Ulan yarın da mı kutlasak ya
Bugün Neyi Kutluyorlar?
-İslam hilâfeti yıkıldı
-Tekke ve zaviyeler kapatıldı
-Padişah ülkeden kovuldu
-Ezan Türkçe okutuldu
-Medreseler kapandı,
-İslâm harfleri kaldırıldı
-Camiler ahır yapıldı
-İslâm takvimi kaldırıldı
-Cuma'mız Pazar oldu
-Dini kıyafetler yasaklandı.
#29Ekim
Melis Şimendifer retweeted
1920'lerin başında Orta Doğu topraklarında seküler cumhuriyet kurmak. Hala kimsenin tam çözemediği seviyede çılgınca bir şey.
Melis Şimendifer retweeted
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde yatsıları. Kemal Paşa'dır diyorlar.
14 yıl önce kadıköyden rtsci dostlarımla buluşur film festivallerine giderdim. Büyüdüm çoluk çocuğa karıştım ve o günleri yad etmek için yine film festivaline gidiyorum. Allah nasip kısmet ederse çocuk gürültüsü olmadan bi iki saat uyuyacağım
Babamın futbolla alakasını şöyle özetliyim, birlikte Göztepe maçı izliyoruz maç 2-1 bitti, babam diyo ki bu skor Göztepe’nin işine yarar mı
Oğlan öğle uykularını kesiyo izmirde tanıdık iyi bir psikiyatristi olan var mı ya da sağlam urgan satan bi yer
Melis Şimendifer retweeted
Bir İzmirli olarak en katıldığım cümlelerden biridir. Bu kadar çalışmayı sevmeyen, sorunları kanıksamış, her şeyi oluruna bırakmış ve bir o kadar da kompleksli bir topluluk görmedim.
Bu arada muhtemelen hiçbiriniz benim kadar da İzmirli değilsinizdir. Kayıtların uzandığı 1790 yılına kadar sülalemde herkes İzmir doğumlu. Yani dışarıdan gelip şehri eleştiren biri değilim.
Bana kalırsa İzmir'e geleceksin, yiyeceksin, içeceksin, döneceksin. Şehrin misyonu artık bundan ibaret.
Size iki örnek vereyim.
Yakın zamanda Bostanlı'da internet altyapısındaki bakır kabloların yıllardır değiştirilmediğini öğrendim. 100 Mbit internet parası ödeniyor ama alınan hız 20 Mbit.
Şikâyet kaydı oluşturdum. Genel müdürlükten aradılar, kabloların değiştirileceğini söylediler. Gerçekten de değiştirdiler, sağ olsunlar.
Arayan yetkiliye sordum:
"Yahu, bugüne kadar kimse size 100 Mbit parası ödüyorum, neden 20 Mbit alıyorum demedi mi? Benim şikâyetim üzerine mi değiştiriyorsunuz?"
"Evet." dedi.
Düşünebiliyor musunuz?
Başka bir örnek.
Adamın evinin önünde çöp dağı var. Kaldırımlara dökülen yağlar artık taşlara işlemiş. Öyle bir pislik ki temizlesen bile çıkmayacak.
Ben iki günlüğüne gelmişim, gördüğüm manzaraya isyan ediyorum.
"Bu nasıl rezalet?" diyorum.
"Yapmıyorlar ya." diyor.
"Şikâyet kaydı bıraktın mı? Fotoğrafını çekip belediyeye gönderdin mi?"
"Yok."
"E nasıl düzelecek kardeşim? Hiçbiriniz şikâyet etmiyorsunuz ki!"
"Boş ver ya."
İşte bütün mesele bu "boş ver ya" zihniyeti.
Böyle anlatabileceğim onlarca örnek var.
Herkes şehrini çok sevdiğini söylüyor ama yaşadığı şehrin daha iyi olması için en küçük sorumluluğu bile üstlenmek istemiyor. Sonra da eleştirince alınıyor, savunmaya geçiyor.
Bir şehri sevmek, onun sorunlarını görmezden gelmek değildir. Tam tersine, o sorunların düzelmesi için uğraşmaktır.
İzmir'in en büyük problemi bence altyapısı, belediyesi veya yolları değil. Bunların düzelmemesini normal karşılayan, kötü hizmete alışmış ve hesap sormaktan vazgeçmiş zihniyet. Laik atak geçirip denizde yüzerken 10. Yıl marşı söyleyerek olmuyor bu işler.
Talep etmeyen, takip etmeyen, hesap sormayan toplum kaliteli hizmet alamaz.
Sonra da herkes birbirine "Boş ver ya." der. Şehir de olduğu yerde sayar.
bi gün kahvaltı hazırlamak için mutfaktayım çocuğu da babaya emanet ettim, neyse hazırlıyorum falan içim bi cız etti koşturarak içeri gittim, oğlanı elinde ağzı açık domestos şişesiyle yakaladım. anneliğin psişik bi tarafı var gerçekten
Büyük oğlan 2 aylıkken eşimin doğum günüydü ve çok sıkıntılı zamanlardan geçtiğimiz için bebeği anneme bırakıp yemeğe çıkalım dedik. çıkalı yarım saat olmuştu ki göğsüme Bi sancı saplandı. Sanki mastit gibi ama nasıl sancı Bi yandan da ağlama hissi geliyo sürekli. Hemen annemi aradım böyle böyle sancı girdi diye. Az önce ağlıyordu onu hissetmişsindir şimdi uyuyo merak etme dedi. Gerçekten de birden sancı falan kesildi. Hızla yemeği bitirip çıkmıştık. Bebeklerle anneler arasında telepatik iletişim kesinlikle var yaa.
Mavişehir’de epey merkezi ve çoğunlukla çok kalabalık olan çocuk parkında şöyle bi şey var. Kırılmış ve öylece kalmış. Oğlum kafasını burada çizdi. Düzeltilmesini talep ediyorum tşk @karsiyaka_bel @izmirhim
Chp’nin kalesi, Atatürkçü, bir zamanların en reaktif topluluğu, Cumhuriyetçi, özgürlüklerine düşkün, ideolojisi uzun zamandır konsolide olmuş İzmir Akp’ye geçiyor. Tüm izmirlileri demokrasiye vurulan bu darbe karşısında cumartesi günü meyhanelere davet ediyorum.
Evimizin hemen yanında avm içinde birkaç masalı bi balık restoranı vardı (Mavibahçe avm / gold yengeç). Yorumlara baktım çok övülmüş, yok lezzetler çok iyi yok fiyatlar çok uygun falan. Ulan dedik beğenirsek müdavimi oluruz evden beş dk. Avmde rakı içme vizyonsuzluğunu da göze alarak gittik. Gece sonu gelen adisyon bu. Biz ne yaşıyoruz ya bu ülkede
Bunla dalga geçenler dönsün kendilerine gülsün, protesto bi haktır, size önemsiz gibi gelen bir konu başkaları için önemli olabilir. Üstelik çocuk sosyal anksiyetesi olan birine benziyo, buna rağmen çıkıp kendisi için önemli olan bi konuda hakkını savunmaya çalışmış tebrik ederim. Konu bence de tırt ama sizin gibi altındaki donu kaptırdığı halde susan pısırıklar gibi sinmemiş. Aferim çocuğuma
Rankingi yüksek bir avrupa üniversitesinde birkaç kurum desteğiyle interdisipliner bir doktora projesi yürütme planıyla çıktığım yolda benim araştırmanın gidişat
Latte sevenlerin ortak özelliği “hayır” diyememek olabilir.
Klinik psikolog Ramani Durvasula’nın 1.000 kişiyle yaptığı araştırmaya göre latte ve cappuccino tercih edenler sıcak, açık ve cömert kişilikleriyle öne çıkıyor. Ancak başkalarını memnun etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyebiliyorlar.
























