Pinned Tweet
Ben erkeğim duyulursa olan bana değil sana olur diyor bir de. Kuzenimin karaktersizliği şakamı?? Çıldırıyorummm
Amcama yaklaşık 15 yıl önce kız istemeye gitmişler. O zamanlar köyde adet böyleydi; kızın ailesine önceden haber verilir, kalabalık bir şekilde görücüye gidilirdi. Annem, babam, dedem, babaannem, halamlar, yengeler derken bizimkiler hep birlikte gitmişler. Üstelik ailemiz de köyde tanınan bir aile. Neyse, bizimkiler kahveleri beklerken bir bakmışlar ki karşılarına amcamın beğendiği kızın kendisi değil, en büyük ablası çıkarılmış. Herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bizimkiler küçük kız için geldiklerini söyleyince kızın ailesinin yüzü düşmüş. Çünkü adetlerine göre büyük kız evlenmeden küçüğünü vermek istemiyorlarmış.
+++
Amcam aslında küçük kızı beğenmiş ama ailelerin isteğiyle ablasıyla nişanlanmışlar ve şu an hâlâ evliler. Fakat işin asıl ilginç tarafı şu: Yengem, her tartışmalarında amcamın yüzüne bunu vuruyor. “Sen beni değil, kız kardeşimi istemiştin.” diye başlıyor. Benim asıl şaşırdığım ise bu durumu en başından beri bilmesine rağmen yengemin bu evliliği nasıl kabul ettiği.
Peki siz olsanız, eşinizin aslında sizi değil kardeşinizi istediğini bilerek o evliliği kabul eder miydiniz?
Kreşte çalışmaya başladığım ilk dönemden bu yana çocukların gelişimini gözlemledikçe çok şey öğrendim. Özellikle aynı yaş grubundaki çocukların bile sevgiye, ilgiye ve bağımsızlığa ne kadar farklı ihtiyaç duyduğunu görüyorum.
Bazı çocuklar artık kendilerini daha büyük hissediyor. Spor etkinliklerinde kazandıkları özgüvenle zor oyunları deniyor, başaramadıklarında tekrar uğraşıyorlar. Küçük sınıflardaki çocuklara abilik, ablalık yapıyor, sınıf içinde sorumluluk almaya başlıyorlar. Ama bir de gün boyunca öğretmenin yanından ayrılmak istemeyen çocuklarımız var. Serbest oyun saatinde bile sürekli kucağa alınmak, sevilmek, sarılmak ve öğretmenin ilgisini üzerinde hissetmek istiyorlar.
+++
Elbette bir çocuğun sevgi ve şefkat istemesinde hiçbir yanlışlık yok. Her çocuğun ilgiye ihtiyacı var. Ancak kreşte bizim görevimiz sadece çocukları sevmek ve onlarla ilgilenmek değil; aynı zamanda kendi başlarına hareket etmeyi, arkadaşlarıyla iletişim kurmayı, paylaşmayı ve sorumluluk almayı da öğretmek. Bazen bir çocuğun en küçük başarısını bile alkışlayıp cesaretlendirmek gerekiyor. Ama her istediğinde bir yetişkinin yanında olamayacağını da öğrenmeli.
Bence çocuklara bol bol sevgi vermek kadar, kendi başlarına bir şeyler başarabileceklerine inanmalarını sağlamak da önemli. Sizce çocukların bağımsızlaşması konusunda aileler yeterince sorumluluk alıyor mu?
Telefonumun şarjı bitti, dışarıdayım. Powerbank de yanımda yok, öyle ortada kaldım. Kafede oturan birinden rica edeyim dedim, masaya yanaştım. Masadakilerden biri tanıdık gibi geldi ama "Yok canııım, ne alaka" dedim içimden.
Adam kafasını bir kaldırdı 5 yıl önce dünyayı başıma yıkan, o dönem canımı acıtacak ne varsa yapan eski sevgilim.
+++
Yanındaki kadına ve iki çocuğa baktım. Adam da beni gördü, bir an eli havada kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Öyle bir donduk kaldık ikimiz de. İçimden bir ses "Git laf sok, hesap sor" falan dedi ama o kadar lüzumsuz, o kadar boş geldi ki anlık his.
Kablosunu uzattı, "Buyur" dedi sessizce. Aldım telefonumu şarja taktım, beş dakika boyunca o masadaki yabancılaşmayı izledim. Yıllar önce uğruna günlerce ağladığım adam, şu an yabancı bir sokakta rastladığım herhangi birinden farksızdı. Hatta o kadar sıradanlaşmıştı ki yanından kalkarken gram içim sızlamadı.
İnsan bazı yaraların kabuk bağlamasını değil, tamamen yok olmasını bekliyormuş meğer.
Üst katımız uzun zamandır boştu geçenlerde birileri taşındı. Banyodan bizim banyoya su akıyor şikayetiyle eve çıktım. Tamir edeceklerini söylediler. Fransa da yaşıyolarmış sadece yazın buraya geliyormış. Bir gün kapıya gelip tamir ettiklerini ve Fransa'ya döneceklerini söylediler. Teşekkür falan ettim. Banyo da hiç su akıtmadı düne kadar. Her zamankinden daha da fazla su gelmeye başladı.Ama evde kimse yok nasıl oluyor su mu bastı ya da geri mi döndüler diye tekrar çıktım yukarı ama kapıyı açan olmadı.+++
Kapı komşularına evde kimsenin olup olmadığını sordum. Ara ara bir genç geliyor da şu an burada mı bilmiyorum dedi. Dakikalarca kapıyı çaldım. Evden su sesi gelmesine rağmen açan olmadı. O sırada benim de banyom sırılsıklam oldu. Çareyi onların suyunu kapatmakta buldum. Ne de olsa kimse yok diye. Bir süre sonra kesildi suyun akışı. Gece balkonda otururken üst komşunun ışığının açık olduğunu gördüm. Güvenliği aradım bakmasını söyledim. Yine kapıyı açan olmadı. Kafamda binbir türlü senaryo kurdum. Tedirgin de oldum açıkçası. Evde yaşam belirtisi yok çünkü. Birileri varsa da sular kesik, kalamaz o şekilde. Yoksa da o ışık nasıl açıldı. Evde olmadıklarından emin olan bir kişi acaba gizli mi yaşıyor evlerinde? Bu yüzden de kimseyle muhatap olmadan sessiz sedasız girip çıkıyor mu diye de düşünmedim değil. Korktuğum için hiç muhatap olmamaya karar verdim
Öyle çok sevmiştim ki ama kavuşmak nasip olmadı. Bugün ailesinin isteği biraz da zoruyla başka biriyle düğünü var. Biliyorum ki o da beni çok sevdi. Hâlâ da seviyor ama bazen sevgi yetmiyor. Ben beni seven aynı zamanda benim için savaşan bir insan için bunları yazmak isterdim en nihayetinde aşk ile savaş aynı şey. Ama o kolay yolu seçti aşkını değil mecburiyet diye adlandırdığı kişiyi seçti. Bu hikayenin sonunun böyle olacağını bilseydim yine onu severdim ama zamanımı çalmasına izin vermezdim.+++
Bana umut verdi. Sevdiğini söyledi. Ondan vazgeçecek gibi olurken beni her defasında vazgeçirdi. Kalmak için en ufak bir umut kırıntısı bile yeterdi bana. Ama bir gün hiçbir şey söylemeden günlerce ortadan kayboldu. Düğün hazırlıkları içinde olduğunu öğrendim. Dünyam başıma yıkıldı. Ne yaparım nasıl toparlarım en ufak bir fikrim yok. Bir daha hiç dönmemek üzere buralardan uzaklaşmak istiyorum sadece..
Evlilik hazırlığı yapan bir çift, mobilya mağazasında beğendikleri koltuğu almak için sipariş verdi. Bir hafta sonra mağaza arayıp aynı koltuğun başka bir adrese teslim edildiğini söyledi. Çift şaşırdı çünkü ödemeyi yapmışlardı.
Mağazaya gittiklerinde sipariş formundaki imzanın kendilerine ait olmadığını öğrendiler. Üstelik koltuk, damadın babasının evine gönderilmişti.
Damat babasını arayıp koltuğu neden aldığını sordu. Babası önce yanlışlık olduğunu söyledi ama sonunda gerçeği açıkladı.
+++
Oğlunun evleneceğini öğrendiğinden beri kendisini dışlanmış hissediyordu. Düğün hazırlıklarına hiç karışmamış, fikri bile sorulmamıştı. Koltuğu, oğlunun yeni evine katkısı olsun diye almış ama sürpriz yapmak yerine yanlış adrese sipariş vermişti.
Çift koltuğu geri almak yerine babasının evinde bırakmaya karar verdi. Düğünden sonra da birlikte yeni bir koltuk seçtiler ve babayı da yanlarına aldılar.
Asıl değişen koltuk değildi. Damat, babasının kendisini özlediğini ilk kez o gün anladı. Babası da oğlunun hayatında hâlâ bir yeri olduğunu gördü.
Bazen aile içinde sorun çıkaran şey sevgisizlik değil, insanın sevgisini nasıl göstereceğini bilememesidir.
Bence trafik sıkışıklığına sadece araç sayısının fazla olması açısından bakmak eksik kalıyor. Bazen birkaç dakikalık sabırsızlık, herkesin birbirinin önüne geçmeye çalışması ve en küçük boşluğu bile kapma telaşı kilometrelerce kuyruğa dönüşebiliyor. Herkes kendi zamanından tasarruf etmeye çalışırken aslında herkesin zamanını daha fazla tüketiyor. Trafikte biraz anlayış göstermek, bazen en hızlı ilerlemekten çok daha fazla işe yarıyor. Üstelik yol kimsenin kişisel alanı değil; aynı yolu kullanan herkesin birbirine karşı sorumluluğu var.
Sizce trafik sorununun asıl nedeni araç sayısının artması mı, yoksa insanların trafikte birbirine karşı tahammülünün azalması mı?
Erkek adam hanımını sergilemezmiş!
Kadın dediğin kocasına itaat edermiş!
Sizce beni seviyor mu bu adam? Kafam karıştı son mesajından sonra🙄
Kapımın önünde bir poşet buldum. İçinde iki tabak yemek ve küçük bir not vardı:
“Bugün yemek yapamadığını biliyorum.” O gün gerçekten hastaydım ve kimseye söylememiştim. Ertesi gün kapıcıya sordum, kimseyi görmediğini söyledi.
Bir hafta sonra aynı poşet yine geldi.
akşam kapının önünde bekledim. Yemek bırakan kişi, karşı binada oturan yaşlı teyze çıktı. Kendisine neden böyle yaptığını sordum. Önce geçiştirdi ama sonra anlattı.
+++
Yıllar önce aynı dairede kızıyla yaşamış. Kızı ağır bir hastalık geçirdiği dönemde günlerce yemek yapamamış. Komşuların hiçbiri fark etmemiş. Kızı iyileştikten sonra annesi, apartmanda yalnız yaşayan birini gördüğünde kapısına yemek bırakmaya başlamış.
Ona teşekkür ettim ve bir daha zahmet etmemesini söyledim. Gülümsedi.
“Zahmet değil,” dedi. “İnsan bazen kapısının çalınmasını değil, birinin onu fark etmesini istiyor.”
Ertesi sabah ben de onun kapısına yemek bıraktım. Kapıyı açtığında gözleri doldu. Meğer aylardır ilk kez biri ona da yemek getirmişti.










