Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__) header
Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__) profile picture

İkra 📚 سكوت 💍 İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ

Reis 🇹🇷
Joined April 2020
Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)Photo by Nisa Tuna 🦅 (@Nisa571__)
Sosyal güvenlik sistemi, siyasi partilerin oy toplamak için birbirleriyle yarışacağı bir vaat alanı değildir. Her yeni emeklilik düzenlemesinin arkasında gerçek bir maliyet, hesaplanması gereken bir yük ve korunması gereken milyonlarca insanın geleceği var. Kademeli emeklilik tartışmalarında önce hesabı, sonra vaadi konuşalım. Türkiye’nin geleceği seçim hesaplarından daha değerlidir!
SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ, MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR! Türkiye’nin artık sosyal güvenlik sistemi üzerinden yapılan popülizmin bedelini konuşması gerekiyor. Hep aynı sahnelere şahitlik ediyoruz; Ne zamanki seçim sath-ı mailine giriyoruz birden bire sahne alan bir grup etki ajanı ve onlara eşlik eden siyasiler ve medya mensubları oy yada reyting hevesiyle sadece bir grubun arzuları doğrultusunda ama toplamda milletin çıkarları ile uyuşmayacak, devletin menfaatlerine tümden zarar, ülkenin ekonomisine, sosyal güvenlik sistemine zarar, doğrudan istikbalimize kasteden ne kadar uygunsuzluk, hukuksuzluk varsa savunmaya başlıyorlar. Evet, ülkemiz yine böyle bir süreçte yeniden tehlikeli bir tartışmanın içine çekilmek isteniyor: ‘Kademeli emeklilik’ Kıymetli arkadaşlar, Sosyal Güvenlik Sistemi dediğimiz şey ‘Primli sosyal güvenlik sistemi’dir ve bir kişinin emekli olabilmesi için bunu karşılayacak belirli sayıda çalışanın olması -yani aktif/pasif dengesi- gerekmektedir. Bir sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işleyebilmesi için ideal aktif/pasif oranının 1 emekliye karşılık en az 4 çalışan olması kabul edilirken; ülkemizde bu oran güncel verilere göre 1,6 - 1,7 bandına gerilemiştir. Yani ülkemiz bugün ideal 1 emekliye karşılık en az 4 çalışan aktüeryal denge kriterinin çok gerisindedir. Sosyal güvenlik sistemimizin bu yapısal açığı kapatabilmesi ve sürdürülebilir olması için aktüeryal dengenin (aktif sigortalı sayısının pasif sigortalı sayısına oranının) kritik eşiklerin üzerine çekilmesi gerekmektedir. EYT ile tümden dibe vurdurduğumuz sistem budur ve bu durum, sistemin kendi prim gelirleriyle emekli maaşlarını ve sağlık giderlerini karşılayamamasına, dolayısıyla her yıl bütçeden sosyal güvenlik sistemine devasa transferler yapılmasına neden olmaktadır. 2023 yılında, özellikle muhalefetin yoğun baskısıyla gündeme gelen EYT düzenlemesi neticede hayata geçirilmek durumunda kalındı. O gün milyonlarca insan için bir kazanım olarak sunulan bu düzenlemenin uzun vadeli mali yükü ise bugün çok daha açık biçimde görülüyor. Siyasetçisi, aydını, yazarıyla bütün zamanlarını trübünlere oynamakla geçiren sahtekar, samimiyetsiz bir kesim bu ülkenin yeni bir emekli ordusunu kaldıramayacağını, o düzenleme geçtiği takdirde bu ülkenin Sosyal Güvenlik Sisteminin çöküşe geçeceğini adları gibi biliyorlardı. Sadece oy adına, reyting adına bu ülkenin istikbaliyle oynadılar. Peki şimdi o yükün bedelini kim ödüyor? Yine emekliler. Yine çalışanlar. Yine gençler. Öyle ya? pastadan pay alan kişi sayısı rasyonel ve planlı olmayan bir hızla arttığında, kişi başına düşen pay da reel olarak düşer. Sistem, herkese yüksek maaş vermek yerine, bütçe kısıtları nedeniyle en mümkün olana kadar düşer. Oysa Sosyal Güvenlik Sisteminin sürdürülebilirliği ile birlikte kafayı yormamız gereken bir diğer noktada emeklinin eline geçen parayla insanca yaşayabilmesi olmalı. İnsanların emekli olduklarında yıllardır hayalini kurdukları o hayata kavuşmalarını garantiye almak gerekiyor. Hükümet bugün bir taraftan sosyal güvenlik sisteminin mali dengesini korumaya, diğer taraftan emeklilerin alım gücünü artırmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan son Kabine toplantısında emeklilerin yaşadığı ekonomik zorlukların farkında olduklarını ve gelirlerini iyileştirmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. 2027 yılında, yasal artışların ötesinde emekli aylıklarına ilave iyileştirmeler yapılması da beklentiler arasında. Ancak tam da böyle bir dönemde, Türkiye yeniden tehlikeli bir tartışmanın içine çekilmek ve sosyal güvenlik sistemi yeniden darbelenmek isteniyor: ‘Kademeli emeklilik’ Kademeli emeklilik, staj ve çıraklık sürelerinin emeklilik başlangıcı sayılması, 1999 öncesine yönelik yeni hak talepleri, askerlik ve doğum borçlanmasına ilişkin kapsam genişletmeleri… Bu başlıkların her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken insanı ve hukuki boyutları elbette vardır. Ancak bu taleplerin maliyeti hesaplanmadan, yalnızca siyasi kazanç uğruna topluma vaat edilmesi, sosyal güvenlik sistemini resmen iflasa sürükler. Üstelik bu taleplerin EYT’den bile daha ağır mali sonuçlar doğuracağını herkes biliyor. Kademeli emeklilik için çeşitli senaryolar üzerinden maliyet hesabları elbette yapılmış ve her senaryoda bunun EYT`den çok daha büyük bir maliyetle -helede staj çıraklık olayinida kattiginiz bir senaryoda- sadece sosyal güvenlik sistemimizi degil devletin kendisini de bir `yönetemezlik` eşiğine getirip, iflasa sürükleyebilme tehlikesinden emin olun. Erken, kademeli ya da kolaylaştırılmış her türlü normaldışı emeklilik girişimlerinin sosyal güvenlik sistemimizi dibe vurdurup, devletin bütçesi üzerinde ciddi ve taşınamaz bir mali yük yaratacağı açıktır. Bu konuya samimiyetle kafa yoran herkes mevcut sistemin mali dengelerini ve sürdürülebilirliğini korumak adına güncel olarak yeni bir emeklilik reformu veya yaş/prim şartlarında yeni bir esneme planlamanın cinayet olacağı konusunda hemfikir. Unutmayalım: Sosyal Güvenlik Sistemi, bugünün emeklilerinin, yarının emeklilerinin ve henüz çalışma hayatına bile başlamamış çocuklarımızın ortak güvencesidir. Bugünün popülist politikalarının finansmanı, gelecekteki çalışanların omuzlarına daha yüksek prim oranları, daha yüksek vergiler ve daha düşük kamu hizmeti olarak yüklenmektedir. Bir ihtimal çocuklarımız emekli olamayacak. Bir ihtimal biz emekli olabilen son nesiliz.. Duyuyor musunuz? Bu sistemin mali (aktüeryal) dengesi bozulduğunda kaybeden yalnızca devlet bütçesi olmaz. Emekliler kaybeder. Çalışanlar kaybeder. Gençler kaybeder. Toplamda bütün Türkiye kaybeder. Bir süredir siyasetin bu konuda daha ihtiyatlı davrandığını görüyorduk. Ancak seçim atmosferi yaklaştıkça aynı vaatlerin (birileri tarafından özellikle püskürtülerek) yeniden gündeme taşınmaya başlandığını görüyoruz. Burada özellikle emeklilerin tepki vermesi gerekiyor. Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit eden, karşılığı hesaplanmamış her yeni emeklilik vaadine karşı en güçlü itirazı aslında bugünün emeklileri yükseltmeli. Çünkü sistemin mali dengesi dahada bozulursa bunun sonuçlarını ilk hissedecekler yine emekliler olacak. Gençler de seslerini yükseltmeli. Çünkü bugün alkışlanan karşılıksız vaatlerin faturası, yarın onların primlerine, vergilerine ve emeklilik haklarına yansıyacak. Üç yıl önce yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Sosyal güvenlik sistemi seçim kazanmak için kullanılacak bir vaat alanı değil, nesiller boyunca korunması gereken stratejik bir devlet meselesidir. Emeklilerin refahını artırmak istiyorsak önce emeklilik sistemini ayakta tutmalıyız. Gençlerin geleceğini güvence altına almak istiyorsak bugünden onların sırtına yeni yükler bindirmemeliyiz. Siyasi partiler, birkaç puanlık oy hesabıyla milyonlarca insanın geleceğini riske atacak vaatlerden uzak durmalı. Çünkü sosyal güvenlikte popülizmin kazananı olmaz. Bedelini bugün emekliler, yarın gençler, sonunda ise bütün millet öder. Büyük bir sorumsuzlukla bu türden milletin tamaminin ve devletin menfaatleriyle örtüsmeyen taleplerin çığırtkanlığını yapan, istikbalimizi satarak oy-reyting kovalayan siyasetçi ve medya mensublarına prim vermeyelim.
15
27
98
624
Nisa Tuna 🦅 retweeted
🌍 Afetler yaşanmadan önce önlem almak mümkün mü? Aşırı yağışlar, fırtınalar, seller ve sıcak hava dalgaları, iklim değişikliğiyle birlikte şehirler için giderek büyüyen riskler oluşturuyor. Erken uyarı sistemleri, tehlikeli hava olaylarını önceden haber vererek can ve mal kayıplarının azaltılmasına yardımcı oluyor. Türkiye’de Meteoroloji Genel Müdürlüğünün MeteoUYARI sistemi, meteorolojik tehlikelere karşı vatandaşların ve ilgili kurumların zamanında bilgilendirilmesini sağlıyor. COP31 Başkanı Murat Kurum’un öncülüğünde yürütülen hazırlıklarda, iklim dirençli şehirler de öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31, şehirlerin iklim risklerine karşı dayanıklılığını artırmaya yönelik uluslararası iş birliğine odaklanacak. #COP31 #COP31Türkiye
3
64
107
1,075
Nisa Tuna 🦅 retweeted
“Yıldıray Oğur, depremin beşinci günü Haluk Levent’i savundu, o zaman o da dolandırıcı” Ben böyle bir cümle yazmadım ama tabi siz bilirsiniz. Fon dolandırıcılarının troll ekibi mi? En son Haluk Levent hakkında uyarılarda bulunanlara troll demiştiniz. Sahi Tugay Oğur’un bir vatan haini olduğunu ne zaman farketmiştiniz? Onlarca haber sitesi o haberi yaparken Sabah gazetesinden görsel paylaşmanızın nedeni bu haber mi?
Fon dolandırıcılarının yeteneksiz troll ekibinde bugün… “Yıldıray Oğur, depremin beşinci günü Haluk Levent’i savundu, o zaman o da dolandırıcı” 22 Temmuz 2024 Sabah Gazetesi haberi: “Bakan Kurum sanatçı Haluk Levent’i kabul etti”⬇️ Biz fani kullar depremin beşinci günü dolandırıcı olduğunu bilmiyorduk. Kusurumuz büyük. Bakan bey ve Sabah gazetesi bir sene sonra bile bilmiyormuş. Bazı dolandırıcılar böyle becerikli oluyor işte. Ama bazı dolandırıcılar o kadar akıllı olmuyor. 10-15 bin tlye tweet atıp, tetikçilik yapacak kadar karaktersiz troll hesaplar kiralayıp iyice şüpheleri üzerlerine çekiyorlar. Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt düşürürmüş… Bakalım sizin arkanızdan kim çıkacak?
31
100
3
290
37,332
🇹🇷 Marmaray 13 yaşında! 🚆 Asya ile Avrupa’yı denizin altından birleştiren Marmaray, 13 yılda 1,6 milyar yolcu taşıdı. Zamandan tasarruf, ulaşımda kolaylık, İstanbul’a kesintisiz bağlantı… Laf değil, eser konuşuyor! 🇹🇷 #Marmaray13Yaşında
5
45
307
1,146
Nisa Tuna 🦅 retweeted
103 yıllık gururla, sonsuz minnetle, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde, her bir karışına sevdalı olduğumuz bu topraklarda nice 29 Ekimler kutlanacak. 🇹🇷 Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Millî Mücadele kahramanlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyorum. #29EkimCumhuriyetBayramı’mız kutlu olsun.
114
234
2
1,277
117,895
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Bir "kıskançlık" yazısı: Yıldıray Oğur ve Haluk Levent 11 Şubat 2023. Depremin beşinci günü. Devlet tüm imkanlarıyla Asrın Felaketi'ni yaşayan insanları kurtarmaya çalışıyor, 11 ilde afeti yaşayan insanlara yardımları ulaştırıyor. Yıldıray Oğur ise o gün başka bir şeyin derdinde. Bir yazı yazıyor. Hem de canhıraş bir yazı. Konusu, kurucusu Haluk Levent olan AHBAP'ı savunmak. Ona göre ortada bir "AHBAP'a karşı kampanya" var. Kampanyanın hedefinde de "deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan AHBAP ve Haluk Levent." Kampanyanın işaretini kimin verdiği de Yıldıray Oğur'a göre belli: "Bu cesareti ve işareti nereden aldıkları dün Cumhurbaşkanı ve Fuat Oktay'ın deprem yardımlarında AFAD'ı işaret eden konuşmalarından anlaşılıyor." Sonra o cümle geliyor: "Depreme müdahalede çuvallayan Ankara, bu açığı şefkatli eliyle doldururken yalnız olmak, vatandaşının başını başka ellerin okşamamasını istiyor." Ve devamı: "Tabii haklı olarak başka bir yardım kurumuna teveccühü kıskanıyor." Hikâye yazmak da başarılı olan Yıldıray Oğur için konu basit: "Bir tarafta kıskanç, beceriksiz, çuvallayan bir devlet." "Öbür tarafta şefkatli, güvenilir, temiz bir dernek." Tüm devlet kurumları 11 ilde sahadayken ve en önemli konu devlet otoritesi ve koordinasyonuyken Oğur'un yazısı tam da bu otoriteyi ve koordinasyonu hedef alıyordu. AHBAP'a yöneltilen eleştiriler o yazıda birer soru değil, bir "kötü niyetli bir kampanya." Ahbap konusunda uyaranlar da "trolllerdi" tıpkı bugün kendisi hakkında eleştirilere troll kampanyası dediği gibi Haluk Levent hakkındaki eleştirilere de o gün troll kampanyası diyordu. Yıldıray Oğur için o gün "Ankara çuvalladı", "devlet kıskanıyor" demek yetiyordu. Aradan üç buçuk yıl geçti. Bu hikâyenin iki tarafına da ne olduğuna bakalım. Önce "devletten daha güvenli" olana. Temmuz 2026. Haluk Levent'in yurt dışına çıkış yasağı var. Dosyaya yansıyan bilgilere göre yine de 10 Temmuz için Düsseldorf ve Hannover biletleri alınmış. Havalimanında yasağı öğrenince geri dönüyor, telefonlarını kapatıp İzmir yönüne doğru yola çıkıyor. Savcılığın ifadesiyle "İzmir yönünde seyir halindeyken" yakalanıyor. 12 Temmuz'da Bursa'da gözaltı. 16 Temmuz'da tutuklama. Suçlamalar: Dernekler Kanunu'na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, örgüt kurma ve üyeliği. Yıllardır "en güvenilir" diye anlatılan derneğin arkasındaki ilişkiler ağı ise dosyada tek tek sıralanıyor. Savcılığın anlattığı tablo şöyle: Dernekten, Levent'in kullandığı ve asistanı Yeliz Kaya adına açılmış hesaplara yaklaşık 120 milyon lira. Kardeşi Berkant Acil'le bağlantılı hesaplara toplam 125 milyon 765 bin lira. Evet, kardeşi. Akraba ilişkileri üzerinden yazmayı seven bir yazar için kaçırılmayacak bir ayrıntı. Devam edelim. Derneğin kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 arasında 990 milyon liralık bahis yani kumar. Bu kumarı Alper Çelik'in mi yoksa Haluk Levent'in mi oynadığı ya da oynattığı netlik kazanacak. Bu paranın kaynağı AHBAP mı değil mi ona da mahkeme karar verecek? Hemen Şubat 2023'e tekrar dönelim. O günlerde Haluk Levent'i eleştirenler ne demişti? "Bu adam kumar bağımlısı bu adama güvenmeyin." Yıldıray Oğur ne demişti? "Kıskanmayın, devlet çöktü AHBAP şefkat eli." Temmuz 2026'ya dönelim. Kumarda kaybedilen para 390 milyon lira. Savcılığa göre bu bahisleri, kendi adına banka hesabı kullanamayan, çekleri karşılıksız çıkan Haluk Levent oynuyor. Ve savcılığın şu cümlesi: Bağışlar, "6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketinin yarattığı menfi ve acı dolu duygular altında bulunan" insanlardan toplanmış. İddiaya göre sonra şahsi hesaplara aktarılmış, bahiste kullanılmış, üçüncü kişilere gönderilmiş. Bir de bir iş insanı var. Yetim kız çocukları için yurt yapılsın diye derneğe gayrimenkullerini verdiğini söylüyor. Basında yazılanlara göre 21 tapu önce Yeliz Kaya'ya geçmiş, 24 saat sonra da başka birine. Yetim kızlar için verilen tapular. 24 saat. Tabi burda bir para aklama olayı mu var bir dolandırma mı bunu da savcılık ve mahkeme ortaya çıkaracaktır. Peki Haluk Levent ne diyor? Cezaevinden yazdığı mektupta bağış paralarını çalmadığını söylüyor. Dernekten kişisel borç aldığını söylüyor. Yardımları alıp şahsi kullanımına aldığını itiraf ediyor aslında. Ama aynı mektupta şunlar da var: "Kumar tutkum ara sıra gelir. Özellikle battığım, iflas ettiğim dönemlerde kumar oynarım. Çok yüksek borçlanırım." "Yüzlerce insandan borç aldım." "Hırsıma ve zaaflarıma yenildim." Yıldıray Oğur'un savunduğu Haluk Levent aslında bir kumar bağımlısı. Bunu kendisi de itiraf ediyor. Son bir yılda dernek tüzüğüne aykırı biçimde 50 milyon liralık altın alımı ve arazi teminatıyla borçlandığını da kendisi kabul ediyor. Mahkeme son sözünü henüz söylemedi. Ama Ağustos'ta mahkeme derneğin bütün faaliyetlerini durdurdu, yönetimine kayyum atadı. Savcılık derneğin kapatılmasını istiyor. Gerekçe: kuruluş amacından sapmış olması. Şimdi o cümleye tekrar dönelim: "Deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan…" Güvenilen derneğin kurucusu, kendi itirafıyla, bir kumar tutkusunun ve borç sarmalının içindeydi. "Şefkatli el" denilen şey, savcılığa göre, bahis sitelerine uzanıyordu. Şimdi de Yıldıray Oğur'a göre "çuvallayan Ankara"ya bakalım. Aynı üç buçuk yılda o "kıskanç" devlet ne yaptı? 60 bin 763 binanın enkazı 68 günde kaldırıldı. 11 ilde, 174 bölgede 3 bin 481 şantiye kuruldu. Yaklaşık 200 bin mimar, mühendis ve işçi çalıştı. Günde ortalama 550 konut. Saatte 23. 2025'in sonunda 455 bin 357 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edildi. Bunların 367 bin 995'i konut, 65 bin 672'si köy evi, 21 bin 690'ı iş yeri. Yalnızca Hatay'da 153 bin 755 konut. Bunlar bir derneğin karar defterindeki rakamlar değil. Sahada duran, anahtarı teslim edilmiş, içinde insanların yaşadığı evler. Peki Oğur'un yazısı ne yaptı? Enkaz başında, insanların bağışını nereye yapacağına karar verdiği günlerde, devleti beceriksiz ve kıskanç, bir derneği ise güvenilir gösterdi. Bağışçı o günlerde kime güveneceğini sorarken, okuduğu köşe yazısı ona devlete değil Haluk Levent'e güvenmesini söylüyordu. Bugün o bağışçılar savcılık dosyasında "acı dolu duygular altında bulunan" insanlar olarak geçiyor. Ya da aldatıldık diyorlar. Yıldıray Oğur da bu aldatma eyleminin faillerinden biri. Milletin yardım duygusu o günlerde bu ülkenin en değerli sermayesiydi. Savcılık dosyasına bakılırsa, o duyguyu istismar ettiği iddia edilen şahıslar ve yapılar vardı. Ve o şahıslara, o yapılara enkaz başında kalkan olan bir köşe yazısı. Oğur o yazıda Haluk Levent'te karşı bir kampanyadan şikâyet ediyordu. Halbuki o günlerde gerçekten bir kampanya vardı: Devletin afet yönetimindeki gücüne ve kurumlarına duyulan güveni sarsma kampanyası. O kampanyanın taşeronluğunu kimin yaptığını bugün yeniden konuşmak gerekiyor. Yıldıray Oğur başkalarına sık sık aynı soruyu sorar: Dün ne yazdın, bugün ne diyorsun? Aynı soruyu biz de soralım. "Devletten daha güvenli" bulunan dernekteki skandalları artık herkes biliyor. Kurucusu kumar borçlarını cezaevinden mektupla anlatıyor. "Çuvallayan Ankara" ise 455 bin anahtar teslim etti. Oğur o yazıyı bugün yeniden yazsa, aynı cümleyi kurar mı? Devlet kıskanmış mıydı, bilmiyoruz. Ama kıskanılacak bir şey olmadığı artık anlaşıldı. Geçmiş olsun AHBAP'a güvenenlere… Tabi bir de Yıldıray Oğur'un AHBAP'ı savunmak için kurduğu "iktidar şerik (ortak) kabul etmiyor" cümlesinin gerçekte iktidar Haluk Levent'in milleti dolandırmasını istemiyormuş olduğu da anlaşılmış durumda. Şimdi Yıldıray Oğur'un bu yazısı üzerinden bir AHBAP ve Haluk Levent Şeması da çıkar mı? Yıldıray Oğur yazılarımıza devam edelim mi?
80
204
28
1,072
117,147
Dün "devlet kıskanıyor" diyerek AHBAP'ı savunanlar, bugün ortaya atılan iddialar ve devam eden yargı süreci karşısında aynı cümleleri kurabilecek mi? Soru basit: Dün yazdığınla bugün yaşananlar arasında ne değişti? Hesap sormak kadar, geçmişte kurulan cümleleri hatırlatmak da kamuoyunun hakkıdır. Yazının devamı gelsin lütfen!
Bir "kıskançlık" yazısı: Yıldıray Oğur ve Haluk Levent 11 Şubat 2023. Depremin beşinci günü. Devlet tüm imkanlarıyla Asrın Felaketi'ni yaşayan insanları kurtarmaya çalışıyor, 11 ilde afeti yaşayan insanlara yardımları ulaştırıyor. Yıldıray Oğur ise o gün başka bir şeyin derdinde. Bir yazı yazıyor. Hem de canhıraş bir yazı. Konusu, kurucusu Haluk Levent olan AHBAP'ı savunmak. Ona göre ortada bir "AHBAP'a karşı kampanya" var. Kampanyanın hedefinde de "deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan AHBAP ve Haluk Levent." Kampanyanın işaretini kimin verdiği de Yıldıray Oğur'a göre belli: "Bu cesareti ve işareti nereden aldıkları dün Cumhurbaşkanı ve Fuat Oktay'ın deprem yardımlarında AFAD'ı işaret eden konuşmalarından anlaşılıyor." Sonra o cümle geliyor: "Depreme müdahalede çuvallayan Ankara, bu açığı şefkatli eliyle doldururken yalnız olmak, vatandaşının başını başka ellerin okşamamasını istiyor." Ve devamı: "Tabii haklı olarak başka bir yardım kurumuna teveccühü kıskanıyor." Hikâye yazmak da başarılı olan Yıldıray Oğur için konu basit: "Bir tarafta kıskanç, beceriksiz, çuvallayan bir devlet." "Öbür tarafta şefkatli, güvenilir, temiz bir dernek." Tüm devlet kurumları 11 ilde sahadayken ve en önemli konu devlet otoritesi ve koordinasyonuyken Oğur'un yazısı tam da bu otoriteyi ve koordinasyonu hedef alıyordu. AHBAP'a yöneltilen eleştiriler o yazıda birer soru değil, bir "kötü niyetli bir kampanya." Ahbap konusunda uyaranlar da "trolllerdi" tıpkı bugün kendisi hakkında eleştirilere troll kampanyası dediği gibi Haluk Levent hakkındaki eleştirilere de o gün troll kampanyası diyordu. Yıldıray Oğur için o gün "Ankara çuvalladı", "devlet kıskanıyor" demek yetiyordu. Aradan üç buçuk yıl geçti. Bu hikâyenin iki tarafına da ne olduğuna bakalım. Önce "devletten daha güvenli" olana. Temmuz 2026. Haluk Levent'in yurt dışına çıkış yasağı var. Dosyaya yansıyan bilgilere göre yine de 10 Temmuz için Düsseldorf ve Hannover biletleri alınmış. Havalimanında yasağı öğrenince geri dönüyor, telefonlarını kapatıp İzmir yönüne doğru yola çıkıyor. Savcılığın ifadesiyle "İzmir yönünde seyir halindeyken" yakalanıyor. 12 Temmuz'da Bursa'da gözaltı. 16 Temmuz'da tutuklama. Suçlamalar: Dernekler Kanunu'na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, örgüt kurma ve üyeliği. Yıllardır "en güvenilir" diye anlatılan derneğin arkasındaki ilişkiler ağı ise dosyada tek tek sıralanıyor. Savcılığın anlattığı tablo şöyle: Dernekten, Levent'in kullandığı ve asistanı Yeliz Kaya adına açılmış hesaplara yaklaşık 120 milyon lira. Kardeşi Berkant Acil'le bağlantılı hesaplara toplam 125 milyon 765 bin lira. Evet, kardeşi. Akraba ilişkileri üzerinden yazmayı seven bir yazar için kaçırılmayacak bir ayrıntı. Devam edelim. Derneğin kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 arasında 990 milyon liralık bahis yani kumar. Bu kumarı Alper Çelik'in mi yoksa Haluk Levent'in mi oynadığı ya da oynattığı netlik kazanacak. Bu paranın kaynağı AHBAP mı değil mi ona da mahkeme karar verecek? Hemen Şubat 2023'e tekrar dönelim. O günlerde Haluk Levent'i eleştirenler ne demişti? "Bu adam kumar bağımlısı bu adama güvenmeyin." Yıldıray Oğur ne demişti? "Kıskanmayın, devlet çöktü AHBAP şefkat eli." Temmuz 2026'ya dönelim. Kumarda kaybedilen para 390 milyon lira. Savcılığa göre bu bahisleri, kendi adına banka hesabı kullanamayan, çekleri karşılıksız çıkan Haluk Levent oynuyor. Ve savcılığın şu cümlesi: Bağışlar, "6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketinin yarattığı menfi ve acı dolu duygular altında bulunan" insanlardan toplanmış. İddiaya göre sonra şahsi hesaplara aktarılmış, bahiste kullanılmış, üçüncü kişilere gönderilmiş. Bir de bir iş insanı var. Yetim kız çocukları için yurt yapılsın diye derneğe gayrimenkullerini verdiğini söylüyor. Basında yazılanlara göre 21 tapu önce Yeliz Kaya'ya geçmiş, 24 saat sonra da başka birine. Yetim kızlar için verilen tapular. 24 saat. Tabi burda bir para aklama olayı mu var bir dolandırma mı bunu da savcılık ve mahkeme ortaya çıkaracaktır. Peki Haluk Levent ne diyor? Cezaevinden yazdığı mektupta bağış paralarını çalmadığını söylüyor. Dernekten kişisel borç aldığını söylüyor. Yardımları alıp şahsi kullanımına aldığını itiraf ediyor aslında. Ama aynı mektupta şunlar da var: "Kumar tutkum ara sıra gelir. Özellikle battığım, iflas ettiğim dönemlerde kumar oynarım. Çok yüksek borçlanırım." "Yüzlerce insandan borç aldım." "Hırsıma ve zaaflarıma yenildim." Yıldıray Oğur'un savunduğu Haluk Levent aslında bir kumar bağımlısı. Bunu kendisi de itiraf ediyor. Son bir yılda dernek tüzüğüne aykırı biçimde 50 milyon liralık altın alımı ve arazi teminatıyla borçlandığını da kendisi kabul ediyor. Mahkeme son sözünü henüz söylemedi. Ama Ağustos'ta mahkeme derneğin bütün faaliyetlerini durdurdu, yönetimine kayyum atadı. Savcılık derneğin kapatılmasını istiyor. Gerekçe: kuruluş amacından sapmış olması. Şimdi o cümleye tekrar dönelim: "Deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan…" Güvenilen derneğin kurucusu, kendi itirafıyla, bir kumar tutkusunun ve borç sarmalının içindeydi. "Şefkatli el" denilen şey, savcılığa göre, bahis sitelerine uzanıyordu. Şimdi de Yıldıray Oğur'a göre "çuvallayan Ankara"ya bakalım. Aynı üç buçuk yılda o "kıskanç" devlet ne yaptı? 60 bin 763 binanın enkazı 68 günde kaldırıldı. 11 ilde, 174 bölgede 3 bin 481 şantiye kuruldu. Yaklaşık 200 bin mimar, mühendis ve işçi çalıştı. Günde ortalama 550 konut. Saatte 23. 2025'in sonunda 455 bin 357 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edildi. Bunların 367 bin 995'i konut, 65 bin 672'si köy evi, 21 bin 690'ı iş yeri. Yalnızca Hatay'da 153 bin 755 konut. Bunlar bir derneğin karar defterindeki rakamlar değil. Sahada duran, anahtarı teslim edilmiş, içinde insanların yaşadığı evler. Peki Oğur'un yazısı ne yaptı? Enkaz başında, insanların bağışını nereye yapacağına karar verdiği günlerde, devleti beceriksiz ve kıskanç, bir derneği ise güvenilir gösterdi. Bağışçı o günlerde kime güveneceğini sorarken, okuduğu köşe yazısı ona devlete değil Haluk Levent'e güvenmesini söylüyordu. Bugün o bağışçılar savcılık dosyasında "acı dolu duygular altında bulunan" insanlar olarak geçiyor. Ya da aldatıldık diyorlar. Yıldıray Oğur da bu aldatma eyleminin faillerinden biri. Milletin yardım duygusu o günlerde bu ülkenin en değerli sermayesiydi. Savcılık dosyasına bakılırsa, o duyguyu istismar ettiği iddia edilen şahıslar ve yapılar vardı. Ve o şahıslara, o yapılara enkaz başında kalkan olan bir köşe yazısı. Oğur o yazıda Haluk Levent'te karşı bir kampanyadan şikâyet ediyordu. Halbuki o günlerde gerçekten bir kampanya vardı: Devletin afet yönetimindeki gücüne ve kurumlarına duyulan güveni sarsma kampanyası. O kampanyanın taşeronluğunu kimin yaptığını bugün yeniden konuşmak gerekiyor. Yıldıray Oğur başkalarına sık sık aynı soruyu sorar: Dün ne yazdın, bugün ne diyorsun? Aynı soruyu biz de soralım. "Devletten daha güvenli" bulunan dernekteki skandalları artık herkes biliyor. Kurucusu kumar borçlarını cezaevinden mektupla anlatıyor. "Çuvallayan Ankara" ise 455 bin anahtar teslim etti. Oğur o yazıyı bugün yeniden yazsa, aynı cümleyi kurar mı? Devlet kıskanmış mıydı, bilmiyoruz. Ama kıskanılacak bir şey olmadığı artık anlaşıldı. Geçmiş olsun AHBAP'a güvenenlere… Tabi bir de Yıldıray Oğur'un AHBAP'ı savunmak için kurduğu "iktidar şerik (ortak) kabul etmiyor" cümlesinin gerçekte iktidar Haluk Levent'in milleti dolandırmasını istemiyormuş olduğu da anlaşılmış durumda. Şimdi Yıldıray Oğur'un bu yazısı üzerinden bir AHBAP ve Haluk Levent Şeması da çıkar mı? Yıldıray Oğur yazılarımıza devam edelim mi?
2
20
232
704
Nisa Tuna 🦅 retweeted
YARDIM ÇAĞRISI Baba yıllar önce evi terk etmiş… Geride kalan anne ve beş çocuğu, hayat mücadelesini tek başlarına sürdürüyor. Hepsi öğrenci olan çocuklarımızın kışlık kıyafet ve ayakkabıya; ailemizin ise gıda ve kira desteğine ihtiyacı var. (Dileyen hayırseverlerimiz aileyi bizzat ziyaret ederek yardımlarını kendi elleriylede ulaştırabilir) Lütfen bu çağrıyı elden ele paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmamıza ve mazlum bir ailenin daha hayatına dokunmamıza vesile olun 🤲 Yardım ve iletişim için DM #MazlumlarİcinDestekOlalım
6
39
2
126
1,919
Her türküsünde bir memleket, her ezgisinde bu toprakların ruhu var. 🇹🇷🌿 Türkiye, #COP31 ile yalnızca iklimi değil, kültürünü ve eşsiz güzelliklerini de dünyayla buluşturacak. Antalya’da buluşuyoruz! ✨ #COP31 İklim Zirvesi 9-20 Kasım’da Antalya’da ✨ @turkiyecop31
Bu toprakların her köşesinde bir türkü, her ezgisinde anlatılacak bir hikaye var. Şimdi bu hikayeleri dünyanın dört bir yanından gelen konuklarla paylaşacağız. #COP31 İklim Zirvesi 9-20 Kasım’da Antalya’da ✨ @turkiyecop31
3
22
269
1,071
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Sultanbeyli’de Hizmetleri beğeniyor musunuz diye sorduk… Bu röportajı özellikle izlemenizi istirham ediyorum çünkü gerçekten belediye çalıştığında karşılığını sokakta aldığını görüyorsunuz. Röportajın tamamını izlerseniz eğer siyasi en ufak bir soru yok siyasi en ufak bir vatandaş yok sadece hizmeti değerlendiriyorlar benim burada tebrik edeceğim tek kişi sadece Sultanbeyli Belediye başkanı Ali tombaş ve ekibi gerçekten helal olsun👏👏👏
44
238
3
2,374
82,597
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Dost İspanya’da bu sabah meydana gelen tren kazasından etkilenenlere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Kazada yakınlarını kaybedenlerin acısını ülkem ve milletim adına yürekten paylaşıyor, İspanya halkına ve hükûmetine Türkiye’nin birlik ve dayanışma mesajlarını gönderiyorum. 🇹🇷🇪🇸
608
2,150
20
10,835
589,561
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Kızıl Soros'un Türkiye'deki Dostları: Bir Yıldıray Oğur Hikayesi ve Fon Kardeşliği Osman Kavala ve "burjuva stereotipi" Temmuz 2020. "Kızıl Soros" lakabıyla anılan, casusluk dahil ağır suçlamalarla yargılanan, Gezi davasında müebbet hapis cezası alan Osman Kavala. Yıldıray Oğur'a göre Kavala'nın asıl suçu başka: "Aslında ülkenin en zengin ailelerinden birinin veliahdı olan Osman Kavala'nın üzerine bütün suçların yakıştırılmasına neden en büyük suçu, ülkedeki burjuva stereotipine uymaması." Oğur'un portresinde Kavala, "aktivist, hayırsever, muhalif" bir iş insanı. Tutuklanması ise Türkiye'nin itibarını zedeleyen bir hata. Gezi vandallığını çapulculuğunu planlayan finanse eden biri için epey şefkatli bir tarif. Yani Osman Kavala parasını solcuları fonlamak için kullanan bir Robin Hood. Oğur'un bunu yazmadığına şükredelim. Kavala'nın NATO adına Pentagon adına Türkiye'deki yerli savunma sanayine çektiği operasyonları bilmesek tabi Yıldıray Oğur'a daha bir inanacağız(!) ama olmuyor işte. Büyükada'da aksayan vapur seferleri Temmuz 2017. Büyükada'da bir otelde toplantı yapan bir grup gözaltına alınıyor. İçlerinde Alman vatandaşı Peter Steudtner da var. Suçlama casusluk. 5 Ağustos 2017'de Karar'da Yıldıray Oğur'un yazısı çıkıyor: "Büyükada'da aksayan vapur seferleri üzerine…" Yazıda gözaltına alınanlar masum insan hakları aktivistleri, tutuklamalar ise Türkiye'nin kendi kalesine attığı bir gol. CIA ile ilişkileri çarşaf çarşaf artık konuşulan Ruşen Çakır da hemen paylaşıyor: "Büyükada Operasyonu'nun nasıl uydurma olduğunu Yıldıray Oğur oldukça teferruatlı bir şekilde anlatmış." Tabi Ruşen Çakır'ın birçok yabancı ülke tarafından fonlandığını fonlara doyamadığını da hatırlatmak gerek. Soruşturma dosyasındaki yazışmalar ise başka bir şey anlatıyordu. Toplantı Büyükada'da yapılacak, katılımcılar vapura binmeden önce telefon, laptop, tablet, akıllı saat, ne varsa kapatacak, otele girene kadar açmayacaktı. Vapur seferleri aksamış olabilir. Ama telefonlar tam vaktinde kapanmıştı. Metin Topuz: "Tercüman, mihmandar" mı? Eylül 2017'de gözaltına alınıp tutuklanan, ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nun irtibat memuru Metin Topuz. Firari savcı Zekeriya Öz'le, 17-25 Aralık kumpaslarında rol alan Yakup Saygılı ve İbrahim Şen gibi dönemin emniyet yetkilileriyle irtibatlı. Sonunda "silahlı terör örgütüne yardım" suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı. 13 Haziran 2020'de Yıldıray Oğur yazdı. Topuz'un savunmasını, kendisinin "sadece tercüman, mihmandar" olduğunu aktarıyor. Sonra hükmünü veriyor: "İş gereği" yardım. "Bu yardımın ne olduğu da anlaşılamadı." Kime yardım ediyor peki Yıldıray Oğur'un aklamaya çalıştığı bu FETÖ'cü savcılara. Dava da ona göre "vehimler, komplo teorileri, akıl yürütmeler, 'elçilik çalışanıysa kesin casustur' önyargıları üzerine kurulmuş." İlginç. Kimin kimin akrabası olduğunu bu kadar dikkatle takip eden bir göz, bir konsolosluk çalışanının firari savcılarla, kumpasçı emniyet yetkilileriyle kurduğu ilişkide hiçbir anlam görmüyor. İş gereği'miş. Ne işi? Casusluk mu? Kumpas mı? Serbestiyet'in dolarla fonlanması Yıldıray Oğur'un yazdığı yerlerden biri de Serbestiyet. ABD merkezli Chrest Foundation'ın Türkiye'de hibe verdiği kurumların listesinde Serbestiyet de var. Yıl 2021. Tutar 49.995 dolar. Hibenin amacı: "Partizan olmayan habercilik yapılması." Mevzu böyle. Akraba ilişkilerini soranlara, fon ilişkilerini sormak da düşer herhalde. Yıldıray Oğur'un partizan olmadığını düşünen var mı? Muhalefetin kalemşörlüğü olmak batı için partizan olmamak demek galiba. Chrest Foundation Yıldıray Oğur'un yazı yazdığı Serbestiyet'i fonlamamış sadece Ruşen Çakır'ı, Osman Kavala'nın kurduğu Anadolu Kültür'ü de fonlamış. Akraba ilişkileri üzerinden suç şemaları çizen Yıldıray Oğur fon kaynakları üzerinden de Türkiye'ye, Türk Hükümetine operasyon ağını ortaya çıkarır mı? Sonuçta bir fon kardeşliği varsa bir şema da vardır. Devam edeceğiz...
44
228
20
1,334
153,481
Üslup zarif olmalı, ruhu yormamalı...🍂 Güzel bir gün diliyorum.🌿
12
25
408
3,262
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Nokta
4
52
162
Eğitimde şeffaflık, ailelere güçlü destek! 📚 Yeni EBA ile veliler, çocuklarının akademik gelişimini ve eğitim süreçlerini artık anlık takip edebilecek. Teknolojiyle güçlenen eğitimde, aileler de sürecin daha etkin bir parçası olacak. #EBABirAdımÖnde
16
52
293
1,258
İyi ki sen Reis Güvenin Adı Erdoğan #GeceyeErdoğanResmiBırak
8
30
349
1,867
Tarafımız belli olsun.. #GeceyeErdoğanResmiBırak
20
64
1
256
5,186
Açlık Gazze'de kol geziyor💔 💔Kardeş Acısı Filistin 🏷️ #FamineInPalestine 🆘(Gazze'de Açlığa Son Verin)
29
61
403
1,779
İSTANBUL SADECE BİR ŞEHİR DEĞİL; MİLYONLARIN EVİ, ORTAK HAYALİ VE GELECEĞİDİR! İstanbul kimsenin şahsi mülkü değil, 16 milyonun ortak emanetidir. Bu şehir sahipsiz değil, kimsenin keyfine de bırakılamaz! Sahada olan belli herdaim hakkı hakkına vermek gerekir. #BuŞehirHepimizin
6
30
309
1,081
Nisa Tuna 🦅 retweeted
Avrupa’nın kimi ülkelerinde yaşanan olaylardan cesaret alarak benzer bir teşebbüsün hayalini kuranlar varsa şunu bilsinler ki Türkiye sokakta bulunmamıştır, sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir. Basın özgürlüğü bahanesiyle hükûmetimize saldıranlar, nümayişle suç bastırmaya çalışmadan önce, eğer yapabiliyorlarsa çıksınlar, çarpık ve kirli ilişkilerini açıklasınlar. Daha düne kadar meydanlarda basın kuruluşlarını, gazetecileri, televizyon kanallarını alenen tehdit edenler bize basın özgürlüğü dersi veremez. Bizim ne basın özgürlüğüyle ne de eleştirel seslerle bir sorunumuz vardır. Hakaret, yalan ve dezenformasyon içermediği sürece isteyen istediğini söylüyor, yazıyor, konuşuyor. Ama dünyanın bütün demokratik ülkeleri gibi Türkiye de alengirli ilişkiler üzerinden kendisine operasyon çekilmesine müsaade etmez, edemez.
Readers added context they thought people might want to know
TC. Anayasası Madde-34: Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Madde-11: Anayasa, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. anayasa.gov.tr/tr/bireysel-ba…
2,713
2,718
272
8,115
1,117,249