Pinned Tweet
Kıymetli babamız Orhan Bali, 1930lu yılların başında Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesinde başlayıp, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde talebelik ve sonrasında kaymakam olarak yurdun ücra kesimleri dahil çeşitli bölgelerinde görev alması ve sonra yine Ankara’da devam eden ve derken 1980li yılların başında İstanbul’a taşınmamızla çok farklı bir çehreye kavuşan zengin özyaşamöyküsünü kaleme aldı. Tuğla kalınlığındaki kitap oldukça sınırlı sayıda basıldı ve babam tarafından dağıtıldı. Kitapta, babamızın, dönemin Erzincan’ında çocuk ve genç olarak bizzat gördüğü, gözlemlediği kültürel ve etnografik adetleri, yaşayış biçimlerini zengin ayrıntılarla aktarışı özellikle dikkat çekici. Kaymakamlık yılları, mahrumiyet içindeki Anadolu kasabaları, bir kış günü her yerin karla kaplı olmasından dolayı doktor gelmediğinden, ağabeyim olacak ilk bebeklerini kaybedişleri… Derken Ankara yılları, Sanayi Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Teşvik Uygulama Dairesi kuruculuğu, Özallı yıllar, benim de sonradan kendime örnek alacağım kitap yazarlığı... Bir dönemin panoraması. Özal’dan gelen Anavatan Partisi kuruculuğunu reddedişi, Ankara’ya veda edip İstanbul’a göç edişimiz. Dolu dolu yaşanmış, pek çok yönüyle örnek alınası bir ömür. Ve yanıbaşında ise, ömrünün her anını birlikte geçirdiği; her an yanında, arkasında, önünde bulduğu, kitabını yazarken de her unuttuğu detayda muazzam hafızasına başvurduğu kıymetli annemiz… Kitabın ismi, babamın evlerinde çok kullanılan bir Erzincan deyişi: “Hele bir gün hiç unutmam”. Evet, iyi ki de “hiç unutmamış” ve her şeyi yazmış babamız… 🧿❤️🙏🏻
Serhan Bali retweeted
Dün gece yarısı @milletsahidim hesabı mahkeme kararıyla erişime engellenmiştir. Aynı çalışma artık bu hesaptan devam edecektir. Herkesten bu bilginin yayılmasını dayanışma duygularınıza sığınarak rica ederiz.
"Söz tüm duvarları aşar, duymak isteyene ulaşır." s.13
Kuzey Avrupa Rönesansının resimdeki öncü figürlerinden Flaman ressam Hieronymus Bosch‘un “Dünyevi Zevkler (Hazlar) Bahçesi” adı verilen triptiği, BuaRt Sanat Atölyemizce düzenlenen Madrid-Toledo-Segovia gezimiz (28 Ekim-1 Kasım 2026) sırasında ziyaret ettiğimiz Madrid Prado Müzesi gezimizin doruk noktalarından biriydi. İnsanı afallatan, uzun süre kendine baktıran, incelettiren, sorgulatan, neyin ne olduğunu anlamaya (beyhude yere) sevk eden, çağları aşan, akıl almaz bir başyapıt. En çok sevdiğim ressamların başında gelen Bosch’un bu başyapıtı 20. Yüzyıl başında ortaya çıkacak sürrealizm akımının öncülü, Picasso’ya, Dali’ye ilham veren eser olarak bile tanımlanır. Bosch’un, triptiğin orta panelinde neler anlatmak istediği aslında hâlâ açık değildir ama sağ panelde “cehennnem”in sertçe işlenmiş olması, orta panelde sergilenenlerin; şehveti, nefsin kurbanı olmayı, yaratıcının kutsal kitaptaki emirlerine uymamayı, kutsal sayılan erdemlerden nasibini almamışlığı simgeleyen, mantık sınırlarının ötesine geçen eylemler olduğunu düşündürür bizlere. Ayrıca, bir müzik adamı olarak, sağ paneldeki cehennem tasvirlerinin içinde müzik aletleri ve notaların da yer almasını, din adına karar vericilerin her yüzyılda müziğe ama özellikle de “şehvet uyandırdığı”, “insanı günaha sürüklediği” düşünülen müziklere yönelik olumsuz bakışın tezahürü olarak yorumlamam elbette mümkün.
@buartsanatatolyesi @abanugklp #hieronymusbosch
“Binbir bilginin bekçisi” Dr. Erol Mütercimler hocamızla bu sabah Üsküdar’da kahvaltı keyfi yaptık. Bol bol “biyografi çalışması” yaptık, güldük-eğlendik-öğrendik 😀 Hitit Tour’un titiz organizasyonuyla, hocamızla birlikte yapacağım sürpriz etkinlikler üzerine plan program yaptık. Hepsi yakında 🥳
Serhan Bali retweeted
19 yaşında hayata gözlerini yuman Can Akaş'ın babası Cem Akaş: Elektronik sigara ya da sıvı sigara denen mereti daha ciddiye alsaydım, oğlum hayattaydı
gazeteoksijen.com/turkiye/el…
Serhan Bali retweeted
1947 yılında yıkılıp kömür deposu olarak kullanılmaya başlanan Kuruçeşme'deki Naciye ve Nazmiye Sultan sarayları. İtalyan mimar Raimondo D'Aronco tarafından tasarlanan yapılar kuşkusuz Boğaziçi'nin en güzel sahil saraylarındandı.
Serhan Bali retweeted
Kelimeler kifayetsiz…
#muratağıreliserbestbırakın
Bugün ziyaret ettim, Karaköy’ün günden güne daha da pejmürdeleşen hırdavat jungle’ında elmas gibi parıldayan bir yapıya dönüşmüş Kuyumcular Han ve yepyeni işlevler üstlenmiş. Dr. Mahir Polat Beyefendiyle de karşılaştık, ayak üstü sohbet ettik. Dervişane duruşuyla insanda sadece saygı ve sevgi hisleri uyandıran, muhteşem bir kişilik. Onun gibi, İstanbul aşığı bir vizyoner yöneticiye sahip olduğumuz için o kadar şanslıyız ki! Umarım elimizden almaya dönük anlamsız eylemlere girişmezler yeniden. Tersane Caddesi üzerinde restore edilen Kuyumcular Han yarın saat 11:00’de düzenlenecek törenle resmen açılıyor. Dr. Mahir Polat, İBB Miras, Merve Gedik çok teşekkürler! 🫶 @mhrpolat @ohnearkitekt
Sesimiz oldun Ekrem İmamoğlu…
#SonDakika | İMAMOĞLU'NDAN, ERDOĞAN'A:
🔴 "RAKİPLERİN EDİRNE’DE, SİLİVRİ’DE YATARKEN MEŞRU OLAMAZSIN!"
İmamoğlu, savunmasına devam ediyor:
🗣️ "Her şeyi ben bilirimle, her şeyi Ankara'ya toplayayım da saray içine tıkıştırayımla güçlü devlet olamazsın. Kayyumlarla güçlü devlet olamazsın. Rakiplerini hapse tıkarak güçlü devlet olamazsın. Hapse tıktığın rakiplerin Edirne'de, Silivri’de yatıyorsa, sen meşru olamazsın. Meşruiyetini kaybettin. Senin bu şekilde girdiğin seçim de meşru olmaz.
Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu, yeter ya! Milleti böyle, böyle parçalaya, parçalaya... Böyle çatık kaşlar, asık suratlar... Yeter ya! 20 yıl, 25 yıl aynı koltuktan insanlara korkuyu, öfkeyi, şiddeti, kötü kötü göstermekten yeter, bıktı mı millet?"
cumhuriyet.com.tr/siyaset/cu…
Ekrem İmamoğlu:
“Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz. Sesimi, yüzümü yasaklayabilirsiniz. Aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı.”
“Ben size çöp tenekesi muamelesi yapıyorum çünkü benim iradem milletin iradesidir. Düne kadar beni rüyanızda görüyordunuz şimdi kabusunuz büyüdü buna da eminim.”
Ekrem Başkanımıza selam olsun! ❤️
İmamoğlu'nun son sözleri: Ne kadar baskı yaparsanız yapın, yargıyı ne kadar sopaya çevirirseniz çevirin bu millet iradesine ve rızkına vurulmak istenen prangaları tarih boyunca söküp atmıştır. Bu millet tekrar söküp atacaktır. Bizler, Cumhuriyetin onurlu mirasına milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Anlımız ak başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz. Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında, sandıklarında yeşeren o büyük umudu adliye koridorlarında kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz.
Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Ve milletin o sözü, Cumhuriyetin temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Biz Atatürk'ün öğrencileriyiz. Cumhuriyetin yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın son sözü daima millet söyler. Son hükmü daima ilahi adalet verir.
Bir de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Adalet kazanacak. Demokrasi kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak. Ben kendimi hiç kimseye değil aziz milletime emanet ediyorum.
Ne güzel söylemiş Hazreti Ali: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.
Ey halkım Hazreti Ali'nin sözünü tekrar ediyorum: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.
Aziz milletimizi ve sayın heyeti saygıyla selamlıyorum.
Millet kazanacak…
Serhan Bali retweeted
İBB davasında yargılanan Ekrem İmamoğlu, savunmasını tamamladı:
"Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecek. Zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış, yürümekte zorlanan bir ara dönem
Halktan, sokaktan, meydandan, pazardan, camiden, milletten kopuksunuz. Milletin dışındasınız. Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatıyorsunuz. Sonra yaptığınız millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz
Bu bir bitiştir. Bu, sandıktan korkan iktidarın milletten korktuğunun daniskasıdır. Allah kimseyi sizin düştüğünüz bu acınası duruma düşürmesin. Hz. Ali’nin sözünü tekrar ediyorum: 'Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır'" (ANKA)
Serhan Bali retweeted
Kitle: Özgür aşağıya hep birlikte sokağa
Özgür Özel: herkesi origamiden kendi seçim sandığını yapmaya davet ediyorum
Serhan Bali retweeted
İzmir' de halkın iradesini hiçe sayarak, kendisine teslim edilen göreve ihanet ederek iktidar partisine geçen Dr. Cemil Tugay’ı öfkeyle kınıyoruz. Mesleğimizin bir üyesi olması üzüntümüzü arttırıyor, çünkü hekimlikte etik ve güven çok önemli kavramlardır. Ülkemizin tarihine geçen şerefli hekimlerin yanında ne yazık ki bir kara leke olarak anılacaktır.
🤖 Made with AI
Yine enerjimin çekildiği bir gün yaşıyorum. Bu ülkede bu siyasi gündemle yaşamak zorunda kalmak çok büyük çile.
Serhan Bali retweeted
AKP’nin Türkiye’de yarattığı dini siyasal kültür Evanjelikleşmiş bir muhafazakarlıktır. İçeriği Müslümanlık olabilir ama asıl formu Evanjelikliktir.
Aile saplantısından kültür savaşına, doymak bilmeyen piyasacı dindarlıktan mağdur ahlaki çoğunluğa, şov dünyasına dönüşmüş medya ve cemaat/tarikat ağlarından gösteriş manyaklığına dönüşen o çiğ kitsch muhafazakar estetiğe kadar bu dünya kadim İslam’dan çok modern Amerikan dini sağının İslamileştirilmiş tercümesidir.
Bu da AKP’yle başlamadı. Kökü Soğuk Savaş’a, özellikle 1980 sonrasına gider. Sol ezilirken, Türk-İslam sentezi devlet eliyle pompalanırken ve ülke neoliberalizme boca edilirken dini sağ da Amerikan hegemonyasının bütün dünyaya yaydığı Evanjelik siyaset biçimini emdi. Türkiye zaten Amerikan nüfuzunun göbeğinde bir ülke, muhafazakar din siyasetinin bundan mucizevi biçimde etkilenmediğini düşünmek asıl gariplik olur.
Bazı yerlerde aktarım düpedüz belgeli. 1985’te ANAP zamanı Vehbi Dinçerler’in bakanlık döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, Amerikan Evanjelik yaratılışçılığının başlıca isimlerinden Henry Morris’in Scientific Creationism kitabını falan Türkçeye çevirtti. Amerikan köktendincilerinin İncil’i savunmak için ürettiği creation science Türkiye’de eğitim politikasının içine sokuldu. İncil çıktı, Kur’an girdi, birkaç yıl sonra Amerikan kültür savaşından ithal edilmiş şey İslam’ın evrime cevabı diye kadimleşti. Bugünkü toplumsal cinsiyet ideolojisi, doğal aile, çocukları sapkınlıktan koruma histerisi de aynı tercüme makinesinin başka ürünü.
Aynı yıllarda dinin örgütlenme biçimi de değişti. Eski sohbet halkalarının çevresine okul, yurt, şirket, yayınevi, televizyon, yardım ağı, profesyonel yönetim ve para trafiği örüldü. Cemaatler ve tarikatlar modern bir dini holding gibi çalışmayı öğrendi. Neoliberalizm alanı açtı, Amerikan dini sağının kilise etrafında kurduğu o okul-medya-şirket-charity-lobi makinesinin Müslüman versiyonu da Türkiye’de serpildi. İçerik İslami kaldı, makine Evanjelikleşti. Aynısı başka Müslüman ülkelerde de oldu tabii.
Bu dalganın ne yarattığını en çıplak haliyle Brezilya’da görmek mümkün. Birkaç on yılda Amerikan etkili Evanjelik ve özellikle neo-Pentekostal dünya kiliseden taşıp televizyona, paraya, şirketlere, aile ve cinsellik savaşlarına, parlamentoya ve en sonunda Bolsonaro’nun otoriter sağına bağlandı. Papaz vaiz olduğu kadar medya patronu, siyasi aracı, iş insanı ve oy devşiren bir güç odağına dönüştü. Din, para, şov, kültür savaşı ve reaksiyoner siyaset aynı makinenin parçaları oldu. Türkiye’de yaşanan dönüşümün farkı bu makinenin başka bir dinin içine yerleşmesi.
AKP Türkiye’si de bu formu bu coğrafyaya uygun biçimde mükemmelleştirdi. Dini piyasaya, şirkete, medyaya, kültür savaşına ve otoriter siyasete bütünüyle eklemledi. Zenginliği, lüksü, şatafatı, iş çevrelerini ve nüfuzu dindarlığın merkezine yerleştirdi. Sömürüyü hayırseverlikle cilaladı. Cemaatleri şirket ve nüfuz ağlarına çevirdi, vaizi şovmene ve kişisel gelişim gurusuna dönüştürdü.
Şeyhin irşadı televanjelistin kişisel gelişim şovuna, müridin vecdi sahne ışıkları altında ağlayıp titreyen kitlenin transına dönüştü. Arkada da bağış, şirket, ihale, nüfuz ve servet makinesi çalıştı. Muazzam iktidar ve servet birikimini bitmeyen mağduriyet edebiyatıyla beraber yürüttü. Bütün bu geç kapitalist, Amerikanlaşmış dini siyaset paketinin üzerine de fıtrat, ecdat, medeniyet yazıp bin yıllık gelenek diye sattı.
En trajikomik tarafı, kendilerini Amerikanlaşmaya karşı son kale falan sanıyorlar. Halbuki Türkiye’nin en Amerikanlaşmış siyasi-kültürel ürünlerinden biri bizzat kendileri.






























