Pinned Tweet
Yeni bir seri, yeni bir macera...
Atatürk - Lozan, Cumhuriyet, İsyan...
Lozan'la başlayan, cumhuriyetle süren, paşaların kavgası ve Şeyh Sait isyanıyla sona eren, serinin ilk kitabı.
Varsa bi hayırlı olsununuzu alırım 🙏
🔗 kitapyurdu.com/kitap/ataturk…
Vatan için çabaladı. İsyanlarla uğraştı. Suikast girişimleri yaşadı. Hain ilan edildi. İdamına hükmedildi. Meclis açtı. Ordu kurdu. Savaştı. Kazandı. Annesini kaybetti. Devleti kurtardı.
29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan etti.
11 ve 13 Kasım 1923'te iki kalp krizi geçirdi.
Kemalizm, muhafazakar tabanı bir asır öncesine göre ciddi ölçüde laikleştirdi. Üstelik bu değişimin laikleşme olmadığını düşündürerek yaptı bunu. Öyle bir değişim ki bu, Kemalizm sayesinde olduğuna karşı çıka çıka yaşanan bir değişim...
Haritada ne de sıradan duruyor. Halbuki Vahdettin'in adamları öyle iftiralar atmıştı ki... İsyanlardan birinde asilerce katledilen Türk askerinin gavur olmadığını ahaliye ıspatlamak için mezarını açıp sünnetli olduğunu göstermek zorunda kalmıştı Yarbay Nazım Bey...
Bir tek dileğim var. Ben öldükten sonra beni millete unutturmasınlar. O kadar sevdiğim milletin beni unutması ruhum için en acı bir azap olur.
Atatürk
Con Sinov retweeted
“Devlet gelirlerini, ancak memleketin insanını yaşatmaya sarf edebiliriz.”
@lordsinov Atatürk I: Lozan, Cumhuriyet, İsyan kitabı, sayfa: 191–192..
#Atatürk #ConSinov #MasaKitap
“Bahtiyarım ki, sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.”
Atatürk - 29.10.1933
Sarayların içinde Türk'ten gayri unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir.
- Atatürk (1924)
Con Sinov retweeted
Cumhuriyet’in 103. yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlığımız için emek veren herkesi minnetle anıyoruz.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! 🇹🇷
✍️ @lordsinov
Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman bile durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz.
-Mustafa Kemal Atatürk
"Memleket ve millet işlerinde zararlı olmak vaziyetine düşenlere karşı zaman zaman sertleştiğimiz vakidir."
İstanbul Barosu seçimlerini kaybeden İbrahim Kaboğlu:
"Barolarda milliyetçi bir dalga var, hukuk yerine milliyetçi dalga esiyor.
Ama benim kaygım, insan milliyetçi de olabilir muhafazakar da olabilir ateist de olabilir.
Fakat hukuk ortak paydasında buluşup buluşamayacağımız şu anda çok ciddi bir sorun." (Saygı Öztürk)
Beyrut'ta sürgün yüzbaşıyken Abdülhamit'in tahta çıkış yıl dönümünde donanma geçidini beklerken darlanıp arkadaşı Halil'e "cumhuriyet yaparız" diyen genç Mustafa Kemal...
Gizliliği 2025'te kaldırılan diplomatik arşiv belgesi...
Atatürk Constantinople isminin kullanımını yasaklayınca Sırplar kudurmuş:
Kemal, İstanbul'u Türk milli boyalarına boyadı.
Con Sinov retweeted
Uzun ama müthiş bilgilendirici bir yazı 👏🇹🇷
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.
Con Sinov retweeted
Gerçek şu ki, cumhuriyet Atatürk'ün eseridir, en büyük eseridir.
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.
Con Sinov retweeted
Onca fikir ayrılıkları içinde Gazi yine yapmış devrimini.. Hakimiyet milletindir denilerek.. Milletin iyiliği gözetilerek.. Lâyık olunabilseydi keşke...
Cumhuriyet Bayramımız kutlu ve daim olsun. ⭐🌙🇹🇷
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.
Lozan, Cumhuriyet ve Şeyh Sait isyanı dönemi anlattığım kitapta çok daha detaylı şekilde okuyabilirsiniz 🙏
kitapyurdu.com/kitap/ataturk…
Con Sinov retweeted
"Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin."
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.
Con Sinov retweeted
👏🏻👏🏻
"Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz."
Cumhuriyeti ilan edeceğiz değil, cumhuriyet ilan edeceğiz. Çünkü bu bir hüküm değil, cevaptı. Masada cumhuriyet yoktu, sorun vardı. Cumhuriyet konuşulmamıştı. Hükümet krizi tartışılmıştı. Masadakiler cumhuriyeti beklemiyordu, hükümet krizine çözüm arıyordu. Bu nedenle Gazi, (masada konuşulan, talep edilen) cumhuriyeti ilan etmedi, sorunun çözümü için cumhuriyet ilan etti.
O gün, yani 28 Ekim günü fırka grubu öğle sıralarında Gazi'nin meclisteki odasına gidip hükümet krizi için yardım istedi. Sorun ortadaydı. Hükümet istifa etmiş, herkes kendi listesini oluşturmaya başlamış ama kimse hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayamamıştı. Gazi'den hükümeti kuracak isim için bir işaret bekliyorlardı. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Bu tavsiye öncekilerden farksızdı. Çünkü Gazi, krizi bilindik usullerle çözmek niyetinde değil. Sorunla hedefini buluşturmak istiyordu. Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Çankaya'da 28 Ekim akşamı... Masanın gündemi hükümet krizi. Fırkanın askeri ve inkılapçı kanadı ile Gazi'nin yakın kadrosu hükümet krizi için söyleyeceği çözümü bekliyor.
Peki 28 Ekim'i mühim kılan bu "hükümet krizi" de neyin nesiydi? Gazi'nin çözümü olan cumhuriyet neyse, hükümet krizi de oydu. Çözümü doğuran sorun, hedefe giden manevra, düzeni doğurmak için üretilen kaos...
1920'de kurulan meclis ve 1921'de ilan edilen anayasa ortaya spesifik bir idare çıkarmıştı. Ülkenin devlet başkanı yoktu. Haliyle sadrazamı da yoktu. Ülkenin güç kaynağı milletti. Milleti temsil eden de meclisti.
Meclis tüm gücü uhdesine almıştı. Çünkü zaferi millet getirmeli, saltanat ve hilafetin işlemez olduğu anlaşılmalıydı. Meclisin memleketi kurtarma görevini hükümet üstleniyordu. Bu nedenle hükümeti oluşturanlar bakan/nazır değil, vekildi. Meclis adına görev yapan vekiller...
Vekillerin her biri meclis içinden tek tek seçiliyordu. Böylece her biri birey olarak meclise karşı sorumluydu. Vekillerin oluşturduğu kurul hükümetti. Hükümetin başında devlet başkanı yoktu ama meclis başkanı vardı. O da Gazi'ydi. Devlet başkanı olmayan bir devlet başkanı...
Bu meclis büyük güçlükler içerisinde görevini tamamladı. Zafere erişti. Barışı imzaladı. 1923 yılının Eylül ayına gelindiğinde sistem hala işliyordu. Fakat gizli bir el sistemin açığına nüfuz ederek onu dönüştürmeyi hedefledi.
Devlet başkanı olan padişahlık kaldırılmıştı. Saltanat yoktu. Halife vardı ama onun da "devlet başkanlığı" statüsü yoktu. Gazi, meclis başkanıydı. O da devlet başkanı sayılmazdı. Bu durumda memlekete bir devlet başkanı gerekliydi.
İstanbul merkezli bir oluşum, 1922'nin Kasım'ından itibaren bu boşluğu kendi programıyla doldurmak istedi. Onlara göre Halife, küresel bir İslam gücüydü ve yerini koruyarak devlet başkanlığını doldurmalıydı. Gazi, bir savaş kahramanıydı ve politikaya girmeyip milli bir rehber olarak Çankaya'da kalmalıydı. Başkan İstanbul olmalı ve siyaset sahasını halifeyle uyum içinde çalışacak milli mücadele öncüleri ve yakın dönemin güçlü siyasi isimleri yani İttihatçılar doldurmalıydı.
İstanbul merkezli oluşum bu görüşünü İstanbul basını aracılığıyla yaymaya başladı. Rauf, hükümette yer almasına rağmen onlarla örtülü hareket ediyordu. Önce İttihat ve Terakki'yi diriltmek istediler. Gazi bir şekilde önüne geçti. Akabinde meclisteki muhalif ikinci grupla Ankara'da gizlice ittifak arayışına girdiler. Ama bekledikleri başarı potansiyelini bulamadılar. Son çare olarak Gazi'nin Müdafaa-i Hukuk grubu listesine girerek mecliste çekirdek muhalif grup oluşturmayı denediler. Kısmen başarılı da oldular. Bu grubun fiili lideri Sabit Bey'di. Vakti geldiğinde İstanbul merkezli oluşumun programıyla mecliste çoğunluğa oynamaya çalışacaktı.
1923 yılının Haziran'ında seçimler yapıldıktan sonra Rauf Bey, Lozan'daki krizi fırsat bilerek İsmet Paşa ile siyasi kriz üretti. Onu Lozan dönüşünde karşılamak istedi. Hükümetin en mühim iki isminin arasında doldurulamaz hendek açılmıştı. Gazi, Rauf'un restine karşılık görevden ayrılmasını talep etti. Rauf bu hadise üzerine çekilerek Sivas'a gitmeye karar verdi. Giderken, Kazım Fikri'ye "Cumhuriyete engel olabilirse memleket için en hayırlı işi yapmış olacağını" söyledi.
Böylece yeni bir hükümet kurulması iktiza etti. Gazi, İsmet Paşa öncülüğünde hükümet kurmak yerine farklı bir strateji izledi. Onun ismini çizdi. Böylece ortada Karabekir ve Fethi isimleri kaldı. Gazi, ustaca bir hamle ile iki isim hakkındaki kararı Fevzi Paşa'nın hakemliğine bıraktı. Sonuçta Fethi Bey, grubun hükümet başkanı adayı halini aldı.
Gazi, Rauf öncülüğündeki İstanbul merkezli oluşuma karşı, İsmet Paşa'nın şahin hükümetini değil, Fethi'nin ılımlı yönetimini tercih etti. Fethi Bey, fırkadaki görece doğu kökenli gelenekçi mebuslara yaslanarak karma bir hükümet kurdu.
9 Eylül günü Gazi, siyasi blokunu oluşturmak adına Halk Fırkası'nı kurdu. Amacı, o günün çok parçalı mebus gruplarını (gelenekçiler, hoca kökenli muhafazakarlar, eski İttihatçılar ve inkılapçılar) merkezde toplayarak inkılap yolunda yürütmekti. Fakat Fethi bu yolda yürüyebilecek adımları atamadı.
İlk kriz, başkent meselesiyle çıktı. Osmanlı burjuvasisi, İstanbul merkezli eski İttihatçılar, meclisteki muhalif klik, İstanbul basını... Onlar başkentin İstanbul olarak kalmasını istiyordu. Fethi, Ankara'yı başkent ilan etmeyi radikal bir adım olarak görüyordu. Fakat meclisteki inkılapçı grup böyle bir hamleyi az bile görüyordu.
Bu uyuşmazlık karşısında İstanbul merkezli oluşum ve onun meclisteki uzantıları, mutedil bir öneriyi ortaya attı. Zafer kazanılmış, barış imzalanmış ve olağanüstü koşullar sona ermişti. Hal böyleyken 1921 Anayasası'nın geçici modeli terk edilmeli ve yeni bir Anayasa ilan edilmeliydi. Bunun için acele etmeye de lüzum yoktu. 1924 yılının başlarına kadar çalışmalar yapılmalı başkent, devlet başkanı, hilafet de diğer önemli konular, yani devletin yeni modeli bu şekilde belirlenmeliydi.
İstanbul merkezli oluşum bu yolla Rauf'un siyasi kimliğiyle mücadelenin paşalarını, Sabit Bey üzerinden meclisteki grupları, İstanbul basını ile kamuoyunu kendi programına dahil etmeyi hedefliyordu.
Gidişat 9 Ekim günü boyut değiştirdi. İsmet Paşa, hükümet başkanı Fethi'yi aşarak başkentin Ankara olmasına dair kanun teklifini meclise sundu ve 13 Ekim günü Ankara başkent ilan edildi. Böylece mühim bir mesele, yeni anayasa hazırlanmadan önce çözülmüş oldu. İstanbul basını bu karara "Makul ve mantıki değil" diyerek elini belli etti. Başka bir gazete, Gazi'ye açık mektup yazarak "diktatörlüğe gidiş endişelerinden" bahsetti. Gelişmeleri İngilizler de takip ediyordu. İstanbul'daki İngiliz mümessil Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda "Saltanat dirilirse İstanbul yine başkent olacaktır" yazmıştı. Daily Telegraph ise "İstanbul’da kümelenen muhalefet büyümekte” yorumununda bukunuyordu.
Düğüm 20 Ekim günü adeta kilitlendi. Genelkurmay, cephe komutanlıklarını kaldırarak orduyu yeniden düzenledi. Meclis ikinci başkanı Ali Fuat, Gazi'nin tüm ısrarına rağmen görevine orduda devam etmek istediğini söyleyerek 2. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Meclisin mühim bir koltuğu boşa düşmüştü ve yapılacak seçim İstanbul merkezli oluşum için güç testi gibiydi.
Gazi, Ankara-İstanbul hattında yaşanan örtülü güç mücadelesinin farkındaydı. Fakat sahne karanlık, perde kapalı, yüzler örtülüydü. Karanlık odaktakileri sahneye çekmek ve perdeyi kaldırmak istiyordu. Bu nedenle kilit bir adım attı. Aynı zamanda İçişleri Vekilliği'ni yürüten Fethi'nin çift görev nedeniyle yaşadığı yorgunluğu öne sürerek, vekillik görevinden ayrılma talebini kabul etti. Böylece meclis ikinci başkanlığı yanında İçişleri Vekaleti gibi kritik bir koltuk da boşa düştü.
Gazi, siyasi gücünü kullanarak mebuslara kendi adaylarını işaret edebilirdi. Fakat o perde kalkmaz, sis dağılmazdı. Bu nedenle aday göstermedi. Seçimlere müdahil olmadı. Böylece meclis adeta lobi bahçesine döndü. Her köşe başında liste yapan ve aday yoklayan mebuslar vardı.
25 Ekim meclis toplandı. Sandıklar kuruldu. Oylar sayıldı. Sonuç çarpıcıydı. İstanbul merkezli oluşumun meclis ayağı, Gazi'nin yarattığı türbülanstan içeri girmişti. İçişleri Vekaletini Sabit Bey, Meclis İkinci Başkanlığını Rauf Bey kazanmıştı.
İstanbul merkezli oluşumun iki mühim ismi, hükümetin ve meclisin kilit koltuğuna erişmişti. Sahne aydınlanıyor, perde çekiliyordu. Bu noktada devreye Çankaya stratejisi girdi. İstanbul merkezli oluşuma yeni bir ödül sunacaktı:
Hükümet...
Gazi, seçimin ardından hükümeti toplandı ve çeşitli nedenlerle Rauf ve Sabit isimlerine sıcak bakmadığını açıkladı. Onları görevden alamazdı. Ama başka bir şey yapabilirdi. Ve yaptı. Ordunun hassas durumu nedeniyle Genelkurmay Vekaleti hariç tüm hükümetten istifa etmelerini rica etti. Tabi bir şartı da vardı. Yeniden aday olmayacaktı. Vekiller bu ricayı kabul etti ve böylece memleket 26Ekim günü hükümetsiz kaldı.
İşte, hükümet krizi buydu.
Meclis ertesi günden itibaren en heyecanlı günlerini yaşamaya başladı. İstanbul merkezli oluşum, başarılı bir lobiyle kendi hükümetini kurabilme şansı elde etmişti.
27 Ekim günü lobi faaliyetleriyle geçti. Mevcut sistem gereği tüm vekiller ayrı ayrı seçileceğinden hemen herkes her biri seçilme potansiyeli bulunan güçlü mebus adayları arıyor, temayül yoklaması yapıyor fakat başarılı olamıyordu. O gün fırka grubunda müspet bir netice elde edilemedi.
28 Ekim günü, yeni listeler oluşturuldu. Fakat fırka grubu hiçbir listeye yeşil ışık yakmıyordu. Gazi ise krizi uzaktan izliyor. İşaret vermiyor, el açmıyordu.
28 Ekim günü öğlen sıralarında fırka grubu, krizin çözüme ulaşmadığı gerekçesiyle Gazi'nin huzuruna çıktı ve işaret istedi. Fakat Gazi'nin önceki tavsiyelerinden ibaretti:
Fikir alışverişinde bulunun.
Akşama doğru meclisteki odasından çıktı. Kazım Fikri ile görüşüp Kemalettin Sami ve Halit'i alarak köşke gelmesini istedi. Yani fırkanın askeri kanadını...
Köşke vardığında İsmet, Fethi, Ahmet Fuat ve Ruşen Eşref'i kendisini beklerken buldu. Onların da gündemi sorundu. Hükümet kriziydi. Ve bir çözüm istiyorlardı. Gazi, onları da köşke davet etti. Böylece fırkanın Gazi'ye yakın kadrosu da masadaki yerini aldı.
Biraz sonra Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya, Mustafa Necati, Mahmut Esat, Hüseyin Vasıf ve Yunus Nadi de köşke geldi. Onların da meselesi hükümet kriziydi. Gazi, onları da buyur etti. Böylece fırkanın inkılapçı kanadı da masadaki yerini aldı.
Masadakiler, Gazi'den bir çözüm bekliyordu. Gazi'nin çözümü ise pratikti:
Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz.
Masadakilerin bilmediği şey, Gazi'nin çözüm için hazır olduğuydu. İstanbul merkezli oluşum devlet dizaynı için bir güç mücadelesine girişmişti ve bu uğurda mevcut hükümet modelinin boşluklarından istifade ediyordu. Gazi de onların önünü açmış ve ortaya yeni anayasayı beklemeksizin çözülmesi gereken bir kriz üretmişti.
Çözümü de pratikti. Madem hükümet modeli sorunlara çare olmuyordu. O halde değişmeliydi. Savaş döneminin usulü gidecek, yerine bir başvekil adayı tarafından oluşturulacak listenin tek seferde meclis oyuna sunulduğu, meclis çoğunluğunun oy vermesi halinde kurulacak hükümet modeli gelecekti. Bu vesileyle devlet başkanlığı sorunu da çözülecekti. Cumhuriyet rejimine geçilecek, meclis devlet başkanı olarak cumhurbaşkanı seçecekti.
Kriz nedendi. Çözüm cumhuriyetti. Gazi'nin stratejisi, hükümet krizi üzerinden yeni bir hükümet modeli ve boşluktaki devlet başkanlığı için cumhuriyet rejimi doğuruyordu.
28 Ekim akşamı Gazi'nin deklare ettiği çözüm aslında ağustos ayından beri hazırlanan anayasa değişikliği taslağı ile zamanını beklemişti. Taslak hazırdı. 28 Ekim akşamı görev dağılımı yapıldı. Kriz ertesi gün de çözülemeyince fırka grubu Çankaya'ya gelecek, Gazi'den kati bir çözüm talep edecekti.
Nitekim öyle de oldu. Hükümet kurma girişimi 29 Ekim günü de başarılı olamadı. Fırka, Çankaya'ya çıktı. Gazi'yi meclise davet etti. Gazi, fırka grubundan bir saat müsaade istedi.
Süre dolduğunda fırka grubuna gelerek önerisini sundu. Bir anayasa değişikliği, yeni bir hükümet modeli, cumhuriyet rejimi ve devlet başkanlığı için cumhurbaşkanı...
Gazi'nin teklifi fırka grubunda oya sunuldu. İstanbul merkezli oluşumun fırkadaki temsilcileri bu konuların hazırlanacak yeni anayasada belirlenmesi önerisinde bulunsa çare etmedi. Dönemin akil adamı Abdurrahman Şeref Bey, tartışmayı bitiren cümleyi kurdu:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.
Bu yorum, Ankara'dan İstanbul'da tam isabet, adrese teslim bir yorumdu. Nitekim fırka grubu mesajı almış, öneriyi kabul etmiş ve saat 18:00 sıralarında meclis salonuna geçmişti.
Komisyon öneriyi taslak haline getirip genel kurula sundu. Halk havadisleri işitince meclisin karşısındaki millet bahçesine doluşmaya başladı. Herkes büyük müjdeyi bekliyordu.
Saat 20:00 sularında komisyon taslağı hazırlayıp meclise sundu. Hemen oylamaya geçildi. Yürürlükteki anayasa uyarınca gerekli sayısal çoğunluk sağlandı ve sandıklar kuruldu. Saat 21:00'e gelindiğinde oylar sayıldı ve cumhuriyet oy birliğiyle kabul edildi.
Kabul edilen anayasa hükmü gereğince cumhurbaşkanı seçimine geçildi. Gazi oyların tamamını alarak devlet başkanı koltuğuna oturdu. Hükümeti İsmet Paşa kurdu.


























