Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
Kürtler PKK değildir!
Türkiye'deki hiçbir baro da halkın etnik bir kısmı adına konuşamaz!
Galatasaray–Amedspor karşılaşmasının ardından GS Store'un paylaşımı üzerinden başlayan tartışma ne yazık ki futbolun ve bir ürün tanıtımının çok ötesine taşındı.
Öncelikle bir hususu açıklığa kavuşturalım.
Diyarbakır, Van, Mardin ve diğer illerin baroları ayrı ayrı meslek kuruluşlarıdır. Aralarında ortak açıklama yapmaları elbette mümkündür. Ancak 15 baronun bir araya gelerek açıklama yapması, onları hukuken bütün bir bölgeyi temsil eden ayrı bir kuruma dönüştürmez. “Bölge Baroları” ifadesi bu açıklamayı imzalayan baroların tercih ettiği yanlış bir tanımlamadır.
Daha önemlisi hiçbir baro bütün Kürt kökenli vatandaşlarımızın sözcüsü değildir.
Açıklamada sarı torbanın Kürt toplumunun kolektif hafızasında acıyı ve yas duygusunu temsil ettiği ileri sürülüyor.
Burada çok daha temel bir gerçeği hatırlatmak gerekiyor:
PKK ile Kürtler aynı şey değildir!
PKK bir terör örgütüdür. Kürt kökenli vatandaşlarımız ise bu ülkenin eşit haklara sahip vatandaşları, Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kürt kökenli vatandaşlarımızın tamamını PKK'nın siyasî söylemiyle, sembolleriyle veya tarih anlatısıyla özdeşleştirmek tarife sığmaz bir hatadır.
Bizim ölçümüz açık: Etnik kimliğe göre değil, hukuka göre değerlendirme. Ayrıştırma değil, ortak millet bilinci. Varsayımlar değil, somut delillerdir.
Kürtler PKK değildir. Türkiye Cumhuriyeti Türk milletinin devletidir.
@avselimbabaoglu
@ist_mag
@umitkocasakal_
@istbarosu
@Diyarbakirbaro
@VanBaro
@UrfaBarosu
@Mardinbaro
@HakkariBarosu
@AgriBarosu
@Bingol_Barosu
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
Replying to @Serdozturk @dadasyilmaz25
1994 yılında ABD'de bir USAF'lı kargo pilotu ile aynı kurstaydım. Incirlikteki görevi sırasında PKK'ya yardım malzemesi attığını anlatmış ve bunun için benden özür dilemişti.
AMED Spor taraftarları imiş.. Bu görüntüyü analiz edebilecek bir uzman (Ekran alimleri hariç) hala varsa ilgili ve yetkilileri uyandırsın..
Çünkü yarın çok geç olabilir..
(Video sosyal medyadan alınmıştır.)
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
Hala faaliyette olan Avrupa ülkelerinin en eski şirketleri…
Bizden de Çemberlitaş Hamamı…
Milletvekilliğim döneminde beraber çalıştığımız arkadaşlarım Sn. Uğur Özkuyumcu ve Sn. Fatih Yasin Kemal ile Türkiye’nin ve Türk Milletinin dününü, bugününü ve yarınlarını konuştuğumuz bir gün geçirdik.
Sayın Devlet Bahçeli beyin kardeşi Serpil Bahçeli vefat etmiştir.
Kendisine Allah'tan rahmet ailesine, Sn. @dbdevletbahceli ‘ye ve tüm yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim...
BU 7 BELİRTİYİ SAKIN GÖRMEZDEN GELMEYİN! ucuncusayfahaber.com.tr/habe…
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
Kazakhstan and Türkiye are two key anchors of the Middle Corridor, connecting Central Asia with Europe. Their partnership extends far beyond transport, with cooperation deepening in energy, trade, and investment.
timesca.com/kazakhstan-and-t…
Doğru söze ne denir..
“Ayran bulamıyoruz içmeye ama Ay’a gidecekmişiz”
odatv.com/guncel/middle-east…
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
"Haddini bilenlerdeniz. Yükseklerde gözümüz yoktur. Şu garip memleketin dertleri üzerine düşünülsün, şu masum milletin hakkı çiğnenmesin, yeter."
Galip Erdem
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
Atatürk'ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun! Kanımızla, canımızla kurduğumuz bu aziz vatanı ve ilke/inkılaplarını sonsuza kadar korumaya, Türk'ün tunç iradesini ilelebet yaşatmaya ant olsun! Ne mutlu Türk'üm diyene!"
Şehidimiz var..
Yüksekova’da hudut geçişine müdahale ederken yaralanarak şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü’ye Allah’tan rahmet, ailesine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı ve sabır diliyorum.
Milletimizin başı sağolsun.
Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 retweeted
El alem, Alman, Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunan oluyor da ben neden "Türkiyeli" oluyormuşum?
Salona eli bağlı üç kişi getirildi,sanık sırasına oturtuldular.
Mahkeme başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan en yaşlısına, ihtiyar köylüye sordu.
-Baba Adın ne?
Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü.
Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti. Bu yüzden ilk yargılanıyordu.
İhtiyar ayağa kalktı.
-Hüsnü
-Baba adı ?
-Ramazan
-Nerelisin ?
-İnebolu’nun Çatal bucağından.
-Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!
-Tövbe de Reis bey !
-Ben tövbe dedim,sen ne dersin ?
İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı. Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı kürsüye doğru salladı:
-Reis Bey, Reis Bey!..
Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın!..
-Neden ?
-Bu kağıtlar Balkan Harbin'de ve Çanakkalede şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır.
İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey!
Salonda çıt yoktu. Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.
Şaşkındılar. İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.
-Hele gel Reis Bey, yakın gelde şu kalbura dönmüş göğsüme bak!
Bu gördüğün yaraları Makedonya'da Bulgar çeteleri ile döğüşürken aldım.
Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem.
Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen.
Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam. Bunu böyle bil !
Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:
-Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?
-En son ilk kar düştüğünde gördüm. Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde. Ankaraya selametlerken...
-Sonra hiç haber almadın mı?"
İhtiyar duraladı.
Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı.
Orada birilerinden, birilerinin bir şeyler söylemesinden korkuyordu sanki.
Kararsızdı.
Bir süre sağına soluna baktı.
Sonra tükenmiş bir sesle başkana döndü:
-Diyecem diyecem, emme o itin ipini de ben çekecem!
Başkan gün görmüş geçirmiş bir tavırla sordu:
-Anlat bakalım baba !
-Askerin bazısı kandırılmış, başıbozuk olmuş dediler.
Askerden kaçanları ortalıkta görmüyorduk, emme kulağımıza geliyordu.
Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine ocağına gelmezmiş.
Kimi dağa çıkıp eşkiyalık edermiş. Kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş.
Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi.
Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.
Benim okumam yazmam yok.
Utancımdan kimseye okutamadım.
Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.
Ele güne bakamaz oldum.
Dünyaya kahrettim eve kapandım.
İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kağıt çıkardı.
-Aha mektup bu!.. Alın okuyun.
Nerdeyim diyorsa gidin yakalayın.
Asarken de ipini bana çektirin!
Mahkeme başkanı Mustafa Necati kağıdı açtı, okudu.
Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi. İhtiyarın önüne geldi.
Boğuk sesiyle hıçkırdı:
-Baba bizi bağışla. Küçük oğlun da İnönü'de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.
İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Beyi durdurdu:
-VATAN SAĞ OLSUN!..
SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!...
İhtiyar sessizce ağlamaya başladı.
Çıplak ak kıllı göğsü körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.
Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?
Kimse anlayamadı...
(Alıntıdır.)
Eğer bu haber doğru ise yazıklar olsun bile demiyorum.
Herhalde Sn. İçişleri Bakanı “bir mülki amirin bilerek ve isteyerek yaptığı saygısızlığa” izin vermez ve yarın memuriyetten istifa ettiklerine dair dilekçelerini elden alır diye düşünüyorum.
@mustafaciftcitr
@TC_icisleri
@tcbestepe



















