı netlikte konsolide olmuş bir “demokrat cephe”nin inşa edilememiş olmasının, seçim sonuçlarındaki başat belirleyici etken olduğunu düşünüyorum.
Bu şekilde bir demokrasi ittifakı kurmanın temel öncelik haline getirilememesinde ise, önceki baro yönetiminin aşırı özgüveninin, özlerinde kayda değer bir farklılık olmayan çok parçalı avukat gruplarının ortak ilkelerde birleşmeyi başaramamış olmalarının ve ne yazık ki, artık eskimiş/yıpranmış baro yüzlerinin alışageldiğimiz hırslarının büyük payı olduğunu değerlendiriyorum.
Buradan genel siyasete dair çok net bir çıkarımda bulunmak çok doğru ve hakkaniyetli olmaz. Ancak en azından, doğru aday ile yola çıkmanın ve ortak ilkesel değerler üzerine doğru bir ittifak yapısı inşa edebilmenin, seçim kazanmaya giden süreci nasıl kolaylaştırabildiğine ilişkin umut verici bir örnek teşkil ettiği de inkar edilemez.
Bir baro seçiminden büyük siyasi sonuçlar çıkarmamak gerekiyor. Ama yine de pazar günkü seçimlerin iktidara gelmek isteyen bir muhalefet partisi için bazı dersler içerdiğini düşünüyorum. Bu nedenle önceki mesajımı biraz daha detaylandırmak istiyorum.
Kaboğlu demokrat ve medeni bir insan olabilir. Ancak iki yıl içinde oylarının az da olsa düşmesi ve kendi ekibi dışından başka bir grubu yanına çekememesi bize çok şey söylüyor. Hukukun bu kadar ayaklar altına alındığı bir dönemde, akademisyen kimliğinden sıyrılamayan ve iktidarın tartışmaya açmak istediği anayasal düzeni savunamayacağı algısı yaratan bir isme birçok avukatın yönelmemesi şaşırtıcı değil. İşine geldiğinde iktidarla müzakere edip ona anlayışla yaklaşırken rakibini fütursuzca “kayyım” olmakla suçlayan bazı destekçilerinin gayrietik tutumu da haliyle ters tepiyor.
Kimlik gruplarına açılmak, bu gruplar ortak bir gelecek için farklı kesimlerle çalışmaya açık değilse sizi otomatik olarak çoğulcu yapmaz. Aksine, bazı muhalefet partilerimizde gördüğümüz üzere, parti içindeki örgütlü grupların taleplerine aşırı duyarlı olmak, daha geniş seçmen kitlesinin önceliklerini göz ardı etmeye yol açabilir. Böylece kapsayıcı olmak isterken çok daha geniş kesimlerin gözünde dışlayıcı bir konuma düşüp tepki çekebilirsiniz.
Ama sanırım asıl çarpıcı sonuç, 2024 baro seçimlerinde Kaboğlu karşısında bölündüğü için kaybeden geniş bloğun bu kez ulusalcı bir aday etrafında birleşmesi oldu. Bunu ulusalcılığın toplumda yükseldiğinin kanıtı olarak görmüyorum. Hatta ulusalcılığın 2000'li yıllardaki siyasi ve kurumsal dayanaklarının büyük ölçüde ortadan kalktığını düşünüyorum.
Bu sonuç, ulusalcılığın başarısından ziyade diğer grupların güçlü, demokratik ve kapsayıcı bir muhalefet cephesi oluşturamamalarından kaynaklanıyor. “Süreç” konusunda ana muhalefetin tutarlı ve tabanını temsil eden bir pozisyon alamaması, bu boşluğun başkaları tarafından doldurulmasına yol açıyor. Cumhuriyet ile sorunu olan etnik milliyetçi elitlere karşı takınılan hoşgörülü tavır, diğer milliyetçi kesimlerde tepki yaratırken ılımlı cumhuriyetçileri bile yeniden ulusalcılığa yöneltebiliyor.
Muhalefetin iktidarı değiştirmek için yapması gereken, siyaseti dar kimlik gruplarının taleplerine ve aralarındaki pazarlıklara indirgemek değil. Kimlik siyasetinin ötesine geçerek farklı toplumsal kesimlerin kendilerinden bir şeyler bulabileceği, ortak demokratik ilkeler etrafında birleşebileceği kapsayıcı bir siyasi söylem geliştirmesi gerekiyor. Bunun yolu da temel meselelerde belirsiz ve çelişkili pozisyonlar almak değil, iktidar karşısında açık ve tutarlı bir siyasi çizgi izlemekten geçiyor. Muhalefet kendi tabanının kaygılarını ve önceliklerini temsil edemezse, ortaya çıkan boşluğu reaksiyoner isimler de doldurabilir.
Savunma susturulamaz…
İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşma nedeniyle @AvukatHG’muz Başkan adayı değerli hocam Av. Prof. @KKanadoglu hakkında açılan ceza soruşturmasını kabul etmiyoruz.
Her daim Korkut hocamızın yanında olmaya ve savunmayı savunmaya devam edeceğiz..
Avukat Hakları Grubu İstanbul Barosu Başkan Adayımız Av. Prof. Dr. Osman Korkut KANADOĞLU hakkında, İstanbul Barosu Genel Kurulu’ndaki konuşması nedeniyle soruşturma başlatılmasını endişe ile karşılıyoruz.
Avukat Hakları Grubu olarak Sayın Kanadoğlu’nun yanındayız.
Hukukun üstünlüğünü, anayasal güvenceleri ve savunma özgürlüğünü dile getiren açıklamalarının soruşturma konusu yapılmasına karşı duruyor; kendisine desteğimizi ve dayanışmamızı kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
Avukat Hakları Grubu
Prof. Dr. Hasan Sınar retweeted
AV. MEHMET PEHLİVAN YALNIZ DEĞİLDİR
492 gündür tutuklu olan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Adayımız Av. Mehmet Pehlivan’ın yanındayız.
Bir avukatın mesleki faaliyeti nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasını, avukatlığın hedef alınmasını kabul etmiyoruz.
24 - 25 Ekim’de yalnızca İstanbul Barosu’nun geleceği için değil, savunmanın bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü için de sandığa gidiyoruz.
Sandıkta Mehmet’in sesi olacağız!
Umut yeniden yükseliyor.
Güç, kuvvet ve sıhhat diliyorum.
Bugün, tek adaylı bir seçim olmasına rağmen 74.644 üyemizin oyuyla, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı seçildim.
Üstlendiğim büyük sorumluluğun ve tarihsel görevin farkındayım, bana güvenen tüm üyelerimize yürekten teşekkür ediyorum.
Halkımızın isteği, üyelerimizin güçlü desteğiyle YENİ yolumuzda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.
Hak kazanacak, halk kazanacak.
Yepyeni bir hayat doğacak!
HalkTv, ülkemizde ayakta kalan çok az sayıdaki bağımsız haber kanallarının adeta amiral gemisiydi.
Benim de yıllardır yayınlarına katıldığım ve ihtisas alanıma giren konularda düşüncelerimi paylaştığım bu haber kanalına bugün kayyum atandı ve yayın faaliyeti hukuka aykırı bir biçimde engellendi.
Korkarım daha önce örneklerini gördüğümüz üzere, kanalın tümüyle tasfiyesine ve çok kıymetli medya emekçilerinin işsiz kalmalarına yol açan hukuksuz bir süreç işletilecek.
Bu vesileyle, HalkTv’de görev yapan tüm emekçi dostlarıma dayanışma duygularımı iletiyorum.
Haber kanalı HalkTV’yi yasaklayabilirsiniz ancak o HalkTV’yi izlenme rekorlarına taşıyan halkı yasaklayamazsınız.
Su akar, elbet yolunu bulur.
Halk yasaklarınızdan çok daha büyüktür…
Deniz Göktaş hiçbir suç işlemedi.
Deniz’i serbest bırakın…
AKADEMİ YÖNETİMİNE ÇAĞRIMDIR…
Hepimizin içinde yetiştiği akademik ölçme,değerlendirme ve daha da önemlisi yükseltilme kriterleri, yapay zeka teknolojisi karşısında bugün tümüyle çağdışı kalmıştır.
Geçmişte hakem veya jüri olarak, intihal ve benzeri suistimallerin tespiti için kullandığımız “turnitin” türevi sistemler, yapay zeka karşısında anlamsızdır.
Bugün bir aday, kendi emeğiyle aylarca çalışarak yazabileceği bir bilimsel makaleyi ya da yıllarca çalışarak vücuda getirebileceği bir lisansüstü tezini yapay zeka ile dakikalar içerisinde üretebilmektedir.
Bunun için yalnızca yapay zekayı etkin şekilde kullanması ve onu sürekli doğru komutlar ile yönlendirebilmesi yeterlidir.
Bu şekilde Yapay zeka tarafından üretilen bir çalışma önüne gelen hakem veya jürinin, bu durumu tespit etmesini sağlayacak tartışmasız, kesin ve objektif bir denetim mekanizması bulunmamaktadır.
Hakem veya jüri, çoğu zaman adayın yapay zeka kullanımında yeterince yetkin olmamasından kaynaklı belirli ipuçlarını takip ederek, sezgisel bir tespit yapabilmekte ve bu tespit ise özellikle ispat yönünden soru işaretleri taşımaktadır.
Bu nedenle, soruna çözüm üretmek üzere başta doçentlik sınavı olmak üzere, tüm akademik yükseltmelerde ve diğer ölçme/değerlendirmelerde, aday ile yüzyüze yapılacak bir “SÖZLÜ SINAV SİSTEMİ”nin ve uygun görülecek başkaca etkili denetim mekanizmalarının ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Saygıyla arz ederim.
@YuksekogretimK
@UAKKurumsal
Bugün @cumhuriyetgzt1’nde yayımlanan tam sayfa röportaj ile gündemi değerlendirdim…
cumhuriyet.com.tr/soylesi/pr…
Prof. Dr. Hasan Sınar, Buket Güler’in sunduğu #GününSonunda programında “şafak operasyonları” hakkında konuştu:
• “Hukukumuzda bunu Fethullahçılar başlatmıştı. Ne yazık ki yeniden hortladı. Neydi o? Şafak baskını, şafak operasyonu. Ya bizim hukukumuzda böyle bir şey yok"
• "Ama uygulamada görüyoruz ki yani kafasına silah dayasanız kaçmayacak seçilmiş belediye başkanları, bürokratlar, bu ülkenin aydınları, gazeteciler, hukukçular, akademisyenler sabah 5.30 - 6.00’da şafak operasyonlarıyla çocuklarının, eşlerinin, yakınlarının, sevdiklerinin, komşularının gözleri önünde bir itibar suikastıyla evlerinden alınıyorlar”
@hasansinar_ @buketguler
Bugün Çorlu Cezaevi’nde komedyen Deniz Göktaş’ı ziyaret ettim; uzun ve keyifli sohbetin arasında aklıma Deniz’in KK ile olan diyaloğu geldi.
“Gerçekten, CHP’yi salın dedin mi, KK yalanladı sonra” diye sordum.
“Yok hocam, görüşmek istemediğimi söylememe rağmen geldi; ben de kendisine milyonlarca Türk genci adına sizden tek bir ricam var; lütfen CHP’yi salın dedim” dedi.
Ben elbette Deniz’e kesinlikle inanıyorum ve
@kilicdarogluk başta olmak üzere tüm butlancıları yalanlardan “arınmaya” davet ediyorum.
Allah kimseyi butlancıların durumuna düşürmesin. Amin.
Remziye Demirkol, #GündeminOrtası programında Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Hasan Sınar’a, Ekrem İmamoğlu’nun “Bu Silivri’den adalet çıkmaz” sözünü sordu
Sınar, bunun bir umutsuzluk değil, “durum tespiti” olduğunu belirterek Aziz İhsan Aktaş davasını örnek gösterdi:
“İddianamede hakkında 700 yıl istenen Aziz İhsan Aktaş neredeyse alacaklı çıktı. Buna karşın yalnızca Aktaş’ın beyanlarına dayalı olarak yedi ayrı CHP’li belediye başkanına cezalar yağdırıldı!”
@hasansinar_ @r_demirkol
Bu akşam saat 20:00’de yayın hayatına yeni başlayan @kozatv01’de siftahımızı yapıyoruz.
@kozatv01 ailesine bu yolculukta kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
📌Emeklinin alım gücü günden güne eriyor.
📌Irak Türkiye'ye neden 1.4 milyar dolarlık dava açtı?
📌Özel yeni partinin sinyalini hangi sözlerle verdi?
@MahmuttSENGUL @ComezTurhan @bulenttezcanchp @hasansinar_
#gününsonunda @OzanKelleci sunumuyla bu akşam 19.00'da Koza TV'de
Prof. Dr. Hasan Sınar retweeted
"Daha ilk derece mahkemesi dahi sonuçlanmadan, siz nasıl peşinen aklanmadan bahsediyorsunuz? O kirliliği neye göre, kime göre tespit ettiniz de arınmadan söz ediyorsunuz?"
Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Hasan Sınar, Sözcü Televizyonu canlı yayınında Kemal Kılıçdaroğlu'nun "arınma" ve "ahlaki üstünlük" çıkışına çok sert tepki gösterdi. @hasansinar_
Prof. Dr. Hasan Sınar retweeted
Prof. Dr. Hasan Sinar, Bilgi Üniversitesi'nin bir gece yarısı kararnamesiyle fiilen kapatılmasının ardındaki acı tabloyu özetliyor:
"12 Eylül Darbesi döneminde bile üniversiteler rektörünü kendi seçerdi. 2017'deki KHK ile bu kaldırıldı; şimdi tüm üniversitelerin rektörlerini tek bir kişi, Cumhurbaşkanı atıyor."
"Vakıf üniversiteleri (Şehir Üniversitesi örneğinde olduğu gibi) siyasi inatlaşmalar uğruna bir gece yarısı kararnamesiyle buharlaştırılabiliyor. Öğrencilerin ve akademisyenlerin hayatında köklü yıkımlar yaratılıyor."
"Bu yanlıştan ivedilikle dönülmesini talep ediyorum." @hasansinar_ @buraktatari
Bu akşam saat 21:00’de @halktvcomtr’deyiz…
📌Diploma davasına istinaftan ret: Birileri seçime mi hazırlanıyor?
📌Gençlik şöleni AK Parti’yi neden karıştırdı?
📌İtirafçı Kapki helallik istedi...
📌Sanayici Erdoğan'dan devalüasyon istedi!
@GokceGokcen_, @hasansinar_, @selcukozdag, @ydogancetinkaya, @bahadir_ozgr ve @ilkandd @kursadoguz ile Rota’da yorumluyor...
Rota bugün 20:00'de Halk TV'de















