Pinned Tweet
Oturan lavuklara heyecanla ve gülerek bir şeyler anlatan tas kafalı zargana var ya;işte o zargana alalede bir meseleyi değil, Ahmet’in kalbine bıçağı nasıl sapladığını anlatıyor. Türkiye’de etnik ırkçılık öyle bir seviyeye geldi ki,bit pazarından kaykay malzemesi almaya giden çocuğa burjuva,bu zarganalara ise suça sürüklenmiş çocuk diyorlar. Bir sonraki kurban kendi çocuğunuz olsun istemiyorsanız Ahmet’i unutturmayın,bunlara karşı da susmayın.
Yıldıray Çiçek:
Mansur Yavaş’ın AK Parti’ye katılıp katılmayacağını bilemem ama cumhurbaşkanı adayı olamayacağını bilmesi gereken herkes biliyor.
PAPATYA FALINI BIRAKIN, ANKARA HALKINA HİZMETE ODAKLANIN!
Boş atıp dolu tutma peşinde koşan, çaresizlik içinde kıvranan muhalefet, önümüzdeki seçimler için sürekli bir arayış içinde… 6+HDP masası, CHP’nin öncülüğünde kurulmuştu. Masa dağıldığı gibi CHP de dağıldı. Bu bölünmenin sonucunda CHP’den yeni bir parti daha doğdu. Şu an muhalefet paramparça durumda. Ancak Yeni Parti de yine CHP’nin 6+HDP masası gibi bir model kurma peşinde koşuyor. Ne var ki kendi içindeki problemler yüzünden bu atmosferi oluşturamadı.
Özgür Özel, CHP Genel Başkanı iken Ekrem İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan etmişti.
Fakat Ekrem İmamoğlu’nun CHP’deyken yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle cezaevine girmesi, bu adaylık sürecini sekteye uğrattı. Görünen o ki Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatı bitti. Ancak Özgür Özel, Yeni Parti Genel Başkanı olarak da hâlâ “Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu” rolünü oynasa da yeni arayışlar ve alternatifler peşindedir.
Mansur Yavaş’ı göstermelik olarak elinde tutmaya çalışıyor gibi görünse de Yeni Parti’nin basın bürosu gibi çalışan Sözcü TV’ye yaptığı şu açıklamalar, Özgür Özel’in de kendisi için bir hazırlık içinde olduğunu göstermektedir:
“Diyelim ki Mansur Bey yok, başka aday yok, hiçbir şey yok, sen de kazanıyorsun. O zaman kimse sorumluluktan kaçamaz. Ama öyle bir şey soruyorsunuz ki laboratuvar ortamında bir soru. Kimse kazanamıyor, bir tek siz kazanıyorsunuz. Bir tek ben kazanıyorsam doğru aday benim demektir. O zaman olur. Ama ben kendimi bir seçenek olarak kendi aklımda da tutmuyorum, ortada da tutmuyorum.”
Özgür Özel, açıkça “Ben de varım.” diyor…
Zaten Yeni Parti’nin asıl patronu olan Ekrem İmamoğlu’na “Mansur Yavaş mı, Özgür Özel mi cumhurbaşkanı adayı olsun?” diye sorulduğunda, emin olun, parti üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek için Özgür Özel’e onay verecektir.
Özgür Özel, cumhurbaşkanı adayını tercih eden değil, yalnızca tercih edilecek konumdadır. Özgür Özel aynı programda her ne kadar “Danıştay’dan döndüğü takdirde adayımız Ekrem İmamoğlu. Ama Ekrem Başkan aday olamıyorsa Mansur Başkan değerlendirilir. Ekrem İmamoğlu da kendisi aday olamaması halinde Mansur Yavaş’ın adaylığını destekliyor.” Dese de arka plan gerçeği dediğim gibidir.
Özgür Özel, “Diyelim ki Mansur Bey yok” diyerek aslında Mansur Yavaş’ın denklemden çıktığını çok iyi bildiğini ifade ediyor.
Mansur Yavaş, CHP’den istifa etti ama Yeni Parti’ye de katılmadı.
CHP’ye nankörlük edip CHP’nin kuruluş yıl dönümü programlarına katılmayan, aynı günün akşamında ise Külliye’de Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile görüşen Mansur Yavaş, muhalefet kanadına ve kendisine umut bağlayanlara büyük bir darbe vurdu. Geçtiğimiz günlerde de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u bakanlıktaki makamında ziyaret etti.
Mansur Yavaş’a umut bağlayanlar için bu iki ziyaret hem hayal kırıklığı yarattı hem de “AK Parti’ye mi katılıyor?” şüphesini doğurdu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da CHP’den istifa edip Yeni Parti’ye katılması beklenirken, onun da böyle ziyaretlerle başlayan bir süreçten sonra AK Parti’ye katılması, Mansur Yavaş’ın katılımı yönündeki şüpheleri elbette artıyor.
Mansur Yavaş’ın AK Parti’ye katılıp katılmayacağını bilemem ama cumhurbaşkanı adayı olamayacağını bilmesi gereken herkes biliyor.
Zaten Mansur Yavaş’ın AK Parti’ye katılması da kimseyi şaşırtmaz. Çünkü 12 Eylül 2010 referandumu döneminde MHP’ye yazdığı mektupta, “Haziran ayından itibaren ülkede yeni bir parlamento teşekkül edecektir. Bizzat iktidar partisi tarafından restorasyon dönemi olacağı ilan edilen bu dönemde, ülkücülerin bulunmaması, bu süreçte etkili olamaması elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Dolayısıyla hiçbir şey yokmuş, her şey mükemmel gidiyormuş gibi davranıp görevden kaçamayız.” diyen; fakat daha sonra, 17-25 Aralık FETÖ operasyonlarının tam ortasında, 21 Aralık günü CHP’ye katılarak bir çelişki yaşatan birisidir.
Mansur Yavaş’ın hangi partiye katılacağı yahut bundan sonra ne yapacağı konusunda bir ilgim yok. Bunun tartışılması bile Ankara halkına zaman kaybından başka bir şey vermemektedir.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim, Mansur Yavaş’ın gerek Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı gerekse Sayın Murat Kurum’u ziyaret ettikten sonra Ankara’ya sanki hizmet “yapıyormuş” ya da “yapacakmış” gibi cümleler kurmasıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştükten sonra, “Ankara’nın bir sorununu çözmek, bir yatırımının önünü açmak ve Ankara halkına verdiğimiz sözleri yerine getirmek için Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem gerekiyorsa bugün de görüşürüm, yarın da görüşürüm.” demişti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u ziyaretinden sonra da “Daha önce Sayın Cumhurbaşkanına sunduğumuz ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını ilgilendiren konuları görüşmek üzere Sayın Bakan Murat Kurum ile bir araya geldik.” açıklamasını yaptı.
Ankara’da ikinci dönemini de hizmetsiz, vizyonsuz, projesiz bitirmek üzere ama “sorun çözmek, yatırım yapmak, Ankara halkına verdiğimiz sözleri yerine getirmek” türünden martavallar okumaya devam ediyor.
ABB Başkanlığında tembelliğin sembolü olmuş Mansur Yavaş, boşa geçen yıllarından pişmanlık duyup “zararın neresinden dönersek kârdır” mantığıyla bundan sonraki görev süresinde Ankara halkına hizmet etme kararı aldıysa, bilmiyorum.
Ancak gerçekten 2019 yılından bu yana Ankara halkına yazık oldu.
O yüzden “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olacak mı, olmayacak mı?” şeklinde papatya falı yolarak gereksiz, lüzumsuz tartışmalara hiç gerek yok…
Yapılması gereken, yerel seçimlere kalan iki yıllık süre içinde Mansur Yavaş’ın neden hizmet yapmadığını, proje üretemediğini tartışarak Ankara halkına kazanım sağlamanın peşinde koşmaktır…
Atın şu fal baktığınız papatya çiçeklerini…
Artık o iş bitmiştir.
turkgun.com/kose-yazisi/2010…
Oğuzhan Atsız retweeted
TÜRK’ÜN TÜRK’E KÜSECEĞİ ÇAĞ MIDIR?
Türk dünyasının devlet başkanlarını yan yana görünce gerçekten çok mutlu oluyorum. Türkiye’nin, Özbekistan’ın, Kazakistan’ın, Azerbaycan’ın, Türkmenistan’ın, Kırgızistan’ın, KKTC’nin bayraklarını yan yana görünce huzurla doluyorum. Yüreğim ferahlıyor, millî heyecanım beni çepeçevre sarıyor. Türk Devletleri Teşkilatının her zirvesinde bu duyguları yaşıyorum.
Sanatçının eserinde dile getirdiği duyguları ben de yüreğimde hissediyorum:
“Sen mi geldin gardaş, sen mi geldin?
Yanan yüreğime kar mı getirdin?
Ben geldim gardaşım, ben geldim.
Yanmış yüreğine kar getirdim…”
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. yıl dönümünde, başkent Ankara’da Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’nin 13’üncüsünün gerçekleştirilmesi, Türk milleti adına gerçekten çok anlamlı olmuştur.
Türk dünyasındaki her devletin yaşadığı bayram, ortak bayramımızdır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin en anlamlı kuruluş yıl dönümünde Türk devlet başkanlarının ülkemize teşrif etmesi de bize büyük onur vermiştir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve TDT Zirvesi vesilesiyle konuk devlet ve hükûmet başkanlarının katılımıyla düzenlenen resmî akşam yemeğinde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk dünyası olarak tam bir dayanışma içinde, karşılıklı saygı ve kardeşlik içinde geleceğimize beraber yürüyeceğimize, önümüzdeki dönemi inşallah Türk asrı yapmak için mücadele edeceğimize yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullanmıştır. Erdoğan’ın bu mesajı, günün iki önemli anlamını bir araya getirmesi bakımından önem taşıyordu.
Türk Devletleri Teşkilatının kuruluş aşamasından itibaren ve sonrasında Türk dünyasının güçlenmesi için büyük çaba gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. yıl dönümü gibi anlamlı bir günde TDT’nin 13. Zirvesi’nin Ankara’da gerçekleştirilmesinden dolayı Türk milletinin her ferdi şükran duymalı ve en içten teşekkürlerini iletmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatının her alanda güçlenmesi adına hiçbir fedakârlıktan, çabadan ve mücadeleden geri durmamaktadır. Türkiye’nin bütün kurumlarını bu amaç doğrultusunda seferber etmiş durumdadır.
“Önümüzdeki dönemi inşallah Türk asrı yapmak için” sözü, el ele ve gönül gönüle verilerek hedefe ulaştırılmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri kendi aralarında iş birliği ve dayanışma içinde olmalı, aynı zamanda bu ortak hedef uğruna tatlı bir rekabet yürütmelidir. Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi sonrasında yayımlanan 163 maddelik Ankara Bildirisi, bu anlamda ete kemiğe bürünmüş iş birliğinin somut bir örneği olmuştur.
Türk dünyasının arasına fitne sokmaya, bozgunculuk tohumları ekmeye çalışanlara karşı dikkatli olunmalıdır. Yaşanan gelişmelerin ardından Türkiye ile Azerbaycan arasında ortaya çıkan hafif tondaki küskünlük üzerinden Türk düşmanlarının, özellikle de İsrail’in, yangına körükle gitme çabaları bile hepimize önemli bir sinyal olmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle bir atmosferde verdiği, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz.” mesajı, herkese anlamlı bir mesaj olmuştur.
Merhum şairimiz Dilaver Cebeci’nin şiirindeki dizeler, bu konudaki uyarıları en güzel şekilde ifade ediyor:
“Yüz bin değer yıkılırken bir günde,
Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?”
Türk Dünyası, Sayın Erdoğan’ın da vurguladığı “Türk asrının” peşinde olmalıdır. Bu yüzden MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Türk dünyasının birliğini zayıflatmaya, kardeş devletlerin arasına güvensizlik sokmaya ve istikbalimizi gölgelemeye yönelik her türlü girişim karşısında sağduyuyu, kararlılığı ve kardeşlik hukukunu esas almalıyız.” uyarısını can kulağıyla dinlemeliyiz.
Son sözümüz “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın Türk Dünyası!” olsun… Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk dünyasının birlik ruhunu yaşatan herkes var olsun!
turkgun.com/basyazi/turkun-t…
Oğuzhan Atsız retweeted
Savcılık, beraat eden iki katil için yardımdan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediyor. Hâkim ise “Her iki tarafı da memnun edeceğim” şeklindeki bir açıklamanın ardından bu iki katil için beraat kararı veriyor. Oğlum için tam adalet istiyorum!
@abakingurlek @TCYargitay
Kemal Kılıçdaroğlu: Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma gerekçesi siyasi düşüncesinden ötürü değil. Sadece Ekrem bey değil,diğer belediye başkanları da öyle.
Oğuzhan Atsız retweeted
Oğuzhan’ın programına çıkabilmek için kapısında kuyruk oluyorlardı, şirin görünebilmek için vıcık vıcık tweetler atıyorlardı, şimdi bu iyi gün dostlarının hepsi masanın altında saklanıyor, Türkiye’nin başına her ne geliyorsa bu ikiyüzlülükten geliyor, binbirsuratlılıktan geliyor, bu maskeli balo yüzünden ülke maalesef hak edilmiş bir felaket yaşıyor
“Oğuzhan Uğur neden tutuklu?” sorusunun yanıtlarını, tamamı kamuoyuna yansıyan suçlamalar ve belgelerden hareketle anlatmaya çalıştım.
Bu topraklarda yaşamayı hak edebilmek için, milletin ve memleketin istikbali için doğru bildiğimizi paylaşmak dışında çaremiz yok.
youtu.be/t--IvqMXtwU?si=-WkO…
Oğuzhan Atsız retweeted
“Oğuzhan Uğur neden tutuklu?” sorusunun yanıtlarını, tamamı kamuoyuna yansıyan suçlamalar ve belgelerden hareketle anlatmaya çalıştım.
Bu topraklarda yaşamayı hak edebilmek için, milletin ve memleketin istikbali için doğru bildiğimizi paylaşmak dışında çaremiz yok.
youtu.be/t--IvqMXtwU?si=-WkO…
Oğuzhan Uğur Neden Tutuklu?
youtu.be/t--IvqMXtwU?si=cmxD… @ersanbarkinn
Oğuzhan Atsız retweeted
KAMUOYUNUN DİKKATİNE!
Cumhuriyet ve Adalet Partisi’nin, Sayın Reis Sedat PEKER ile hiçbir bağlantısı ve yakınlığı bulunmamaktadır.
Daha önce basına yansıyan, vatandaşların bilgisi ve rızası dışında partiye üye kaydedildiğine ilişkin haberler de ortadadır.
Kamuoyunu yanıltan bu tür iddialara itibar edilmemeli; mağduriyet yaşayan vatandaşlarımız en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak haklarını aramalıdır.
PEKER MEDYA
Fon vurgunundan koparılan 800 milyarın 2 milyarını tırtıklayan Fatma Betül Sayan Kaya,tutuklandı. Kalan 798 milyar kimde?
Mattia Ahmet Minguzzi ulusal meselemizdir ve mutlaka hesabı sorulacaktır.
Dün sana “suç örgütü lideri” diyorlardı,bugün kendileri adliye koridorlarında volta atıyorlar. Razıyız.
@sedat_peker
Oğuzhan Atsız retweeted
Yüzlerce insan yasalarda suç olarak bile tanımlanmamış şeylerden aylardır tutuklu. Çok örnek verebiliriz ama misal Manifest adlı grubun menajeri şu an tam olarak neyden yatıyor, bilen var mı?
Oğuzhan Atsız retweeted
Azerbaycanlı sunucudan siyasal İslamcılara:
“Bize saldıran çakallar, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü düşmanınızı ziyaret edenlere neden sessiz kaldınız?”
“Çünkü siz de Mahmud Abbas gibi Türk düşmanısınız.”
Av. Ersan Barkın’dan,herkesin sesi olan ama kendi sesi ısrarla duyulmayan Oğuzhan Uğur’un tutukluğuna dair;
En kılcal konuları tartışılır kılan, milyonlarca insana sunan Oğuzhan Uğur, 112 gündür tutuklu.
Vaktiniz olduğunda ele aldığı konulara bir bakın lütfen: 6284, çocuk cinayetleri, deprem, terör, Doğu Akdeniz, Kıbrıs…
Apolitiklikle suçlanan gençlerin, ne ölçüde bilgi dolu ve zinde bir zihne sahip olduğunu ortaya koyan onlarca program.
Dün, tutukluluğu gözden geçirildi.
Mesai bitimine yakın bir saatte, onlarca şüphelinin tutukluluğunu, dosyaları henüz görmüş bir hakimlik gözden geçirdi ve bir sonraki aya kadar tutukluluğun devamına karar verdi.
Ne kolay değil mi! Bir ay daha.
Neden, hangi gerekçeyle?
‘Suçun vasıf ve mahiyeti, delil durumu, kaçma şüphesi…’
Kararların somut gerekçelerinin olması ‘kanun’daki bir cümleden, tutukluluğun gözden geçirilmesi de aynı kanuni zorunluluğun ‘yerine getirilmesi’nden ibaret…
Oysa ‘özgürlük’ kanuna ya da dile düşen ‘lafz’dan fazlası.
‘Hak’ da öyle. @ersanbarkinn @OguzhanUgur
Gazeteci titizliği ile ele alınmış önemli bir değerlendirme. Okumanızı öneririm.
Şunu sormak istiyorum: Şu dakikaya kadar, mahkemeye sevkin hangi tedbirle istendiğini bilmesek de Fatma Sayan Kaya için normal bir sorgulama prosedürünün işlediğini söyleyebiliriz. Peki o zaman, ilk adliye ziyareti neydi? Yani savcı, sohbet etmek için mi davet etmişti? (Ki öyle görünüyor). O günden bu güne ne değişti de Fatma'nın sanık statüsüne geçirilmesine karar verildi? İlk ziyarette savcının elinde olmayan hangi deliller bugün var?
Şu sonucu çıkarmak hakkımızdır:
Demek ki Fatma'nın durumu, kamuoyundaki ve AKP tabanındaki tepkilerin seyrine göre değişiklik gösterip duracak. Tepki bir türlü dinmiyorsa sanık yapılacak, olanlar unutulmaya başlayınca sessiz sedasız bir takipsizlik kararıyla olay kapatılacak. Ne yapılırsa yapılsın öfke dinmezse de Fatma günah keçisi olarak kodesi boylayacak.



























