Pinned Tweet
ONLİNE/ÇEVRİMİÇİ
TEMİN İÇİN 👇🏼👇🏼👇🏼
kitapyurdu.com/kitap/yerinde…
kitapyurdu.com/kitap/yerinde…
teklifkitap.com/search?p=Pro…
adabımuaşeret | ortakyaşam adabı | yerinde zamanında kıvamında yaşamak
@mebpgm @mebpersonel
Hüseyin Sarıoğlu FDD retweeted
Bakıyyetü's-Selef
Bedri Gencer
Prof. Dr. Mahmut Kaya
1960'tan sonra iki yıl Aksaray Pertevniyal Valide Camii'nin odalarında beraber kaldığı, Fatih'te Manisalı Mehmet Paşa Camii imamı merhum Mehmet Açıkgöz'ün arkadaşıydı.
Mahmut Hocayı tâ 1981 yılında Manisalı Mehmet Paşa Camii'nde Mehmet Hocadan Arapça okurken tanımıştım. Tanışalı 45 yıl olmuş.
Hoca, son Osmanlı nesliyle ilgili paha biçilmez hatıratı olan bakıyyetü's-selefin son simalarından.
Zaman zaman telefonla ararım, uzun uzun konuşuruz. Bu akşam da aradım, saatlerce konuştuk, hatıralar deryasına daldık.
İlgililerin himmetiyle Hocanın bu zengin hatıratının muhakkak kayd edilmesi, kitaplaştırılması lazım.
Yoksa böyle dolu insanları bir daha arasak bulamayız...
asırlara sari hibrit/melez
Varlık
İnsan
Anlam ve değer
Düşünce ve bilim
Ahlak ve yaşam
İman ve din
Devlet ve toplum tasavvuru ile
liyakatsiz mensup kişi bezirganı ve pazarlamacısı
vakıf
dernek
cemiyet
cemaat
sivil toplum
yapılarımız
yani zihniyetimizdir/paradigmamızdır çöken
Mutlaka okunması gereken bir “yolundan çıkmış muhafazakarlık” eleştirisi!… Kendine dindar, muhafazakar diyenler, bu musibet günlerini ancak eleştiri ve özeleştiri ile hayra çevirebilir. Ders alacaksanız ve sahiden buna niyetliyseniz öncelikle “hak ettik, bize müstahak bu yaşadıklarımız” demek zorundasınız…
AKADEMİDE SAYILARIN TİRANLIĞI || Durup Düşününce
youtu.be/2dTGvzIImM0
Hüseyin Sarıoğlu FDD retweeted
🌙 1. Ulusal İslam Felsefesi Sempozyumu başlıyor!
"İskenderiye’den Bağdat’a: Geç Antik Felsefenin İslam Dünyasına İntikali ve Yorumlanışı" ana başlığıyla düzenlenecek sempozyumumuza bekliyoruz.
📅 26-27 Ekim 2026
📍 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kurul Odası
KİMLER
NEYİ
PLANLADI ?
KURULAN
OYUN
NASIL
BOZULDU ?
AKADEMİ YAMYAMLARI - 2 / 4 || Muhammet Binici & Hüseyin Sarıoğlu
youtu.be/S_1tnMiYGnE
Hazırlamakta olduğum tebliğ metninden bir kesit: hep olmuş ve olacak bu söylemsel etik/et/çiler ve t/etikçiler anlaşılan...
youtu.be/HpVcJ12uYmY
Söylemsel Etik/et/çilik
yahut
Hegemonik T/Etikçilik
|| Durup Düşününce
|| Hüseyin Sarıoğlu
youtu.be/HpVcJ12uYmY
Söylemsel Etik/et/çiler yahut Hegemonik T/Etikçiler dirizihin.com/soylemsel-etik…
Söylemsel Etik/et/çilik
yahut
Hegemonik T/Etikçilik
dirizihin.com/soylemsel-etik…
Hüseyin Sarıoğlu FDD retweeted
Replying to @srglhsyn
EŞCİNSELLİKTEN KURTULMAK İÇİN TECRÜBELİ ve DOĞRU TERAPİSTİ SEÇMEK GEREKİR.
Hobilerimi, giyim tarzımı ya da davranışlarımı önüme koyup bunları gay olmama bağlamak yerine ailemi ve çocukluğumdan beri üzerimde kurulmuş olan düzeni konuşuyordu.
escinselterapi.net/forum/ind…
Hüseyin Sarıoğlu FDD retweeted
Mustafa Öztürk bey bu konular bilmez. Ne klasik felsefe, kelam bilir ne çağdaş felsefe. Özet eleştirimiz ektedir.
Uzun versiyonunu da Ankara Us Atölyesinde yaptık. Artık bu arkaik söylemler terk edilmeli, akademide bunu diyen bir oryantalist yok artık.
youtu.be/y7iFzxaItrw?is=Sn7D…
Hüseyin Sarıoğlu FDD retweeted
KİMİN KAYIĞINDASIN HACI SERDAR?
Serdar Tuncer’in Yeni Şafak’taki “Siz kazanacaksınız diye bizim davamız kaybetmeye mecbur mu?” yazısını okuyunca insanın önce başlıktaki zamirlere takılması gerekiyor. “Siz” kim, “biz” kim? Daha mühimi, ortada yolsuzluk, fon vurgunu, ihale takibi, yüz binlerce insanın hakkı konuşulurken kaybetmesinden endişe edilen neden hak, hukuk, adalet değil de “bizim davamız”?
Yeni hamaset biçimi galiba bu. Eskiden kürsüye çıkıp zafer anlatılırdı; şimdi kürsüye çıkıp bozulduğumuz anlatılıyor. Ses biraz kısılmış, kaşlar çatılmış, araya birkaç mahcup itiraf girmiş. Cipten, ihaleden, fondan, paradan şikâyet ediliyor. İnsan bir an ciddi bir hesaplaşmanın başlayacağını sanıyor.
Başlamıyor.
Çünkü Serdar Tuncer yazının daha ilk kelimelerinden itibaren mahkemenin hududunu çizmiş. “Biz” var. Bizim yokluk yıllarımız, bizim çilemiz, bizim siyasilerimiz, bizim bürokratlarımız, bizim dergilerimiz, bizim 27 Mayıs’ımız, 12 Eylül’ümüz, 28 Şubat’ımız, 27 Nisan’ımız, 15 Temmuz’umuz; nihayet bizim iktidarımız, bizim Cumhurbaşkanımız, bizim üniversitelerimiz, bizim sermayemiz, bizim Türkiye fikrimiz.
Ve bizim yoldan çıkanlarımız.
İtiraz tam burada içeriden kilitleniyor. Çünkü adamın yaptığı kötülükten önce hangi aileden çıktığı konuşuluyor. Fon vurguncusu “bizim davamıza kaybettiren adam” oluyor. İhale kovalayan “o babaların çocuğu”. Zenginleşenler, ciplenenler, ahlâkı elden bırakanlar yine büyük hikâyenin içindeki bozuk parçalar.
Hikâyenin kendisi mahkemeye hiç çıkmıyor.
Kimin kayığındasın hacı?
Elinde bir düdük, araba kimin?
Birinin yüz binlerce insanın hakkına girmesinin kötülüğü, Türkiye Yüzyılı’na yürümeyi zorlaştırması değildir. Fon vurgununun rezilliği, iki asırlık mücadeleye zarar vermesi de değildir. Bir başkasının hakkını yemek kendi başına kötüdür. Bunun arkasına “dava” koyduğunuz anda ahlâkı kuvvetlendirmiyorsunuz; tam tersine ahlâkın üzerine başka bir merci çıkarıyorsunuz. Artık yapılan işe “Bu adil mi?” diye değil, “Bize zarar veriyor mu?” diye bakmaya başlıyorsunuz.
İki soru aynı değildir.
Bir hırsızlık davaya zarar vermese ne olacak?
Bir usulsüzlük seçim kaybettirmese?
Bir ihale düzeni “Türkiye fikri”ne hizmet etse?
Tam burada ahlâkın siyasetten bağımsız olup olmadığını öğreniriz. Çünkü ahlâk, kendi adamınıza uygulandığında değil, kendi davanıza rağmen uygulandığında ahlâktır. Aksi hâlde elinizde ahlâk değil, mahalle nizamnamesi kalır.
Tuncer’in yazısındaki “defolup gitsin aramızdan” cümlesi bu yüzden ilk bakışta göründüğü kadar sert değil. Nereye gitsin? “Aramızdan.” Demek mesele hâlâ “biz”in temizliği. Adamı cemaatten çıkarıyoruz; fakat o adamı yetiştiren, koruyan, yükselten, zenginleştiren, önüne o ihaleyi, o fonu, o nüfuzu getiren şartları konuşmuyoruz. Günah keçisini kapıdan kovunca ev temizlenmiş oluyor.
Erzurumlunun deyişi gibi: “Volaa bıhtıh sizin bizinizden.”
H.Ulvi Alacakaptan ’a izafe edilen eski bir söz var: “Meğerse, bizim adına ‘takvâ’ dediğimiz şey, parasızlıkmış.” Alacakaptan’ın kendi ağzından kayda geçmiş başka bir cümle ise daha açık: “Eskiden ihlâs gibi görünen şey yoksullukmuş; yoksulluk ortadan gidince insanlar kendini kaybediyorlar.”
İnsan bu iki cümleyi Tuncer’in anlattığı “yokluk yılları”nın kenarına iliştirince mesele biraz değişiyor. Çünkü yoklukta sabır diye gördüğümüz şeyin ne kadarının sabır, ne kadarının mecburiyet olduğunu; kanaat dediğimiz şeyin ne kadarının kanaat, ne kadarının erişememek olduğunu; tevazu sandığımızın ne kadarının gerçekten tevazu, ne kadarının henüz kibirlenebilecek bir mevkiye ulaşamamaktan ibaret bulunduğunu ancak imkân geldiğinde anlayabiliyoruz. Fakirlik, takvânın delili olmadığı gibi zenginlik de ahlâksızlığın sebebi değildir. Para bazen insanın ahlâkını değiştirmekten önce, o ahlâkın hangi şartlarda ayakta durabildiğini gösterir.
Üstelik yazının geçmiş tasviri de aynı “biz”in hafızasıyla kuruluyor. Bir tarafta yokluk yıllarının sabrı, şükrü, metaneti, tevazuu, duası, muhabbeti, samimiyeti; öbür tarafta varlık yıllarının para, cip, ihale, modern tesettür ve fon vurgunu. Geçmiş neredeyse ahlâken pir ü pak, bugün kirlenmiş. Böyle bir hafıza insanı rahatlatır; çünkü bozulmanın tarihini iktidardan sonraya koyduğunuz anda iktidardan önceki mahallenin bütün hesaplarını da kapatırsınız.
O kadar kolay değil.
Yoksulluk insanı kendiliğinden ahlâklı yapmaz. Mağduriyet de berat değildir. İktidarsızken yapılamayan bir kötülükle, yapılmadığı için övünülemez. İhale dağıtamayanın ihale ahlâkını; kadro veremeyenin kadrolaşma karşısındaki adaletini; kamu kaynağına hükmetmeyenin kamu malıyla imtihanını bilmiyoruz. Yokluk yıllarının hatırasına hürmet başka şeydir, yokluğu ahlâk vesikası hâline getirmek başka.
Asıl imtihan zaten imkân geldiğinde başlar.
Fakat burada da kolay bir karşı hamleye düşmeyelim. “Demek ki hepsi baştan beri böyleydi” demek, Tuncer’in romantik geçmişinin tersinden kurulmuş başka bir kolaylıktır. İnsan değişir, topluluk değişir, iktidar değiştirir. Para da değiştirir. Fakat iktidarın yaptığı en mühim şeylerden biri, insanın içinde zaten bulunabilecek bazı zaaflara hareket sahası açmasıdır. Dün tevazu sandığınız şeyin bir kısmının mecburiyet, kanaat sandığınızın bir kısmının imkânsızlık, kardeşlik sandığınızın bir kısmının müşterek mağduriyet olup olmadığını ancak güç ele geçince anlarsınız.
Varlık bazen insanı bozmaz.
İnsanı ele verir.
Bu yüzden “biz vardık, sonra kendimizi kaybettik” hikâyesi fazla temiz. Belki de ilk defa kendimizi bu kadar yakından gördük.
Yeni hamasetin eski hamasetten farkı burada beliriyor. Eskisi zaferlerini anlatıyordu; yenisi günahlarını da anlatabiliyor. Hatta kendi mahallesine öfkeleniyor, zenginleşenleri ayıplıyor, fon vurguncusunu kovuyor. Fakat bir şartla: menzile dokunmayacaksınız.
Menzil doğru.
Yol doğru.
Dava doğru.
Uçan halı doğru.
Yalnız kokpitte oturan birkaç adam bozuk.
İşte konfor burada başlıyor: menzildeki uçan halının kokpitinde yan gelip yatmanın konforu. Halı gerçekten uçuyor mu, kokpiti nereden çıktı, menzili kim tayin etti, yolcuların hepsi aynı yere gitmek istiyor mu; bunları sormadan pilotun ahlâkından yakınabilirsiniz. Arada elinizdeki düdüğü çalar, “Hacı, yavaş!” dersiniz. Hatta birkaç yolcuyu aşağı indirirsiniz.
Sonra aynı vasıtayla aynı menzile devam.
Benim Tuncer’in yazısıyla asıl ihtilafım, yanlış şeyler söylemesi değil. Söylediklerinin önemli bir kısmı doğru olabilir. Para bozabilir, iktidar kibir doğurabilir, ihale takibi ahlâkı çürütebilir, dün mağdur olanın bugün başkasının hakkına girmesi iki kere acıtabilir. Mesele bunların hiçbirini söylememek değil; bunları söylerken korunmaya devam edilen şeyi görebilmek.
“Davamız kaybetmeye mecbur mu?”
Belki soruyu bir kere de tersinden sormalıyız:
Bir dava, insanların hakkından, adaletten, ehliyetten, kamu malından daha yukarıda tutulduğu hâlde kazansa ne kazanmış olur?
Çünkü bazen davayı kaybettiren birkaç kötü adam değildir.
İnsanlar davayı kurtarmaya çalışırken ahlâkı kaybedebilirler.
O zaman elinde düdükle şoföre kızmanın pek hükmü kalmaz.
Araba kimin hacı?
Yakup Ömer Sarıca
Erzurum, 07.10.2026
yaaa!
işte böyle oluyor
örtük işgal...
youtube.com/shorts/tUL1pMkjU…




















