Pinned Tweet
🇵🇸✊🏻❤️🩹
Tek bir kişi kalsan bile Gazze’yi ve Filistin’i unutma, unutturma! 🇵🇸🕊️
🔥 Zulme karşı susma! 💔 Mazlumu yalnız bırakma! 📢 Hakikati haykır! 🕊️ Özgür Filistin için sesini yükselt!
🇵🇸 UNUTMA! UNUTTURMA! 🇵🇸✊🏻❤️
-🔴 Calvin'in sapkınlara karşı şiddeti savunması
1554 yılında, Servet'in öldürülmesini eleştiren Protestan filozof Sébastien Castellion'un tepkilerine karşı Calvin, sapkınların kılıçla ortadan kaldırılmasını savunan resmî bir risale yayımladı.
Bu olay, Calvin'in dinî otorite anlayışının ve muhaliflere karşı tutumunun en sert örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
⚫ Sonuç: Roma'nın ateşinden kaçan, Cenevre'de kendi ateşini kuran reformcu!
Katolik Kilisesi'nin baskısından kaçmak zorunda kalan Jean Calvin, Cenevre'de dinî ve siyasi gücü eline geçirdiğinde, kendi inançlarına karşı çıkanlara yönelik baskıcı bir sistem kurdu.
Roma'nın zulmünü eleştiren bir reformcu, iktidara ulaştığında kendi zulüm düzenini oluşturdu.
Calvin'in tarihi, dinî reformun özgürlük ve hoşgörüyle özdeşleşmesinin her zaman mümkün olmadığını; dinî otoritenin siyasi güçle birleştiğinde nasıl baskıcı bir rejime dönüşebileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Jean Calvin, le grand réformateur protestant célébré pour avoir libéré la foi chrétienne des abus de Rome, a en réalité instauré une dictature théocratique à Genève, faisant espionner la population, décapiter ses opposants et brûler vif le médecin Michel Servet.
Dans l'histoire du christianisme, l'auteur de l'Institution de la religion chrétienne incarne la rigueur morale et la liberté d'examen de la Bible au 16e siècle.
Pourtant, lorsqu'il prend le contrôle spirituel et politique de Genève à partir de 1541, le théologien français met en place un régime policier d'une férocité implacable.
Ces faits sont intégralement documentés par les registres officiels du Petit Conseil et du Consistoire de Genève, ainsi que par la correspondance personnelle de Calvin.
Pour purifier la ville, il impose une surveillance totale de la vie privée. Ses pasteurs et des anciens mandatés par le Consistoire ont le droit d'entrer à l'improviste dans chaque maison pour interroger les familles et les domestiques.
Tout est réglementé sous peine d'amende, de prison ou de bannissement : la danse, les chansons profanes, les cartes à jouer, la couleur des vêtements, le nombre de plats servis à table et même les prénoms donnés aux nouveau-nés.
Mais la terreur calviniste ne s'arrête pas à la police des mœurs. Entre 1542 et 1546, sur une ville d'à peine 20 000 habitants, les registres genevois recensent 58 condamnations à mort et 76 bannissements prononcés avec l'appui du réformateur.
En juin 1547, un citoyen genevois nommé Jacques Gruet est arrêté pour avoir déposé dans la chaire de la cathédrale un billet anonyme dénonçant la tyrannie des pasteurs.
Soumis à la torture par l'estrapade matin et soir pendant 1 mois, les bras attachés dans le dos et hissé par une poulie jusqu'à lui déboîter les épaules, Gruet est finalement conduit à l'échafaud le 26 juillet 1547. Ses pieds sont cloués au billot et il est décapité avec le plein accord de Calvin.
L'acharnement du maître de Genève atteint son sommet avec le sort réservé à Michel Servet, un grand médecin et théologien espagnol qui avait découvert la circulation pulmonaire du sang et osait contester le dogme de la Trinité.
Le 13 février 1546, Jean Calvin écrit à son ami Guillaume Farel une lettre glaçante au sujet de Servet : s'il vient ici, pour peu que mon autorité ait quelque poids, je ne souffrirai jamais qu'il en sorte vivant.
En 1553, avant même que Servet ne passe par la Suisse, Calvin fait transmettre en secret des lettres privées du médecin à l'Inquisition catholique de Lyon pour le faire arrêter en France.
Évadé des prisons françaises, Michel Servet commet l'erreur de faire halte à Genève le 13 août 1553 alors qu'il fuit vers l'Italie. Il n'est pas citoyen de la ville et n'y a commis aucun délit.
Reconnu dans un temple, il est immédiatement jeté dans un cachot glacial sur ordre direct de Calvin, qui se porte personnellement partie civile contre lui lors du procès.
Condamné pour hérésie, Michel Servet est conduit sur le plateau de Champel le 27 octobre 1553.
Il est attaché à un poteau avec une chaîne de fer, son dernier livre lié à sa cuisse et une couronne de feuillage soufré sur la tête. Son supplice sur un bûcher de bois vert encore humide dure plus de 30 minutes dans d'atroces souffrances.
Quelques mois plus tard, en 1554, face à l'indignation du philosophe protestant Sébastien Castellion qui lui reproche ce meurtre, Jean Calvin publie un traité officiel justifiant que l'on fasse périr les hérétiques par le glaive.
L'homme qui avait fui le royaume de France pour échapper aux bûchers catholiques a fini par ériger ses propres bûchers dès qu'il a détenu le pouvoir absolu.
Jean Calvin: Roma'nın Zulmüne Karşı Reformcu, Cenevre'de Teokratik Diktatörlüğün Mimarı!
Roma Kilisesi'nin istismarlarından Hristiyan inancını kurtardığı için büyük Protestan reformcu olarak anılan Jean Calvin, gerçekte Cenevre'de teokratik bir diktatörlük kurmuş, halkı muhbirlerin gözetimine teslim etmiş, muhaliflerini idam ettirmiş ve İspanyol hekim Michel Servet'i diri diri yakmıştır.
Hristiyanlık tarihinde, Hristiyan Dininin Kurumları adlı eserin yazarı olan Calvin, 16. yüzyılda ahlaki katılığın ve Kutsal Kitap'ın özgürce incelenmesinin sembolü olarak kabul edilir.
Ancak 1541'den itibaren Cenevre'nin dinî ve siyasi kontrolünü ele geçirdiğinde, Fransız teolog acımasız bir baskı rejimi kurmaya başladı.
Bu olaylar, Cenevre Küçük Konseyi'nin ve Konsistori'nin resmî kayıtları ile Calvin'in kişisel yazışmalarında belgelenmiştir.
🔴 Özel hayat üzerinde tam denetim
Şehri ahlaki açıdan arındırmak amacıyla özel hayat üzerinde kapsamlı bir denetim uygulandı.
Konsistori tarafından görevlendirilen din adamları ve ileri gelenler, evlere habersiz girerek aileleri ve hizmetçileri sorgulayabiliyordu.
Her şey para cezası, hapis veya sürgün tehdidi altında sıkı kurallara bağlanmıştı.
Dans etmek, dünyevi şarkılar söylemek, iskambil oynamak, kıyafetlerin renkleri, sofrada sunulan yemeklerin sayısı ve hatta yeni doğan çocuklara verilen isimler bile denetim altına alındı.
🔴 Ahlak polisliğinden idamlara
Kalvinist baskı yalnızca ahlak denetimiyle sınırlı kalmadı.
1542-1546 yılları arasında, yaklaşık 20 bin nüfuslu Cenevre'de, şehir kayıtlarına göre 58 idam cezası ve 76 sürgün kararı verildiği belirtiliyor.
Bu cezaların, reformcunun desteğiyle uygulandığı ileri sürülüyor.
🔴 Jacques Gruet: İşkence ve idam
Haziran 1547'de Cenevreli Jacques Gruet, katedralin kürsüsüne din adamlarının zulmünü eleştiren anonim bir not bırakmakla suçlanarak tutuklandı.
Bir ay boyunca sabah ve akşam estrapad adı verilen işkenceye maruz bırakıldı.
Ellerinin arkadan bağlandığı ve bir makara sistemiyle havaya çekildiği bu işkence sırasında omuzlarının yerinden çıktığı belirtiliyor.
Gruet, 26 Temmuz 1547'de idam edildi.
Ayakları bir kazığa bağlandı ve başı kesildi.
Bu infazın Calvin'in onayıyla gerçekleştirildiği iddia ediliyor.
🔴 Michel Servet: Calvin'in en büyük zulmü
Cenevre'nin baskıcı yönetiminin en çarpıcı örneklerinden biri, İspanyol hekim ve teolog Michel Servet'in başına gelenlerdir.
Servet, kanın akciğerlerde dolaşımını açıklaması ve Hristiyanlığın Teslis dogmasını sorgulamasıyla tanınıyordu.
13 Şubat 1546'da Jean Calvin, dostu Guillaume Farel'e Servet hakkında son derece sert bir mektup yazdı.
Mektupta, Servet Cenevre'ye gelirse ve Calvin'in otoritesi herhangi bir ağırlık taşıyorsa, onun buradan canlı çıkmasına izin vermeyeceğini ifade etti.
1553 yılında Servet İsviçre'ye ulaşmadan önce Calvin'in, doktorun özel mektuplarını gizlice Lyon'daki Katolik Engizisyonu'na gönderdiği ve Fransa'da tutuklanmasına katkıda bulunduğu ileri sürülüyor.
Fransız zindanlarından kaçan Michel Servet, 13 Ağustos 1553'te İtalya'ya giderken Cenevre'de durdu.
Şehrin vatandaşı değildi ve Cenevre'de herhangi bir suç işlemediği belirtiliyordu.
Bir kilisede tanındı ve Calvin'in doğrudan talimatıyla tutuklanarak soğuk bir zindana atıldı.
Calvin, yargılama sırasında Servet'e karşı bizzat taraf oldu.
🔴 Michel Servet'in diri diri yakılması
Sapkınlık suçundan mahkûm edilen Michel Servet, 27 Ekim 1553'te Champel platosuna götürüldü.
Demir zincirlerle bir direğe bağlandı.
Son kitabı uyluğuna bağlandı ve başına kükürtlü bir yaprak tacı yerleştirildi.
Yeşil ve nemli odunlardan oluşan ateşin içinde korkunç acılar çektiği ve ölümünün 30 dakikadan fazla sürdüğü aktarılıyor.
Servet'in infazı, Avrupa'da dinî hoşgörüsüzlüğün en tartışmalı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.+
Jean Calvin, le grand réformateur protestant célébré pour avoir libéré la foi chrétienne des abus de Rome, a en réalité instauré une dictature théocratique à Genève, faisant espionner la population, décapiter ses opposants et brûler vif le médecin Michel Servet.
Dans l'histoire du christianisme, l'auteur de l'Institution de la religion chrétienne incarne la rigueur morale et la liberté d'examen de la Bible au 16e siècle.
Pourtant, lorsqu'il prend le contrôle spirituel et politique de Genève à partir de 1541, le théologien français met en place un régime policier d'une férocité implacable.
Ces faits sont intégralement documentés par les registres officiels du Petit Conseil et du Consistoire de Genève, ainsi que par la correspondance personnelle de Calvin.
Pour purifier la ville, il impose une surveillance totale de la vie privée. Ses pasteurs et des anciens mandatés par le Consistoire ont le droit d'entrer à l'improviste dans chaque maison pour interroger les familles et les domestiques.
Tout est réglementé sous peine d'amende, de prison ou de bannissement : la danse, les chansons profanes, les cartes à jouer, la couleur des vêtements, le nombre de plats servis à table et même les prénoms donnés aux nouveau-nés.
Mais la terreur calviniste ne s'arrête pas à la police des mœurs. Entre 1542 et 1546, sur une ville d'à peine 20 000 habitants, les registres genevois recensent 58 condamnations à mort et 76 bannissements prononcés avec l'appui du réformateur.
En juin 1547, un citoyen genevois nommé Jacques Gruet est arrêté pour avoir déposé dans la chaire de la cathédrale un billet anonyme dénonçant la tyrannie des pasteurs.
Soumis à la torture par l'estrapade matin et soir pendant 1 mois, les bras attachés dans le dos et hissé par une poulie jusqu'à lui déboîter les épaules, Gruet est finalement conduit à l'échafaud le 26 juillet 1547. Ses pieds sont cloués au billot et il est décapité avec le plein accord de Calvin.
L'acharnement du maître de Genève atteint son sommet avec le sort réservé à Michel Servet, un grand médecin et théologien espagnol qui avait découvert la circulation pulmonaire du sang et osait contester le dogme de la Trinité.
Le 13 février 1546, Jean Calvin écrit à son ami Guillaume Farel une lettre glaçante au sujet de Servet : s'il vient ici, pour peu que mon autorité ait quelque poids, je ne souffrirai jamais qu'il en sorte vivant.
En 1553, avant même que Servet ne passe par la Suisse, Calvin fait transmettre en secret des lettres privées du médecin à l'Inquisition catholique de Lyon pour le faire arrêter en France.
Évadé des prisons françaises, Michel Servet commet l'erreur de faire halte à Genève le 13 août 1553 alors qu'il fuit vers l'Italie. Il n'est pas citoyen de la ville et n'y a commis aucun délit.
Reconnu dans un temple, il est immédiatement jeté dans un cachot glacial sur ordre direct de Calvin, qui se porte personnellement partie civile contre lui lors du procès.
Condamné pour hérésie, Michel Servet est conduit sur le plateau de Champel le 27 octobre 1553.
Il est attaché à un poteau avec une chaîne de fer, son dernier livre lié à sa cuisse et une couronne de feuillage soufré sur la tête. Son supplice sur un bûcher de bois vert encore humide dure plus de 30 minutes dans d'atroces souffrances.
Quelques mois plus tard, en 1554, face à l'indignation du philosophe protestant Sébastien Castellion qui lui reproche ce meurtre, Jean Calvin publie un traité officiel justifiant que l'on fasse périr les hérétiques par le glaive.
L'homme qui avait fui le royaume de France pour échapper aux bûchers catholiques a fini par ériger ses propres bûchers dès qu'il a détenu le pouvoir absolu.
-Bütün bu gelişmeler, 21 Kıptî'nin öldürülmesi olayını yalnızca aşırı bir örgütün gerçekleştirdiği cinayet olarak değerlendirmekten daha geniş bir çerçeveye taşıyor.
Bu durum, öldürme olayının arkasında yalnızca İslamcı bir örgütün mü bulunduğu, yoksa kiliseyle bağlantılı bazı güçlerin veya başka tarafların da olayla ilişkili olabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
İddialara göre böyle bir olay, Mısır'ın Libya'nın doğusuna askerî müdahalede bulunması ve beş şehri kontrol altına alması için gerekçe oluşturmayı amaçlamış olabilir.
Bu bağlamda dikkatler, geçmişte Libya'da varlık göstermiş olan Malta Şövalyeleri Örgütü'ne çevriliyor.
Kıptîlerin Papası, 2013 yılında Vatikan'daki örgütün merkezini ziyaret etmiş, 2023 yılında Vatikan ziyareti sırasında bu ziyaretini tekrarlamışti.
Ayrıca, Libya'nın söz konusu bölgelerinde Halife Hafter güçlerini destekleme gerekçesiyle varlık gösteren Rus Wagner güçleri de dikkat çekiyor.
Burada önemli bir hususu da göz ardı etmemek gerekiyor: Malta Şövalyeleri ve Wagner bünyesinde Kıptî gönüllülerin bulunduğu öne sürülüyor. Bunun yanı sıra Blackwater gibi başka askerî ve güvenlik şirketleri ile kuruluşlarda da Kıptî gönüllülerin bulunduğu iddia ediliyor.
Bütün bu iddialar, Libya'da Kıptîlerin hedef alınması olayına ilişkin çok sayıda soru ortaya çıkarıyor:
**Libya'daki 21 Kıptî'nin öldürülmesinin arkasında, olayı Mısır'ın Libya'ya askerî müdahalesi ve ardından beş şehrin kontrolünü ele geçirmesi için gerekçe olarak kullanmak isteyen bir taraf mı vardı?**
**Bu olay daha büyük bir planın parçası mıydı, yoksa o dönemde ortaya çıkan görüntünün ötesinde bir durum söz konusu değil miydi?**
@AbdAlhamed_kotb
# Libya'nın Berka Bölgesine Mısır Kilisesi'nin Göz Diktiği İddiası
Mısır Kıptîlerinin Papası Tavadros, “Sada el-Balad” televizyon kanalına verdiği röportajda, Libya topraklarının bir bölümünün idari açıdan Mısır Kilisesi'ne bağlı olduğunu ifade etti. Göl (Buhayra) bölgesinin piskoposunun “Buhayra, Matruh ve Beş Şehir Piskoposu” unvanını taşıdığını belirten Tavadros, söz konusu beş şehrin tamamının Libya topraklarında bulunduğunu söyledi. (Röportaj videosu ilk yorumda.)
Burada birkaç soru gündeme geliyor: Buhayra Piskoposu'na bu unvan neden veriliyor? Söz konusu beş şehir hangileri? Mısır Kilisesi, Libya'yı neden kendi idari bağlılık alanının bir parçası olarak görüyor?
Mısır Ortodoks Kilisesi, İsa'nın takipçilerinden biri olan Havari Markos'a nispetle “Markos Kilisesi” olarak biliniyor. Markos'un Yahudi anne ve babadan dünyaya geldiği, Libya'nın Kurina (Kirenayka) şehrinde doğduğu belirtiliyor. Burası günümüzde Berka bölgesinde bulunan Şehhat (Şehat) şehridir.
**Söz konusu beş şehir şunlardır:**
- Bingazi (Berenike)
- Tokra (Tauheira)
- Tolmeita (Ptolemais)
- Şehhat (Kurina)
- Susa (Apollonia)
2015 yılında Libya'da 21 Kıptî'nin infaz edilmesi, arkasındaki güçlere ilişkin soruları hâlâ gündemde tutan bir suç olarak öne çıkıyor. Özellikle olayın arka planında dikkat çekici olduğu öne sürülen bazı hususlar bulunuyor.
Kurbanlarla birlikte Libya'da yaşayan Mısırlı rahip “Arsanius el-Kudüsî”nin, olayın ardından İsrail'e geçtiği belirtiliyor. Bu durum, kendisinin rolü ve olay hakkında sahip olabileceği bilgiler konusunda soru işaretlerine yol açıyor.
Cinayetin zamanlaması da dikkat çekiyor. Olay, Kıptîlerin Papası'nın Libya'nın eski sömürgecisi İtalya'ya, Vatikan'a ve “Malta Şövalyeleri” örgütünün merkezine yaptığı ziyaretin ardından gerçekleşti.
Ayrıca olay, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin, Papa'ya yakın çevreden olduğu belirtilen Kıptî diplomat Vefa Besim'i Malta Şövalyeleri Örgütü nezdinde büyükelçi olarak atamasından yalnızca beş ay sonra meydana geldi.
Bazı gözlemciler operasyonu gerçekleştiren kişilere ilişkin şüphelerini dile getirerek, başka güçlerin rolüne işaret edebileceği öne sürülen bazı belirti ve işaretlere dikkat çekti:
1. Videoda konuşan kişinin sol elinde “Rolex” marka saat bulunması.
2. Operasyonu gerçekleştirenlerin, Amerikan ordusunun kullandığı belirtilen ABD menşeli “Columbia” marka hançerler kullanması.
3. Operasyonu gerçekleştiren kişilerin fiziksel yapıları, boyları ve vücut ölçüleri arasındaki benzerlik.
Bütün bu olayla ilgili dikkat çekici iddialara rağmen, Mısır ordusunun Libya'yı işgal etmeye yönelik bir plan yaptığı yönünde tartışmalar başladı. Bu planın, doğu bölgesindeki yönetimi koruma gerekçesiyle gündeme getirildiği öne sürüldü. Söz konusu bölge, beş şehrin coğrafi olarak bulunduğu alanı kapsıyor.
Burada en önemli soru ortaya çıkıyor: Mısır yönetimi, Kıptî Kilisesi açısından tarihsel ve dinî özel bir konuma sahip olan, aynı zamanda kilisenin idari yapılanmasına bağlı bulunan bu beş şehri kontrol altına almayı neden planlıyordu?
Olaydan önce yayımlanan bazı haberlerde, kilisenin çalışma adı altında bu bölgelere onlarca genç gönderdiği belirtilmişti. Hatta Libya makamlarının, bölgedeki bazı yerel halkı Hristiyanlaştırmaya çalıştığı ileri sürülen bir grubu yakaladığı iddia edildi.
Bu gelişmelerin ardından Libya yönetimi, daha önce Mısırlıların yalnızca pasaportla ülkeye giriş yapabildiği vizesiz uygulamayı kaldırarak Mısır vatandaşlarına vize şartı getirdi.+
# Libya'nın Berka Bölgesine Mısır Kilisesi'nin Göz Diktiği İddiası
Mısır Kıptîlerinin Papası Tavadros, “Sada el-Balad” televizyon kanalına verdiği röportajda, Libya topraklarının bir bölümünün idari açıdan Mısır Kilisesi'ne bağlı olduğunu ifade etti. Göl (Buhayra) bölgesinin piskoposunun “Buhayra, Matruh ve Beş Şehir Piskoposu” unvanını taşıdığını belirten Tavadros, söz konusu beş şehrin tamamının Libya topraklarında bulunduğunu söyledi. (Röportaj videosu ilk yorumda.)
Burada birkaç soru gündeme geliyor: Buhayra Piskoposu'na bu unvan neden veriliyor? Söz konusu beş şehir hangileri? Mısır Kilisesi, Libya'yı neden kendi idari bağlılık alanının bir parçası olarak görüyor?
Mısır Ortodoks Kilisesi, İsa'nın takipçilerinden biri olan Havari Markos'a nispetle “Markos Kilisesi” olarak biliniyor. Markos'un Yahudi anne ve babadan dünyaya geldiği, Libya'nın Kurina (Kirenayka) şehrinde doğduğu belirtiliyor. Burası günümüzde Berka bölgesinde bulunan Şehhat (Şehat) şehridir.
**Söz konusu beş şehir şunlardır:**
- Bingazi (Berenike)
- Tokra (Tauheira)
- Tolmeita (Ptolemais)
- Şehhat (Kurina)
- Susa (Apollonia)
2015 yılında Libya'da 21 Kıptî'nin infaz edilmesi, arkasındaki güçlere ilişkin soruları hâlâ gündemde tutan bir suç olarak öne çıkıyor. Özellikle olayın arka planında dikkat çekici olduğu öne sürülen bazı hususlar bulunuyor.
Kurbanlarla birlikte Libya'da yaşayan Mısırlı rahip “Arsanius el-Kudüsî”nin, olayın ardından İsrail'e geçtiği belirtiliyor. Bu durum, kendisinin rolü ve olay hakkında sahip olabileceği bilgiler konusunda soru işaretlerine yol açıyor.
Cinayetin zamanlaması da dikkat çekiyor. Olay, Kıptîlerin Papası'nın Libya'nın eski sömürgecisi İtalya'ya, Vatikan'a ve “Malta Şövalyeleri” örgütünün merkezine yaptığı ziyaretin ardından gerçekleşti.
Ayrıca olay, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin, Papa'ya yakın çevreden olduğu belirtilen Kıptî diplomat Vefa Besim'i Malta Şövalyeleri Örgütü nezdinde büyükelçi olarak atamasından yalnızca beş ay sonra meydana geldi.
Bazı gözlemciler operasyonu gerçekleştiren kişilere ilişkin şüphelerini dile getirerek, başka güçlerin rolüne işaret edebileceği öne sürülen bazı belirti ve işaretlere dikkat çekti:
1. Videoda konuşan kişinin sol elinde “Rolex” marka saat bulunması.
2. Operasyonu gerçekleştirenlerin, Amerikan ordusunun kullandığı belirtilen ABD menşeli “Columbia” marka hançerler kullanması.
3. Operasyonu gerçekleştiren kişilerin fiziksel yapıları, boyları ve vücut ölçüleri arasındaki benzerlik.
Bütün bu olayla ilgili dikkat çekici iddialara rağmen, Mısır ordusunun Libya'yı işgal etmeye yönelik bir plan yaptığı yönünde tartışmalar başladı. Bu planın, doğu bölgesindeki yönetimi koruma gerekçesiyle gündeme getirildiği öne sürüldü. Söz konusu bölge, beş şehrin coğrafi olarak bulunduğu alanı kapsıyor.
Burada en önemli soru ortaya çıkıyor: Mısır yönetimi, Kıptî Kilisesi açısından tarihsel ve dinî özel bir konuma sahip olan, aynı zamanda kilisenin idari yapılanmasına bağlı bulunan bu beş şehri kontrol altına almayı neden planlıyordu?
Olaydan önce yayımlanan bazı haberlerde, kilisenin çalışma adı altında bu bölgelere onlarca genç gönderdiği belirtilmişti. Hatta Libya makamlarının, bölgedeki bazı yerel halkı Hristiyanlaştırmaya çalıştığı ileri sürülen bir grubu yakaladığı iddia edildi.
Bu gelişmelerin ardından Libya yönetimi, daha önce Mısırlıların yalnızca pasaportla ülkeye giriş yapabildiği vizesiz uygulamayı kaldırarak Mısır vatandaşlarına vize şartı getirdi.+
أنت لستَ مصريًا مسلمًا، فالمصري المسلم يعرف جيدًا أن الأتراك الذين حكموا مصر لقرون لم يكونوا استعمارًا إمبرياليًا. ولو كانوا كذلك، لكانت اللغة التركية هي اللغة السائدة في مصر اليوم، ولأصبحت العربية لغة أقلية.
ومن ناحية أخرى، أنت تدّعي أن تركيا المعاصرة تدعم تنظيم داعش، وهذا ادعاء باطل وافتراء صهيوني يهودي.
لقد كانت تركيا، حتى اليوم، من أكثر الدول فاعلية في مكافحة داعش، وخاضت ضده معارك شرسة وقدّمت تضحيات كبيرة.
ابحث، واقرأ، وتعلّم، ثم تحدث!
💢المشروع العثماني التركي أخطر علينا من الإيراني والإسـ ـرائيلي. التلاتة بيخدموا بعض، بس الأسرع والأقوى تأثيرًا هو المشروع التركي، لأنه بيتحرك باسم الإسلام السني.
تركيا باسم الإسلام السني ممكن تبلع المنطقة كلها تاني، وخاصة بعد تفكك معظم دولها ودعشنة قطاع كبير من شعوبها، اللي هيسلّموا بلدهم على طبق من دهب وهم فاكرين إنهم كده بيجاهدوا علشان الإسلام والمسلمين!
ناس كتير مش شايفة التوغل الناعم لتركيا في دول المنطقة، اللي عامل زي السرطان، مش بتحس بخطورته غير لما يوصل لأخطر مراحله. ومش شايفين دعمها لداعـ ـش وجماعات إرهـ ـابية، والمساهمة في تفتيت دول علشان توسّع نفوذها وتفرض سيطرتها. غسيل مخ بطيء وتدريجي، ونفس السيناريو بيتكرر قدام عينينا.
لازم نفهم إن الاحـ ـتلال احـ ـتلال بغض النظر عن الدين والشعارات، ولنا في الشعوب المسلمة اللي بتـ ـقتل بعضها حوالينا عبرة، بس الناس مغيّبة، وكارت الدين عمره ما بيخسر في منطقتنا!
وفيه فرق كبير جدًا بين التعامل الدبلوماسي والسياسي مع تركيا على أساس المصالح المشتركة في بعض الملفات، وده طبيعي وضروري في العلاقات الدولية، وبين إننا نآمنلها ونفتح الباب لنفوذها السياسي والعسكري والأيديولوجي يتغلغل جوه دولنا، ويأثر على سيادتها واستقلال قرارها الوطني. التعاون في المصالح مش معناه الثقة المطلقة، والتقارب الدبلوماسي مش معناه إننا نتغاضى عن أي محاولات لفرض النفوذ والسيطرة. الدول بتتعامل مع بعضها بالمصالح، لكن سيادتها وقرارها الوطني مش مطروحين للمساومة
وعلشان كده لازم يكون فيه وعي حقيقي، ونرجّع الذاكرة الوطنية للشعوب، ويبقى فيه توعية بجـ ـرائم وكوارث الاحـ ـتلال العثماني لما دخل مصر وجزيرة العرب وغيرها من دول المنطقة، بدل محاولات تجميل تاريخه وتصويره على إنه خلافة إسلامية كانت بتحمي المسلمين.
لأن تجميل التاريخ وتزييفه هو اللي هيخلّي الشعوب فريسة سهلة لنفس المشروع مرة تانية.
المشروع الوطني القومي والهوية المصرية الشاملة هم قطبين المناعة الشعبية تجاة اي مشروع عابر للحدود زي ده.
#معركة_الوعي
#الذاكرة_الوطنية
#الهوية_المصرية
🍳 Kahvaltınızı Serpme Kahvaltı Tacizine Karşı Koruyun!
🥖 Geleneksel kahvaltı kültürümüzden taviz vermeyin!
☕ Kahvaltı; birkaç lokmalık çeşitlerin masaya yığıldığı, israfın ve gösterişin ön plana çıktığı bir tüketim yarışına dönüştürülmemelidir.
🇹🇷 Serpme kahvaltı, geleneksel mutfak kültürümüzün yozlaşmasıdır!
🍯 Az, öz, kaliteli ve geleneksel kahvaltıdan yana tavır alın.
Geleneksel kahvaltımızı koruyalım, israfa ve gösterişe karşı duralım!
🇮🇶 Irak Belleği | Tarihten Bir Kare
📍 Musul – Büyük Camii 📅 5 Temmuz 2014
IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi, Musul'daki Büyük Camii'de ilk kez kamuoyu önüne çıkarak Cuma hutbesini irat etti.
🔴 Bağdadi, hutbesinde sözde “İslam Hilafeti” olarak adlandırdığı yapıyı ilan ederek kendisini halife olarak tanıttı.
📌 5 Temmuz 2014 | Musul, Irak
Adil Gülmez retweeted
Aşağıdaki tweet hesabı Aliyev'in eşi Mehriban Aliye ve ait.
Onun bir de Cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi bir sıfatı var yani Aliyev gelmezse eşinin Türkiye'ye gelmesi gerekirdi ama o ne yaptı Rus tiyatro ekibini izlemeye gitti
✔Birinci vitse-prezident Mehriban Əliyeva "Qağayı” tamaşasının təqdimatında iştirak edib.
✔First Vice-President Mehriban Aliyeva attended performance of “The Seagull”.
✔Первый вице-президент Мехрибан Алиева приняла участие в презентации спектакля «Чайка».
#MehribanAliyeva
🇩🇪⚠️ EVET, SIRA ALMANYA’DA!
🌍 Çok kültürlü Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşanan olaylar dikkat çekiyor.
📹 Kalabalık bir grup, birkaç mağazayı tahrip ediyor, spor ayakkabılarını yağmalıyor ve çalınan kutularla sokaklarda koşuyor.
🚨 Bu bir protesto değil, doğrudan yağma ve suç!
#Almanya #Frankfurt #Yağma #Güvenlik #Avrupa
🌍 Ortadoğu’da şöyle bir iddia dolaşıyor:
İsrail, İran’ı etkisiz hâle getirdikten sonra Türkiye’nin peşine düşecek, ardından da Suudi Arabistan’ı parçalamaya çalışacak.
⚠️ Sizce bu teori ne kadar doğru? Gerçekleşme ihtimali var mı?
BİBİ GİDİYOR!
🇮🇱⚡ İSRAİL’DE YENİ HÜKÜMET SENARYOSU NETLEŞİYOR!
🏛️ Başbakan: Gadi Eisenkot 🤝 Arap Ra’am Partisi hükümette 📌 Arap Birleşik Listesi dışarıdan destek veriyor 🔢 56 milletvekiliyle azınlık hükümeti 💪 Toplam destek: 67 oy 🪑 Yair Lapid: Meclis Başkanı
⚠️ Ancak hükümetin önünde toplumsal ve siyasi açıdan sert virajlar var. Bu süreçte her adım dikkatle atılmalı, koalisyon dengeleri hassasiyetle korunmalı.
🌪️ İsrail siyasetinde yeni bir dönem mi başlıyor?
#İsrail #GadiEisenkot #YairLapid #Raam #İsrailSiyaseti #Ortadoğu #Jeopolitik
⚠️ ÖNEMLİ İDDİALAR | TARİHİN GİZLİ KÖKLERİ
🌍 Bu harita bir efsaneden ibaret!
Allah’ın izniyle, bu haritanın dayandığı iddiaların hiçbirinin kalıcı bir temeli olmayacaktır.
📌 Davut’un krallığı bile, İslami anlatılarda peygamberlik ve hükümdarlıkla anılan bir krallık olmasına rağmen, bugün gösterilen sınırların tamamına ulaşmadı.
📌 80 yılı aşkın süredir var olan bir Yahudi devletinin tarihi, binlerce yıllık İsrail tarihinin tamamıyla özdeşleştirilemez.
📌 Beni İsrail’in bazı toplulukları tarih boyunca İslam’ı kabul ederek Arap ve İslam toplumları içerisinde eridi. Bazıları ise Hristiyanlığı benimseyerek Avrupa toplumlarına karıştı.
📌 Bugün Yahudi topluluklarının tarihsel kökenleri son derece karmaşıktır. Aşkenaz Yahudilerinin kökenleri üzerine farklı araştırmalar bulunmakla birlikte, onların tamamını Hazar Türklerinin kalıntıları olarak tanımlamak tarihsel açıdan doğrulanmış bir bilgi değildir.
⚔️ HAZARLAR, HUNLAR VE TÜRK BOZKIR TARİHİ
Hazarlar, Asya bozkırlarından gelen Türk dilli bir halk olarak Kafkasya ve Doğu Avrupa tarihinde önemli bir rol oynadı.
Hunlar ise Avrupa’nın siyasi ve askeri dengelerini değiştiren büyük bir güçtü.
🔥 Hun hükümdarı Attila, Roma İmparatorluğu’nu derinden sarsmış, Avrupa tarihinde kalıcı izler bırakmıştı.
Hun akınları, Doğu Avrupa’dan Tuna havzasına kadar geniş bir coğrafyada etkili oldu.
Ancak Hunlar, Hazarlar ve Moğolları tek bir halk veya aynı soyun devamı olarak değerlendirmek tarihsel gerçekleri basitleştirmek olur.
📌 Hazarların Yahudiliği kabul etmesi, tarihçiler tarafından tartışılan önemli bir konudur.
Hazar yönetici sınıfının bir bölümünün Yahudiliği benimsediğine ilişkin tarihsel kaynaklar bulunuyor. Ancak bütün Hazar halkının Yahudileştiği veya günümüz Yahudilerinin çoğunun Hazar kökenli olduğu iddiası kesinleşmiş değildir.
📌 Hazarların Kafkasya’daki mücadeleleri, Emevi ve Abbasi dönemlerinde bölgesel güç dengelerini etkiledi.
📌 Hazarların bir kısmı daha sonraki dönemlerde İslam toplumlarıyla bütünleşti. Altın Orda döneminde ise İslam, Rusya ve çevresindeki bölgelerde önemli ölçüde yayıldı.
🌍 AVRUPA, ASYA VE TARİHİN KESİŞEN YOLLARI
Rusya, Ukrayna, Polonya, Almanya ve Doğu Avrupa'daki Yahudi topluluklarının tarihsel oluşumunda göçler, kültürel etkileşimler ve farklı topluluklarla ilişkiler önemli rol oynadı.
Aşkenaz Yahudilerinin tarihi de bu uzun göç ve kültürel etkileşim sürecinin bir parçasıdır.
Ancak Yahudileri Moğolların, Tatarların, Çinlilerin veya Doğu Asya halklarının doğrudan torunları olarak tanımlamak bilimsel verilerle desteklenmemektedir.
⚠️ YE'CÜC VE ME'CÜC MESELESİ
Ye’cüc ve Me’cüc, İslam’ın kutsal metinlerinde kıyamet alametleriyle bağlantılı olarak anılan topluluklardır.
Onları doğrudan Hazarlar, Moğollar, Türkler, Çinliler veya günümüz Yahudileriyle özdeşleştirmek, Kur’an’da açıkça belirtilmeyen bir yorumdur.
Bu nedenle tarihsel halklarla dini anlatılar arasında kesin bir soy bağlantısı kurmak doğru değildir.
🔥 SONUÇ:
Tarih; göçlerin, savaşların, dinlerin, kültürlerin ve toplumların birbirine karışmasının hikâyesidir.
Hazarlar, Hunlar, Türkler, Moğollar, Yahudiler ve Avrupa halkları bu büyük tarihsel hareketliliğin farklı parçalarıdır.
Ancak tarihsel gerçekleri anlamak için efsaneleri, dini yorumları ve bilimsel araştırmaları birbirinden ayırmak gerekir.
Allah daha iyi bilir.
#Tarih #Hazarlar #TürkTarihi #Hunlar #Aşkenaz #Ortadoğu #Jeopolitik #İslamTarihi #AllahDahaİyiBilir
⚠️معلومات مهمة
هذه الخريطة خرافة
ولن تقوم لها قائمة بإذن الله
حتى مملكة داؤود ( وهي مملكة إسلامية )
وليست يهودية لم تبلغ هذا الحد
لا توجد دولة يهودية استمرت أكثر من ٨٠ عام
الكثير من قبائل بني إسرائيل اعتنقوا الإسلام وذابوا في الشعوب العربية والإسلامية
والبعض منهم تنصروا وذابوا في الشعوب الأوروبية
بني إسرائيل اليوم أقلية بين اليهود
غالبية يهود إسرائيل هم بقايا الخزر والسلاف
الخزر هم قبائل بدوية آسيوية تركية أصحاب ملامح مغولية من بقايا قبائل الهون التي أرعبت شمال أوراسيا ودفعت لها الصين الجزية
أتيلا الهوني كاد أن يدمر أوروبا ويبدل ملامحها للأبد كانت نساء أوروبا تخوف أطفالها بالهون
دمروا أكثر من ٧٠ مدينة من روسيا إلى نهر الدانوب
القبائل التركية المغولية هم من أسلاف يأجوج ومأجوج
أغلب يهود العالم هم من اليهود الأشكناز بقايا الخزر
أي أن أغلب يهود العالم من أحفاد يأجوج ومأجوج ويشتركون مع المغول والتتار والصينين وشعوب شرق آسيا في السلالة والعرق
الفرق بين القبائل المغولية التركية و بين الصين أن الصينيين شأنهم شأن أبناء عمومتهم المغول كانوا قبائل بدوية رحل واستوطنوا عند النهر الأصفر ثم تمدنوا وأنشأوا حضارة نهرية ثم عزلوا أنفسهم بواسطة سور الصين العظيم عن أبناء عمومتهم البرابرة من القبائل المغولية التركية
كانت القبائل الخزرية التركية جزء من هذا الجنس المغولي التركي
وكانت تغير على روسيا والقوقاز والبلغار ولأجل أن لا يضعوا أنفسهم ضمن النفوذ الروماني أو الإسلامي
اختاروا اعتناق اليهودية حتى لا يكونوا تابعين لا للخليفة العباسي ولا القيصر الروماني
تهود للخزر أحفاد يأجوج ومأجوج ثم اختلطوا بالسلاف برابرة الشمال الفايكنج وانتشروا في روسيا وبولندا وألمانيا وغرب وشرق أوروبا
يتكون لفيف اليهود من تركيبة عجيبة تكونت في رحم القوقاز وروسيا وأوكرانيا عند تماس التقاء القارتين آسيا وأوروبا في أكثر مناطق العالم تعرضاً للغزو والتخويب مع ضدة المناخ
الخزر هم الذين أوقفوا الفتوحات الإسلامية الأموية في القوقاز وشرق أوروبا
وجزء منهم أسلم لاحقا بعد انتشار الإسلام في وروسيا بواسطة القبيلة الذهبية المغولية التي حكمت روسيا
هذه الجذور المعقدة والغريبة والتاريخ الدموي والبربري يعطينا صورة عن التركيبة النفسية التي اختلطت بأقلية بني إسرائيل في الديسابورا
هذا والله أعلم
🌪️ **FIRTINA!**
⚡ **Hiçbir şey değişmedi!** İran’ın uzlaşma adı altında sunduğu son teklifler, yaklaşan savaşın önüne geçmeye yetmiyor. Savaşın ayak sesleri giderek daha fazla duyuluyor. Hedefler hazır, büyük hesaplaşma kapıda!
🎯 **Hedefteki isimler:** Vahidi ve Rezaei başta olmak üzere, rejimin en üst düzey isimleri…
Tahran’ın tehditleri artık güç gösterisinden ziyade **çaresizliğini, korkusunu ve sıkışmışlığını** ortaya koyuyor.
🔥 Ancak plan yalnızca bombardımanla sınırlı değil. İran’a düşman bir ülkede eğitilmiş paralel bir kara gücünün müdahalesi de senaryonun parçası olarak öne çıkıyor.
⚠️ Enerji tesisleri, su kaynakları, köprüler ve stratejik altyapı hedef alınabilecek kritik noktalar arasında gösteriliyor.
💰 Tahran’ın elektronik savaş ve savunma sistemlerine ayırdığı kaynakları, bu kez çok daha büyük bir tehdide karşı kullanması gerekecek.
**Çünkü bu kez hedef yalnızca rejimin kuyruğu değil, doğrudan başı!**
🌍 Beklenen gelişmeler, Yemen’de Husiler üzerindeki örtünün kaldırılmasını, bu yapının etkisizleştirilmesini ve bölgedeki diğer İran bağlantılı unsurların tasfiye edilmesini de kapsayan geniş çaplı bir dönüşümün habercisi olabilir.
⏳ **Kritik karar anı yaklaşıyor!**
⚡ Bölgesel dengeler yeniden şekilleniyor.
🔥 Büyük hesaplaşmanın kapsamı genişleyebilir.
🌪️ Fırtına kapıda!
#Fırtına #İran #Ortadoğu #Tahran #Jeopolitik #AhmedRamadan #أحمد_رمضان #حلب
العاصفة !
لا شيء تغيَّر، عروض إيران في الوقت الضائع، والحرب قادمة، والأهداف جاهزة، ورؤوس كبيرة ستُحصد، وأبرزهم وحيدي ورضائي، وتهديدات طهران فارغة وتنمُّ عن عجز وخوف، والخطة لا تكتفي بالقصف، بل تشمل تدخلاً بقوة برية موازية تم تدريبها في دولة معادية لإيران، وتركز على ضرب منشآت الطاقة والمياه والجسور والبنية التحتية.
ما تنفقه طهران على حشراتها الإلكترونية للدفاع عن موقفها، عليها أن توفره لما هو أهم، لأن رأس النظام هذه المرة تحت المقصلة. وليس ذيله كما هي العادة، المفاجأة ستكون في التغيير الشامل والواسع. ويشمل رفع الغطاء عن الحوثي والتخلص منه، ومن باقي الأذرع الخبيثة في الإقليم.
اقتربت ساعة الحسم!
#أحمد_رمضان Ahmed Ramadan #حلب
🇵🇸 **İSRAİL İSTİHBARATINDAN GAZZE'DE İNSANLARI ÇATIYA ÇIKMAYA ZORLAYAN TELEFONLAR!**
📰 Suudi Arabistan merkezli *Asharq Al-Awsat* gazetesi, İsrail iç istihbarat servisi Shin Bet'in Gazze'deki Hamas üyelerini telefonla arayarak kendilerine iki seçenek sunduğunu öne sürüyor:
📌 **Birinci seçenek:** Saklandıkları binanın çatısına tek başlarına çıkarak hedef alınmak ve öldürülmek.
📌 **İkinci seçenek:** Aileleriyle birlikte binada kalmak ve bombardımanda hep birlikte hayatlarını kaybetme riskini göze almak.
🔴 **HAN YUNUS'TA İDDİA EDİLEN OLAY**
Gazetenin haberine göre, dün Han Yunus'ta yerinden edilmişlerin sığındığı bir binanın çatısında öldürülen Muhammed el-Bayuk, bu yöntemle hedef alınan kişilerden biri.
İddiaya göre bir Shin Bet ajanı, el-Bayuk'u telefonla arayarak hedef alındığını bildirdi. El-Bayuk'un tek başına çatıya çıkmayı kabul ettiği ve burada küçük bir füzeyle vurulduğu belirtiliyor.
Ailesi olayı doğrularken, kuzeni ise teyzesinin onu çatıya çıkmaktan vazgeçirmeye çalıştığı sırada ağır yaralandığını ifade etti.
⚠️ **EN AZ 5 BENZER VAKA İDDİASI**
Gazeteye konuşan Gazze kaynakları, son aylarda en az beş benzer olayın yaşandığını ileri sürüyor.
Habere göre bu yöntem, Hamas'ın alt kademe üyelerine karşı uygulanırken, üst düzey liderler ağır bombalar ve patlayıcı taşıyan dronlarla hedef alınıyor.
📍 **Gazze'de savaşın yeni bir boyutu: Telefonla hedef bildirimi, ölüm tehdidi ve sivillerin yaşadığı sığınaklarda ölüm korkusu…**
*Asharq Al-Awsat'ın haberine dayanan iddialar bağımsız olarak doğrulanmış değildir.*
Adil Gülmez retweeted
Aliyev’in Ankara’ya gelip gelmemesi, Bakü’de alınmış sıradan bir diplomatik karar değil; Tel Aviv, Bakü ve Ankara arasındaki güç mücadelesinin bir yansımasıdır.
İsrail seçimlerini Netanyahu kazansaydı, İlham Aliyev Türkiye’ye gelecekti.
Belirsizlik olduğu için hesaplar değişti.
Türkiye, Aliyev’siz Azerbaycan planını devreye soktu.
Ankara artık Azerbaycan ile Aliyev’i aynı denklemde değerlendirmiyor.
Azerbaycan’ı kaybetmeden, Aliyev’e bağımlı olmayan bir Kafkasya siyaseti inşa ediyor.
(yakında anlayacağız)
AZERBAYCAN KARIŞACAK!
BÖLÜM 3 — DOĞU AKDENİZ:
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ İLK KURŞUNUNU KİM ATACAK?
BİRİLERİ TÜRKİYE'Yİ DOĞU AKDENİZ'DE SAVAŞA SÜRÜKLEMEYE HAZIRLANIYOR. FAKAT ANKARA'NIN HESABI AKDENİZ'DE BAŞLAMIYOR!
Esselamüaleyküm kardeşlerim.
Önceki 9 serilik makalemizi ve daha sonra Azerbaycan dosyası olan İlk iki makaleyi okuyan kardeşlerim meselenin nereden başladığını biliyor.
nitter.cf/Kehf_tekI_iz/status/20…
Önce Azerbaycan dedik.
Bakü'deki karar merkezlerini, Aliyev'in çevresinde şekillenen ilişkileri ve Ankara'nın neden sessiz kaldığını konuştuk.
İkinci bölümde Hakan Fidan'ın diplomatik hamlesini, Karadeniz'e uzanan ekonomik hesapları ve Türkiye adına hazırlanmış sahte bir imzayı ele aldık.
Şimdi önümüzde çok daha büyük bir mesele var.
Çünkü Ankara'daki o imzanın ne işe yarayacağını anlamak için artık Azerbaycan'a değil, dünya haritasına bakmamız gerekiyor.
Size baştan söyleyeyim.
Üçüncü Dünya Savaşı'nın ilk kurşunu Doğu Akdeniz'de atılabilir.
Ama o kurşunun hedefi bir savaş gemisi olmayabilir.
(planlamalar)
HEDEF, TÜRKİYE'NİN KURMAYA ÇALIŞTIĞI YENİ GÜÇ DENGESİ!
Bu planlamayı anlamadan Hakan Fidan'ın masasına, Türk devletlerinin geleceğine veya Mekke'deki ittifakın önemine dair sağlıklı bir değerlendirme yapamayız.
SATIR ARASI — DEVLETLER NEDEN COĞRAFYAYLA SAVAŞIR?
Tarihe biraz dönelim.
1517 yılı.
Osmanlı, Mısır'ın kontrolünü ele geçirerek yalnızca bir toprak kazanmadı. Hicaz'la ilişkilerinde ve Kızıldeniz'e uzanan stratejik alanlarda da yeni bir döneme girdi.
1936 yılı.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki yetkilerinin güçlenmesi, Karadeniz'deki güvenlik dengesini etkileyen tarihî bir gelişmeydi.
1991 yılı.
Sovyetler Birliği dağıldı. Türk dünyasında bağımsız devletler ortaya çıktı.
2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı açıldı.
2017 yılında Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hizmete girdi.
2021'de Türkiye ile Azerbaycan arasında Şuşa Beyannamesi imzalandı.
Bu tarihleri rastgele sıralamadım.
Aralarındaki bağı görün.
Devletlerin kaderi yalnızca savaş meydanlarında belirlenmiyor.
Bir boğazın kontrolü...
Bir demir yolunun güzergâhı...
Bir enerji hattının geçtiği toprak...
Ve birbirinden binlerce kilometre uzaktaki devletlerin kurduğu ittifak...
Bazen bunların toplamı, büyük bir ordunun sağlayabileceğinden daha kalıcı bir siyasi ağırlık oluşturur.
Türkiye'nin önündeki fırsat işte burada.
Anadolu, Avrupa ile Asya arasında bulunan sıradan bir geçiş alanı değil.
Karadeniz'i Akdeniz'e bağlıyor.
Kafkasya'ya açılıyor.
Orta Doğu'nun hemen kuzeyinde duruyor.
Ve Türk dünyasının batıya uzanan bağlantılarında önemli bir konuma sahip.
Fakat bu coğrafyanın bir tehlikesi de var.
AYNI ANDA ÜÇ AYRI BÖLGEDE KRİZ ÇIKARSA TÜRKİYE, KENDİ İSTEMEDİĞİ BİR SAVAŞIN MERKEZİNE ÇEKİLEBİLİR.
İşte 2027 hesabının temelinde bu ihtimal bulunuyor.
MEKKE MASASI TAMAMLANDI. PEKİ ANKARA NEDEN DOĞUYA DÖNÜYOR?
Güneydeki tabloyu ele alalım.
Mekke'de şekillenen diplomatik ittifak, bölgedeki Müslüman ülkelerin güvenlik ve ekonomik dayanışma konusunda ortak hareket etmesini amaçlıyor.
Filistin meselesi bu masanın vicdani ve siyasi merkezinde.
Ama ittifak yalnızca Gazze için yayımlanacak bildiriler üzerine kurulursa kalıcı bir güç oluşturamaz.
Enerji güvenliği, ticaret, deniz ulaşımı, yatırım ve kriz dönemlerinde karşılıklı destek gibi alanlarda somut sonuçlar üretmesi gerekir.
Ankara bunun farkında.
Çünkü Müslüman ülkeler aynı dine mensup olsalar da aynı dış politikayı izlemiyor.
Suudi Arabistan'ın hesabı farklı.
Katar'ın farklı.
Mısır'ın farklı.
Pakistan'ın farklı.
Türkiye'nin farklı.
Mekke masasının başarılı olabilmesi, bütün bu devletlerin tek bir merkeze bağlanmasına değil, ortak çıkarlarını koruyabilecekleri bir düzene kavuşmasına dayanıyor.
Buraya kadar güney tamam.
Peki Türkiye doğuda yalnız kalırsa?
Güneyde güçlü ilişkiler geliştirirken Kafkasya'da ve Orta Asya'da siyasi ayrışmalar yaşarsa?
İşte o zaman kurulmak istenen büyük stratejinin yarısı eksik kalır.
BU NEDENLE ANKARA'NIN İKİNCİ BÜYÜK HAMLESİ TÜRK DÜNYASINDA OLACAK.
Ama burada yanlış anlaşılmasın.
Türk devletlerini hizaya getirmek, bağımsız başkentlere Ankara'dan emir vermek değildir.
Böyle bir yöntem daha başlangıçta kaybettirir.
Asıl mesele, Türk devletlerinin birbirlerine karşı kullanılmasını önleyecek bir stratejik düzen oluşturmaktır.
BAKÜ'DE BAŞLAYAN OYUN NEDEN KAZAKİSTAN'A UZANACAK?
Azerbaycan ilk iki bölümün merkezindeydi.
Çünkü Türkiye'nin doğuya açılmasında Bakü önemli bir bağlantı noktası.
Ancak haritayı biraz daha genişletince başka bir tablo ortaya çıkıyor.
Kazakistan'ın Çin ve Rusya ile ilişkileri var.
Özbekistan kendi sanayi ve ticaret alanını büyütmeye çalışıyor.
Kırgızistan'ın ekonomik ihtiyaçları farklı.
Türkmenistan tarafsızlık siyasetini koruyor.
Azerbaycan ise hem Kafkasya'nın güvenliğiyle hem de enerji ihracatıyla ilgileniyor.
Şimdi bu devletlerin hepsinin önüne aynı anda bir teklif koyduğunuzu düşünün.
Ortak ulaşım hattı.
Ortak ekonomik güvenlik mekanizması.
Ortak yatırım altyapısı.
Herkes aynı coşkuyla kabul eder mi?
Etmez.
Çünkü devletler kardeşlik söylemleriyle değil, aynı zamanda kendi millî çıkarlarını koruyarak karar verir.
İşte dışarıdan müdahaleye açık alan da burasıdır.
Birine Çin yatırımlarını kaybedeceği söylenir.
Diğerine Rusya ile ilişkilerinin bozulacağı anlatılır.
Bir başkasına Türkiye'nin bütün ticaretin kontrolünü almak istediği iddiası götürülür.
Sonra aynı masada oturan devletler birbirlerine karşı şüphe duymaya başlar.
Bakü'de anlatmaya başladığım yabancı etki ağının, anlatığım konuda uzun vadeli hedefi de buydu.
Türk devletlerinin birbirinden tamamen koparılması gerekmiyordu.
Ortak karar alamamaları yeterliydi.
Fakat Ankara bu hesabı değiştirecek bir yol hazırlıyordu.
Türkiye, Orta Asya devletlerine yalnızca siyasi yakınlık teklif etmeyecekti.
Onların da kazanç sağlayacağı somut bağlantılar sunacaktı.
Bir Kazak şirketi Türkiye üzerinden Avrupa'ya daha güvenilir erişim sağlayabiliyorsa...
Bir Özbek üretici alternatif pazarlara ulaşabiliyorsa...
Azerbaycan Hazar bağlantılarından daha fazla ekonomik değer elde ediyorsa...
O zaman Türk devletleri arasındaki yakınlaşma yalnızca siyasi bir temenni olmaktan çıkar.
EKONOMİK OLARAK BİRBİRİNE İHTİYAÇ DUYAN DEVLETLERİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK ÇOK DAHA ZOR HÂLE GELİR.
Ankara'nın doğu planındaki temel hesap budur.
Ve bu hesabın 2027 yılında çok daha fazla önem kazanacağını göreceğiz.
PEKİ İSRAİL BU TABLONUN NERESİNDE?
Burayı dikkatle değerlendirmek gerekiyor.
İsrail'in Azerbaycan ile ilişkileri uzun yıllara dayanıyor. Enerji, savunma ve güvenlik alanlarında iş birliği bulunuyor.
Bu durumun tek başına Türkiye'ye karşı kurulmuş bir komplo olduğunu söylemek doğru olmaz.
Ancak masada İsrail merkezli sertlik yanlısı strateji çevreleri açısından başka bir soru var.
Türkiye güneyde Müslüman ülkelerle daha güçlü bir diplomatik yapı kurarsa...
Doğuda Türk devletleriyle ekonomik ve stratejik bağlantılarını geliştirirse...
Ve bütün bunlara Doğu Akdeniz'deki konumunu eklerse...
Bölgedeki güç dengeleri nasıl değişir?
İşte bu çevrelerin korktuğu senaryo, Türkiye'nin başka ülkeler üzerinde mutlak hâkimiyet kurması değil.
ANKARA'NIN TEK BİR BÜYÜK GÜCE BAĞIMLI OLMADAN HAREKET EDEBİLECEĞİ SEÇENEKLERİN ARTMASI.
Çünkü alternatifleri çoğalan bir devlet, kriz zamanında daha zor baskı altına alınır.
Gizli ağın birinci bölümden beri yaptığı şey de bunun tersidir.
Önce Bakü'deki güveni zayıflatmak...
Ardından Karadeniz'deki taşımacılığı güvensiz göstermek...
Sonra Türkiye'nin uluslararası ekonomik kararlara onay verdiği izlenimini oluşturmak...
Bütün bu hamleler, aynı stratejik sonucu hedefliyordu.
Türkiye'nin önüne mümkün olduğunca az seçenek bırakmak.
Fakat burada önemli bir ayrım var.
Bu tür siyasi hesapları Yahudilere veya herhangi bir dini topluluğa mal etmek büyük bir yanılgıdır. Mücadele, belirli siyasi ve istihbarî çıkar çevrelerinin stratejileri üzerinedir.
Asıl güçlü komplo da zaten bütün dünyayı yöneten görünmez ve kusursuz bir yapı anlatmak değildir.
BİRBİRİYLE REKABET EDEN GÜÇLERİN, TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZ HAREKET ALANINI DARALTMA KONUSUNDA NASIL ORTAK SONUÇLAR ÜRETEBİLECEĞİNİ GÖSTERMEKTİR.
2027'NİN BÜYÜK HESABI: DOĞU AKDENİZ NEDEN SEÇİLDİ?
Şimdi asıl konuya geliyoruz.
Doğu Akdeniz.
Kıbrıs.
2023' te anlattığım Levant kıyıları.
Süveyş Kanalı'na uzanan deniz ticareti.
Enerji sahaları.
Deniz yetki alanları.
NATO ülkelerinin güvenlik hesapları.
Ve Türkiye'nin güney kıyıları.
Bu bölgeyi yalnızca petrol ve doğal gaz meselesi üzerinden okumayın.
Doğu Akdeniz aynı zamanda Avrupa'nın güney güvenliği, Orta Doğu'daki savaşlar ve küresel deniz ticaretinin kesiştiği alanlardan biridir.
2027 yılında Orta Doğu'da yeni bir çatışma büyürse Doğu Akdeniz'in önemi daha da artabilir.
Karadeniz'de ticaret pahalılaşırsa Akdeniz limanlarına yönelik talep değişebilir.
Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları derinleşirse Süveyş üzerinden geçen taşımacılık etkilenebilir.
Bütün bunlar birbirini besleyen riskler.
Peki Siyonist yapı neden Türkiye'yi doğrudan askerî çatışmaya çekmek istiyor?
Çünkü diplomatik masada seçeneklerini artıran Türkiye, sıcak bir çatışmanın içine çekilirse kaynaklarının önemli bölümünü güvenliğe ayırmak zorunda kalabilir.
Ekonomik projeler yavaşlayabilir.
Bölge ülkeleri birbirinden uzaklaşabilir.
Yeni kurulan ittifaklarda görüş ayrılıkları ortaya çıkabilir.
Gizli ağın 2027 için hazırladığı senaryonun temelinde bu planlama var.
TÜRKİYE'Yİ YENMEK DEĞİL, TÜRKİYE'YE KENDİ GELECEĞİ İÇİN AYIRDIĞI ZAMANI KAYBETTİRMEK.
Ve bunun için çok büyük bir savaş başlatılması da gerekmeyebilir.
Yanlış ülkeye mal edilen tek bir silahlı saldırı, zaten gergin olan bölgede tehlikeli bir tırmanma başlatabilir.
İLK KURŞUNU KİM ATACAK?
Planlamaya göre 17 Mayıs 2027 tarihli Doğu Akdeniz senaryosunda, sivil bir ticaret gemisinin silahlı saldırıya uğraması planlanıyor!.
Amaç geminin kendisinden çok, saldırıdan sonraki siyasi sonuçlardı.
İlk haberler Türkiye'yi suçlayacaktı.
Başka açıklamalarda saldırının farklı bir devlet tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülecekti.
Diplomatik tepkiler büyürken deniz sigortası maliyetleri artacak, yatırımcılar daha önce hazırlanmış alternatif taşımacılık anlaşmalarına yönelecekti.
Birinci bölümdeki Bakü dosyasıyla ikinci bölümdeki KORİDOR-7 arasındaki ilişki burada tamamlanıyordu.
Gizli ağ, gerçek olaylardan sahte sonuçlar çıkarmayı öğrenmişti.
Şimdi ise gerçek bir silahlı olayın sonucunu önceden belirlemek istiyordu.
Fakat planın önemli bir açığı bulunuyordu.
Saldırının gerçekleşmesi, saldırıyı kimin yaptığının kanıtı değildir.
Bir devlet hakkında suçlama oluşturmak için haber manşeti yeterli olmaz.
Teknik inceleme gerekir.
Bağımsız doğrulama gerekir.
Resmî iletişim gerekir.
Ve hepsinden önemlisi, savaşın genişlemesini önleyecek siyasi irade gerekir.
Hakan Fidan'ın önündeki Doğu Akdeniz çalışmasının merkezine bu nedenle yalnızca askerî tedbirler yerleştirilmemişti.
Ankara'nın planında diplomatik temaslar, müttefiklerle iletişim, sivil deniz güvenliği ve bölge ülkeleriyle karşılıklı doğrulama mekanizmaları da vardı.
Ama asıl dikkat çekici tarafı başka.
TÜRKİYE SALDIRIYA CEVAP VERMEYİ DEĞİL, SALDIRIDAN SONRA KENDİSİNE HANGİ KARARIN ALDIRILMAK İSTENECEĞİNİ HESAPLIYORDU.
Devlet aklı dediğimiz şeyin en önemli sınavlarından biri budur.
PEKİ ANKARA'NIN GERÇEK PLANI NE?
Ben burada Türkiye'nin önündeki büyük stratejiyi üç coğrafyanın birlikte değerlendirilmesi olarak ele alın diyorum.
Güneyde Mekke masası.
Doğuda Türk dünyası.
Batıda ve güneybatıda Akdeniz diplomasisi.
Üç ayrı alan.
Fakat birbirine bağlı tek bir ihtiyaç: Türkiye'nin kriz zamanında hareket kabiliyetini koruması.
Mekke'de kurulan dayanışma bölgesel diplomatik desteği güçlendirebilir.
Türk dünyasıyla geliştirilen bağlantılar Asya ve Avrupa arasındaki ekonomik seçenekleri çoğaltabilir.
Doğu Akdeniz'de uluslararası hukuk ve güvenlik temelinde kurulacak ilişkiler ise çatışmaların büyümesini önleyebilir.
Bunların başarıya ulaşması kesin değil.
Ama Türkiye'nin uzun vadeli gücü açısından böyle bir yaklaşımın değeri açık.
Çünkü büyük devlet olmak, her konuda son sözü söylemek değildir.
Büyük devlet olmak, başkaları kriz çıkardığında bütün kararlarını onların belirlediği takvime göre vermemektir.
Ve Ankara'nın kurduğu düzenin en fazla rahatsızlık oluşturduğu yer de tam burası.
Türkiye'nin doğudaki seçenekleri güçlendikçe güneyde daha bağımsız diplomasi yürütebilir.
Güneydeki ilişkileri kuvvetlendikçe Doğu Akdeniz'deki krizlerde yalnız kalma ihtimali azalabilir.
Bu nedenle karşı yapı bütün coğrafyalara aynı anda baskı uygulamak istiyor.
Fakat planın mimarları bir şeyi gözden kaçırmıştı.
TÜRKİYE'NİN GÜCÜNÜ OLUŞTURAN COĞRAFYA, AYNI ZAMANDA KARŞI TARAFIN EKONOMİK ÇIKARLARI İÇİN DE VAZGEÇİLMEZDİ.
Karadeniz'deki ticaretin durması yalnızca Ankara'ya zarar vermeyecekti.
Kafkasya'daki projelerin gecikmesi yalnızca Bakü'yü etkilemeyecekti.
Doğu Akdeniz'de büyük bir savaş çıkması, o savaştan kazanç bekleyen şirketlerin bile hesaplarını altüst edebilirdi.
İşte Türkiye'nin elindeki en önemli stratejik gerçeklerden biri buydu.
2028'E DOĞRU: YENİ MÜCADELENİN ADI BAĞIMSIZLIK!
2027 için yazdığım planlanlamanın devamında 2028 yılı çok önemli.
Çünkü önümüzdeki yıllarda uluslararası rekabetin yalnızca askerî güç üzerinden yürüyeceğini düşünmeyin.
Enerji depolama kapasitesi, ticaret koridorları, finansal altyapı, savunma sanayisi ve bilgi güvenliği çok daha fazla önem kazanacak.
Türkiye'nin bu alanlarda ilerlemesi, dış politika tercihlerini de etkileyecek.
Ancak aynı gelişmeler rakip devletlerin veya şirketlerin karşı tedbirlerini de artırabilir.
Özellikle Orta Koridor'un gelişmesi, Hazar geçişlerinin kapasitesi ve Türk devletleri arasındaki ekonomik iş birliği, farklı büyük güçler tarafından dikkatle izlenecektir.
Buradan şu sonuca ulaşıyorum:
2027'NİN EN ÖNEMLİ MESELESİ KİMİN SAVAŞ BAŞLATACAĞI DEĞİL, KİMİN SAVAŞA GİRMEDEN STRATEJİK GÜCÜNÜ ARTIRABİLECEĞİ OLACAK.
Hakan Fidan'ın masasına gelen son değerlendirme de bu ihtimali esas alıyordu.
Bakü'deki gizli ağ çözülmeye başlamıştı.
Karadeniz'de ekonomik manipülasyonun izleri bulunmuştu.
Ankara adına hazırlanan sahte imza ortaya çıkarılmıştı.
Doğu Akdeniz'de ise çok daha tehlikeli bir plan hazırlanıyordu.
Fakat artık karşı taraf da Ankara'nın gelişmeleri yalnızca izlemekle yetinmediğini anlamıştı.
Bu nedenle gizli yatırım ağının yöneticileri yeni bir toplantı yaptı. (18.10.2026 03:10)
Ve ilk kez Türkiye'nin dışındaki ülkeler hakkında değil, kendi içlerindeki bir sorun hakkında konuşmaya başladılar.
Çünkü son üç planın tamamında, henüz gerçekleşmeden önce Ankara'nın bilgi sahibi olmasını sağlayan ortak bir iz bulunuyordu.
Birinci dosyada Bakü.
İkinci dosyada Karadeniz.
Üçüncü dosyada Ankara'daki sahte imza.
Bu bilgiler farklı kanallardan ulaşmıştı.
Ancak hepsinin kaynağı aynı kişiye dayanıyor olabilirdi.
KARŞI TARAF, TÜRK DEVLETİNİN KENDİ İÇERİSİNE SIZDIĞINI DÜŞÜNMEYE BAŞLAMIŞTIR. :)
Ve olayların yönü tam burada değişiyordu.
Çünkü yıllardır Türkiye'nin karar merkezlerini etkilemeye çalışan yapı, şimdi kendi karar merkezindeki kişinin kim olduğunu araştırmak zorunda kalmıştı.
(Hizbullahı yok etmelerindeki sebepte buydu)
SON SÖZ — 2018'DEN BERİ KİM BEKLİYORDU?
Hakan Fidan'ın önündeki arşiv kaydı 2018 yılına aitti.
Kayıtta Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akdeniz arasında kurulabilecek ekonomik baskı bağlantıları değerlendiriliyordu.
Yıllar içinde yeni belgeler eklenmişti.
Bakü'deki gelişmeler...
Uluslararası yatırım ağının sözleşmeleri...
Karadeniz'deki Mavi Ufuk...
Ankara'daki imza girişimi...
Ve Doğu Akdeniz'deki 2027 senaryosu...
Bütün bu parçalar artık aynı dosyada bulunuyordu.
Fakat dosyanın son bölümünde daha önce açıklanmamış bir bilgi vardı.
Uluslararası yatırım ağının kurucularından biri yıllar önce Türkiye'deki bazı temasları sırasında belirli kişilerle görüşmüştü.
Bu görüşmelerin tamamı devlet operasyonu değildi.
Bir kısmı sıradan ticari faaliyetlerdi.
Ancak sonradan yapılan incelemelerde aynı kişi hakkında dikkat çekici bilgiler birikmişti.
Ve artık bu kişi, kendi ağının içerisinden bilgi sızdırıldığından şüpheleniyordu.
Ankara açısından önemli olan kişinin kim olduğundan çok, yıllar boyunca hazırlanan planların gerçek bağlantılarını ortaya çıkarabilecek bilgilere ulaşmaktı.
Doğu Akdeniz senaryosu işte bu yüzden yalnızca bir savaş ihtimali değildi.
Aynı zamanda gizli ağın bütün çıkar ilişkilerini açığa çıkarabilecek kritik bir aşamaydı.
Şimdi geriye tek bir soru bırakıyorum.
Türkiye'yi yıllardır hazırladıkları masaya oturtmak isteyenler, acaba kendilerinin hangi masada oturduğunu hiç düşündüler mi?
Çünkü 2027 dosyasının sonunda yer alan son not, masadaki bütün hesabı tersine çeviriyordu:
“ONLAR TÜRKİYE'Yİ DOĞU AKDENİZ'DE SAVAŞA ÇEKMEYE HAZIRLANIRKEN, ANKARA ÇATIŞMAYI ÖNLEYECEK İTTİFAKLARIN TEMELİNİ ÇOKTAN ATMIŞTI.”
Ama henüz kimsenin bilmediği bir mesele vardı.
ANKARA'NIN ÖNÜNDEKİ DÖRDÜNCÜ DOSYANIN ADI NE BAKÜ'YDÜ NE KARADENİZ NE DE DOĞU AKDENİZ.
DOSYANIN ÜZERİNDE YALNIZCA BİR TARİH YAZIYORDU: 2018.
Ve o dosyada, gizli yatırım ağının kurucusuyla ilgili bir isim bulunuyordu.
İsim henüz açıklanmamıştı.
ÇÜNKÜ ADAM HÂLÂ KARŞI TARAFIN MASASINDAYDI.
BÖLÜM 3 SONU — DEVAM EDECEK...
BÖLÜM 4 — 2018 DOSYASI: ANKARA'NIN KARŞI MASADAKİ ADAMI KİMDİ?
















