Ozan M. (@ozanmar) header
Ozan M. (@ozanmar) profile picture

Hukuk | Adli Bilimler | Biraz Edebiyat | Birtakım Türkçe sözcükler

Joined February 2012
Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)Photo by Ozan M. (@ozanmar)
📍Ne kadar yüzeysel bir öneri: “… Kırşehir'de düzenlenen törende yükseköğretimdeki dönüşüm adımlarını aktaran (YÖK Başkanı) Özvar, teorik ders yükünün azaltılarak uygulamalı eğitimin artırılacağını …” belirtmiş. 📍”Teori” dediğiniz, düşünce ve düşünmedir. 📍Uygulama ya da eylem de o fikrî çabadan, “düşünme”den doğar. 📍Yüzeysel bir doğa bilimleri ve mühendislik yaklaşımıyla ölçme biçme işini hukuk ve sosyal bilimlere dayatamazsınız. 📍Kaldı ki, o doğa bilimleri ve mühendisliğin geri planında var olan fikrî temel de, aslında düşünme ve teori değil midir? 📍Hatta 20. Yüzyıldan bu yana yapılan araştırmalarla ortaya konulan bir gerçek, sadece sosyal bilimler ve hukuk değil, fakat doğa bilimlerinin geri planında dahi bir sosyal hikâyenin olduğu meselesi ve bunun kavranması çabasıdır. 📍Sözümona akademik hayata dair reform laflarının örtülü hüviyetinin gitgide bir meslek eğitimi / okulu düzeyinde zanaatkâr yetiştirilmesi olduğunu herhalde savunacak değiliz. 📍Kamusal politika tartışmalarında, Türkiye karar alıcılarının çizdiği gündem çerçevesinin bir türlü “temel ilkeleri” saptırıp zorlamadan öteye geçememesi, doğrusu ülke adına çok hazin bir durum.
YÖK Başkanı Özvar duyurdu: Üniversitelerde ders ve sınav sistemi değişiyor ilhansevin.com/haber/yok-bas…
6
26
3
139
18,698
Ozan M. retweeted
Şu naifliğe bakar mısınız
16
61
36
3,613
181,891
Gerçekten hepimizin eğitime ihtiyacı var. Yardım işareti yapan kadına polis soruyor “bu işareti yaptınız” diye. O işaret güvende değilim, konuşamıyorum imdat demek zaten ☹️ Konuşamadığı için bu işareti yapıyor. 😔 Hikayenin sonu nasıl bitti merak ediyorum.
This quoted post is unavailable.
2
17
1
119
14,023
Casino Royale
Necip Fazıl Kısakürek'in hayatı film olacak.
24
45
1
1,065
17,724
Slovenya ve Slovakyayı halen karıştırıyorum, iyi oldu farklarını öğrendiğim. (Ayrıca biri Macaristan'la komşu, diğeriyse Macaristan'la komşu)
To all my friends and colleagues learn the damn difference!!! 🇸🇰🇸🇮
42
20
3
1,700
136,331
Ozan M. retweeted
Avukat, davanın sonucunu taahhüt eden kişi değildir. “Kesin kazanırız”, “Davayı garanti kazanırım” diyerek sonuç vaat eden kişi ise avukat değil, olsa olsa dolandırıcıdır. Avukatın istediği ücret ise kazanma garantisinin değil; avukatın bilgi, emeği, zamanı ve üstlendiği hukuki sorumluluğun karşılığıdır.
Avukatlar Dava kazanınca %16 pay alıyormuş, biz %25 teklif ediyoruz ! Ama 2 şartımız var; -Ön ödeme yok -Dava kaybedilirse ödeme yok Çünkü mağdurların cebinde parası yok Pek çok kişinin tüm birikimleri içerde kalmış durumda. Kabul eden varsa Binlerce mağdur vekalet vermeye hazır Madem hukuk herkese lazım Mağdurların elinden tutun Barolar bu konuda neden sessiz Neden ücretsiz hukuk danışmanlığı verilmiyor Space odalarında konuşan avukatlar sanki %100 kazanılacak gibi anlatıyor, o zaman neden önden 150-200 bin ödeme şart koşuluyor? Tüm parası içerde kalanın adalet hakkı yok mu ?
2
20
977
Ozan M. retweeted
Gazeteci Tuğba Tekerek, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nden Fayn'a yazdı: ‘‘On yıldır elim yüreğimdeydi. Bu ülkede mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan her gazeteci gibi mayın tarlasında yürüdüğümü biliyordum. Her an her yerden bir şey patlayabilirdi.’’ ‘‘Ancak polis merkezine gidip de bunun "Ankara merkezli bir ahlak büro operasyonu" olduğunu öğrendiğimde tüm hazırlıklarım çöpe gitti! İnsan bu kadarına da hazırlanamıyor: Ankara merkezli nasıl bir ahlaksızlık yapmış olabilirdim?’’ ‘‘Büyükada'da bulunduğum evdeki aramaya muhtar ve muhtar azası eşlik ediyordu. Gece 3-4'e kadar aramanın bitmesini beklediler. Muhtar azasına sordum: ‘Hadi muhtar maaş alıyor. Siz bu kadar uykusuzluğun karşılığında ne alıyorsunuz?’ Yarasına dokunmuşum. "Hiçbir şey!" dedi. Son dönemde Büyükada'da 23 aramaya eşlik etmiş. Spor ayakkabılı, şortlu muhtar azası ‘Bir dahaki seçimde hayatta muhtar heyetinde olmam’ diyordu.’’ ‘‘İstanbul'dan Ankara'ya getirildiğimde, bunun LGBTİ derneği Kaos GL'ye yönelik bir operasyon olduğunu öğrendim. İki yıl önce Gürcistan'dan Kaos GL sitesine bir haber yapmıştım. Polis sorgusuna girerken haber hakkında savunma yapacağımı sanıyordum. Ancak Türk adaletinin size hazırladığı küçük sürprizler hiç bitmiyor! Polis bana şu minvalde bir soru sordu: Kaos GL Instagram yetkilisi olduğunuz tespit edildi. Anlatınız. Ne anlatabilirdim ki? Kaos GL Instagram yetkilisi değildim. Olmadığımı nasıl kanıtlayabilirdim?’’ ‘‘Daha önce hayal edemediğimi şu an yaşıyorum. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi uyuşturucu koğuşunda, bir pazar akşamüstü... Üst katta kızlar Ankara havası eşliğinde oynuyor. Avludakiler bir masa etrafında oturmuş, mektuplarına gül tutan kelepçeli el figürü çiziyor. Ben de bir köşede oturmuş size bu mektubu yazıyorum.’’ ‘‘Cezaevinde olmak elbette kötü ama dayanılmaz değil. Mücadele ediyor olmanın verdiği güzel bir his var. Ayrıca dışarıdakiler tarafından öyle sarıp sarmalanıyorsunuz ki düşmeniz pek mümkün olmuyor. Dayanışmanın verdiği kuvvet inanılmaz.’’ ‘‘Cep telefonum yok ama hem koğuştakilerden hem de ziyarete gelen hak savunucuları ve milletvekillerinden aldığım numaralarla oluşturduğum uzun bir telefon rehberim var. Yapılacak çok röportaj, çok haber var. Neden nasıl oldu, tam olarak bilmiyorum ama şimdi hem mesleğimi savunmak hem de mesleğimi yapmak için çok daha büyük bir şevkle doluyum.’’ fayn.press/gazeteci-tekerekt…
20
403
32
1,450
116,979
Ufak bir izah: Osmanlı'nın son devrinde yapılan apartmanların TOKİ'lerle mukayese edilmesi absürt. Evet son devirde ahşap binalar yerine kâgir binalar tercih edildi. Çünkü ahşap binalar sürekli yanıyordu, sürekli bakım istiyordu. Daha konforlu bir yaşam için kagir binalar tercih edildi. Bizzat saray ve devlet bu dönüşümü teşvik etti. Fakat bunlar da kendince estetik, güzel, şehir yapısını bozmayan binalardı. Cumhuriyetle birlikte en azından 1960'lara kadar şu sorun vardı, İstanbullu ailelerin mali durumu evleri sürekli olarak tamir etmeye yetmiyordu. Şehirde boy gösteren yeni müteahhit sınıfının kelepir teklifleri tabii ki biraz da mecburiyet tahtında kabul edildi. Şehirde konut krizi vardı. Aksaray'daki köhne konaklarda ortak banyo/tuvalet sistemli adeta sovyet evleri tadında konaklamalar bile yapılmaya başlanmıştı. Yeşilçam'da çok gördüğümüz "konağın bir odasında kiracı olan adam" tiplemesi buradan çıktı. Ahşap bir yapıyı ayakta tutmak fevkalade zordur. Zevkten ziyade mecburiyetler devreye girdi. Hoş bu devirde yapılanlar da TOKİ'ler kadar ruhsuz, zevksiz apartmanlar değildi. Girişindeki ve dış cephelerindeki mozaikler vesairlerle kendince estetik bir arayış vardı. Bugünkü ruhsuz, zevksiz iğrenç şehirleşmenin kabahatini 1,5 Milyon nüfuslu İstanbul'da aramamak lazım. Özal devrine kadar bu şehri kurtarmak mümkündü. Özal'dan sonra nüfusun nasıl arttığına bakarsanız ne demek istediğim anlaşılır.
1
13
259
10,857
- Kaçmasaydı o zaman, - Ya gidip birine ateş etseydi, - Birine çarpıp öldürse ne olacaktı, - Polis suçlu gördüğünde bırakıp izlesin mi, - Polis kimseyi kovalamasın mı o zaman, - Vs. Vs. Paylaşımın altındaki bu gibi argümanlarla küçücük bir çocuğun ölümünü meşrulaştıran yorumları görünce insanın kanı çekiliyor. Mala anlatır gibi anlatıyorum: 1. Kasksız motor kullanmak TCK kapsamında suç değil; kabahattir. Karşılığı ölüm değil, idari para cezasıdır. 2. Köyceğiz’de, otoyolda seyir halinde sakince ilerleyen, yörük bir köylü çocuğu olduğu her halinden belli olan ve kasksız motor kullanması dışında şüpheli hiçbir hali bulunmayan bir çocuğun, ‘ya birisini öldürseydi’ savunması üzerinden ölümünü meşrulaştırmak en basit ifadeyle caniliktir. İster misiniz kolluk görevlileri, suç işleme ihtimalleri üzerinden istediği herkesi öldürsün? 3. Kolluk görevlisi şüpheli bir durum olduğuna kanaat getirirse; öncelikle dur ihtarında bulunur. Şüpheli olduğunu düşündüğü şahıs 100 CC’lik motoru ile kaçarsa, takip mesafesini koruyarak 900 CC’lik motoruyla bir süre izleyebilir. Yol güzergahındaki kontrol noktalarına anons geçebilir. Polis memuru bunları yapmak yerine; hareket halindeki çocuğu bariyerlere sıkıştırıp omzundan tutup yakalamaya çalışmış ve çocuğun ölümüne sebep olmuştur. Polis memurunun çocuğu gördüğü yer ile ölüm olayının gerçekleştiği yer arası 400 metre. Yani herhangi bir kovalamaca da yok. 4. Polis bir suç işlemediyse olaya kaza süsü vermesini gerektirecek herhangi bir durum da yok. Buna rağmen olaya kaza süsü vermeye çalışması, kendisinin de işlediği suçun farkında olduğunu gösterir. Bununla birlikte; normal bir insanın, olayın gerçekleşmesinden sonra yapması gereken ilk şey ambulansa haber vermektir. Polis memuru E.S. ise birimde görevli diğer polis memurlarını arayarak olay yerine çağırıyor. 5. Bu polis hala görevinin başında, tedbiren açığa dahi alınmadı. Olayın üzerinden 6 ay geçti ve hala ifadesine dahi başvurulmadı. Polisin şahsi sicil dosyası soruşturma dosyasında var. Hakkında bu zamana kadar benzer ve başkaca suçlamalardan birçok şikayet var. 6. Son olarak: İlgili birimde ‘Motosikletli Trafik Polisi Eğitimi’ almış birçok personel bulunmasına rağmen bu polislerin, kontrol noktasında çalıştırılması; eğitimi olmayan E.S.’nin ise motosikletli trafik polisi olarak çalıştırılması ayrı bir soruşturmanın konusudur. Polislerin görevlendirmelerini yapan istasyon amiri başta olmak üzere bu ölüm olayında ihmali olan herkes hesap vermelidir.
16 yaşındaki Efecan’ın suçu, ehliyetsiz motor kullanıp polisten kaçmak. Polis uyuşturucu baronu kovalıyormuş gibi çocuğu devirip ölümüne yol açtı. Efecan, sahte tutanakla kendi ölümünün faili yapılacaktı. Ben yazınca soruşturma açıldı. Aylar oldu, Efecan’ı ölüme iten polisin ifadesi alınmıyor. Efecan, gariban bir köylü çocuğu diye mi bu umursamazlık?
132
94
16
704
133,645
📌Bugün Cumhuriyet Bayramı Törenleri dolayısıyla yapılan Vals Gösterilerine yine "kafir dansı" diye saldırmış birtakım yobazlar. O yüzden aşağıya, Sultan 2. Abdülhamid'in 50. yaş günü vesilesi ile Johann Strauss ii tarafından bestelenen "Märchen aus dem Orient" adlı valsi bırakıyorum. ‼️2. Abdülhamid de dedesi 2. Mahmut, babası Abdülmecid, Amcası Abdülaziz ve ağabeyi 5. Murat gibi bir Vals tutkunuydu. 2. Abdülhamid'in valse ilgisi, Batı müziğine olan genel tutkusunun bir parçasıydı. Kızı Ayşe Sultan'ın anılarına göre Abdülhamid, alafrangayı alaturkaya tercih eder ve "Alaturka güzeldir ama daima gam verir. Alafranga değişiktir, neşe verir" dermiş. Tahttan indirildikten sonra doktoru Atıf Hüseyin Bey'e "Pek severim, hem piyano vesair sazları da çalarım. Nota bilmek şarttır, iyi bilirim" demiştir. Ayrıca Abdülhamid, gençliğinde Guatelli Paşa, Lombardi Bey ve Dussap Paşa'dan ders almıştır. Şehzadeliğinde Batı tarzında besteler yaptığı da kayıtlarda geçmektedir. Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayında opera ve operet temsilleri düzenletirdi. Mızıka-i Hümayun bandosu Dussap Paşa yönetiminde çalardı, Sultan canı sıkıldığında bütün gece çalmalarını istediği olurdu. Yıldız Sarayı Kütüphanesi'nde saraya ithaf edilmiş 102 elyazması beste bulunmaktadır. Bunların 86'sı Batı müziği tarzında; aralarında vals ve polkalar da bulunuyor. Sultanın Beylerbeyi Sarayı'nda bulunan bir "auto piano"su (kendi kendine çalan piyano) da vardı. ‼️Şimdi Vals'e "Kafir Dansı" diyerek ecdadımız 2. Mahmut'a, Abdülmecid'e, Abdülaziz'e, 5. Murat'a ve 2. Abdülhamid'e "Kafir" mi diyorsunuz siz? Evet belki Vals, sizin kültürünüzün bir parçası değil, ama torunu olduğunu iddia ettiğiniz Osmanlı Kültürü'nün mühim bir parçasıydı. Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm... #tarih #29EkimCumhuriyetBayramı #vals #dans
📌Osmanlı'nın "Yerli ve Milli Dansı" : Vals... ⏩Bazı çevrelerin "Kafir Dansı" olarak kabul ettiğiniz Vals; Osmanlı Sarayının Resmi Dansıydı... ⏩Avrupa'da ilk olarak 16. yy'da folklorik olarak ortaya çıkan Vals, 18.yy 2. yarısı itibariyle özellikle Orta Avrupa'da popüler hale gelmiş ve 1840'larda ümmetin halifesinin sarayına girmişti. Padişah Abdülmecid, valsi öyle beğenmişti ki, bir Fransız orkestrasını sarayda konser vermek için İstanbul'a getirtmişti. Fransızlar da saraya gelmiş, Abdülmecid'e özel muhteşem bir konser vermişlerdi. ⏩Padişah Abdülmecid'in Fransızları hayran hayran izlemesi saray bestekarı Hammamizade İsmail Dede Efendi'yi kızdırmış, padişah ve halife efendimizin gavur valsleri dinlemesine gönlü razı olmamış ve bu dönemde "Yine bir Gülnihal" adıyla hepimizin bildiği ilk Türk ve Müslüman valsini bestelemiş ve Sultan Abdülmecid'e sunmuştur... ⏩İlk Osmanlı valsi olan Yine bir Gülnihal, Dede Efendi'nin daha evvel Halil Paşa adına Gülnihal Kalfa için yazmış olduğu bir şiirdir. Gülnihal Kalfa'yı tavlayıp yatağa atmak arzusuyla yanıp tutuşan Halil Paşa, İsmail Dede Efendi'ye yüklü bir ödeme yaparak bu şiiri yazdırmış ve şüphesiz ki amacına ulaşmıştır. ⏩İşte Dede Efendi, Fransızlara kızarak, sadece 1 gece içinde daha evvel yazdığı bu şiiri vals formatında bestelemiş ve böylece ilk Osmanlı Valsi ortaya çıkmıştır... ‼️Vals böylece Osmanlı Sarayı'nın Resmi Dansı olmuştur. Tabi sadece Sarayla sınırlı kalmamış, Saraya şirin gözükmek isteyen tüm paşalar köşklerinde, konaklarında vals davetleri vermeye başlamışlardır. ⏩Abdülmecid döneminde Osmanlı Sarayı'nın bir vazgeçilmezi olan vals, Abdülmecid sonrası tahta geçen kardeşi Abdülaziz döneminde de vazgeçilmez olmaya devam etmişti. Üstelik Sultan Abdülaziz, ağabeyi Abdülmecid'den farklı olarak bizzat kendisi vals bestelemiş, çıtayı bir hayli yükseltmişti. (invitation a la valse) Abdülaziz'den sonra tahta çıkan yeğeni 5. Murad'da amcasının izinden giderek vals besteleyen padişahlar arasına adını yazdırmıştı. ⏩Sultan Abdülaziz sadece vals bestelemiyordu. Kendisi komple bir müzisyendi, örneğin Rum vatandaşlarımız için, Yunan halk dansı olan bir Sirto bile bestelemişti. 📌Bu arada sadece Vals değil Can Can dansı da Osmanlı Sarayına ve konaklarına girmiştir. Evet Can Can... Yahu siz alnı secdeden kalkmadı zannettiğiniz, abdestsiz evrak imzalamadığını söylediğiniz adamlar can can dansı yapıyorlardı... 📌Can can dansını da bir kenara bırakalım, Nü tablolar yapan halifemiz vardı bizim... Harika bir eserdir son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi'nin yaptığı "Avluda Kadınlar" adlı tablo... Bana göre paha biçilemez... ⏩İşte ecdadımız Osmanlı, Kültüre ve Sanata bu kadar önem verirdi. Çünkü Osmanlı Saray erkanı da padişahları da entelektüel insanlardı. Zaten aşırı entelektüel ve lükse düşkün olduklarından ötürü Osmanlı battı, iflasını açıkladı maalesef... Neyse, lafı fazla uzatmayalım. İlk Müslüman-Türk Valsi olan Gülnihal'i izleyelim. Mehteran & Kızıl Ordu Korosu - Yine Bir Gülnihal... 👇👇👇👇 #tarih #pazar #vals #dans
7
79
6
300
5,886
İKİNCİ AVUKATIN BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ HAKKINDA MESLEKTAŞLARIMIZA DUYURU Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 39. maddesinde, “İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir.” hükmüyle, ikinci avukata işi kabul etmeden önce yazılı bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülüğe uyulmadığı gerekçesiyle verilen bir disiplin cezasına ve dayanağı olan meslek kuralına karşı açılan davada Danıştay 8. Dairesi, 27.04.2022 tarihinde iptal kararı vermiş; kararın usulden bozulmasının ardından Daire, 02.05.2024 tarihinde yeniden iptal kararı vermiştir. İlgili Daire gerekçesinde, Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesinde ilk avukattan muvafakat isteme yükümlülüğünün iş sahibine yüklendiğine, kanunda öngörülmeyen ayrı bir bildirim yükümlülüğü nedeniyle ikinci avukatın cezalandırılmasının cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaşmadığına işaret etmiştir. İptal kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca esastan bozulması üzerine Danıştay 8. Dairesi, bozma kararına uyarak 16.09.2026 tarihli, E.2026/4659, K.2026/4931 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararda, yazılı bildirimin ilk avukatın emek ve çabasına saygı gösterilmesini ve mesleki düzenin korunmasını amaçladığı; iş sahibinin muvafakat isteme yükümlülüğü ile ikinci avukatın bildirim yükümlülüğünün birbirini tamamladığı belirtilmiştir. Ayrıca, 7571 sayılı Kanun’la Avukatlık Kanunu’nun 135. maddesine eklenen 1/k bendinde, işin kabulünden önce aynı işle ilgili olarak daha önce vekalet verilen avukata bilgi verilmemesi, uyarma cezasını gerektiren fiiller arasında açıkça düzenlenmiştir. Gelinen aşamada, Meslek Kuralları’nın 39. maddesindeki yazılı bildirim yükümlülüğü uygulanmaktadır. Meslektaşlarımızın disiplin sorumluluğuyla karşılaşmamaları için, aynı iş bakımından ikinci avukat olarak görevi kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazılı bilgi vermeleri ve bildirime ilişkin belgeleri muhafaza etmeleri önem taşımaktadır. Meslektaşlarımızın bilgisine sunarız. ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI Karar: d.barobirlik.org.tr/2026/Dan…
5
62
4
391
79,803
Ayberk Furkan ile birazcık dersler: Dilimize Farsça üzerinden geçmiş +dar ad eki, koşulduğu söz üzerinden meslek isimleri türetir ve çoğu kez Türkçe +cI eş değeridir. • defterdar • emektar • hazinedar • hissedar • pişdar • tahsildar • tezgâhtar • veznedar Farsça dāştan "tutmak" eyleminden şekillenmiş bu ek, "alemdar/bayraktar, aleyhtar, dildar, dindar, kılıçtar" gibi örneklerde özgün anlamını korur. Bu eylem, İngilizce dare "kafa tutmak" ve Rusça держать "tutmak" eylemleriyle ortak bir Hint/Avrupa kökeni paylaşmaktadır.
3
4
52
2,196
Ozan M. retweeted
Kadınlar acıları-ağrıları ciddiye alınmadığı için sağlık hizmetlerine erişemiyor. Müge Ağat'ın 2023'de yazdığı yüksek lisans tezi tam olarak bu duruma eğiliyor. "Acıyı hafifsemek:Türkiye'de kadınların tıbbi tanı, tedavi ve destek almada yaşadığı güçlükler" hdl.handle.net/20.500.14124/…
bu güzel arkadaşımız vefat etmiş, çok üzgünüm. otoimmün hastalığı olan kadınların çoğu ilk acil/aile hekimi deneyimlerini aynı şekilde yaşıyor, sonrası yokuş aşağı. ben de, tanıdığım hasta pek çok kadın da aynı süreci deneyimledik. lütfen kendinizde ciddi bir sorun olduğunu fark ettiğinizde gerekirse 5 farklı doktor gezin, bir sorun olmadığına emin olmadan kimsenin "psikolojiktir" ya da "abartıyorsun" demesine izin vermeyin.
2
46
6
261
10,577
Türklerin "cami"deki i ile imtihanı! 1) Çinili Cami, Ulu Cami 2) Ayasofya Cami'i ( ~ camii) - Ayasofya Camisi Birincisinde sıfat vb. söz yer almakta, iyelik ekine gerek yok! Yeni Cami mesela, Yeni Camii veya Yeni Camisi değil. İkincisinde ise "ad öbeği", iyelik eki ile olacak! Sadece bilgi için yazdım, Çinili Camii yazımı yaygınlaşmasın diye.
Mahpeyker Kösem Sultan tarafından 1640 yılında mimar Kasım Ağa'ya yaptırılan Çinili Camii
2
3
2
68
4,231
İstanbul Barosu’nun sayın aday grupları, kapıdan içeri girerken verdiğiniz o broşürler fikrimizi değiştirmiyor, kapının önünde Miğfer Dibi Savunması gibi dizilmişsiniz, çekilin de bi oy verelim.
2
2
76
3,712
Bu DNA meselesi tam bir akıl tutulması. İki tarafım Osmanlı coğrafyasının iki ucundan. Yüzlerce yıl aynı şehirlerde yerleşik kalmışlar. Ermeniler, Kürtler, Sırplar, Arnavutlar ile beraber vs vs. Bunlar benim bildiğim, öncesi zaten karışık. Ee? Ben Türküm. Bu saatten sonra %100 Sırp çıksam ne olur? Ne değişir zihnimde, kalbimde? Kimliği DNA'da aramak nedir ya?
Uydurduğu kafatası ölçeğiyle kendini 'üstün"(!) Aryan "ırkı"ndan gösterip, "Aryan değil" dediği milyarlarca insana "aşağı ırk" damgası basan "Vahşi Batı", son 50 yıldır "kafatası ırkçılığı"ndan "DNA ırkçılığı"na yatay geçiş yaptı; etnik ayrımcılığı DNA maskesiyle körüklüyor.
1
6
302
Duruşma için karşı taraf vekilini arıyorum meşgule atıyor. En son mesajla kendisine ulaşınca bana lastik değiştirdiği fotoyu atıp "Celse hata veriyor mazeret giremiyorum hakime fotoğrafı gösterebilir misiniz?" dedi. Hakime fotoğrafı gösterdim kahkaha atıp mazeretli saydı hahajsks
1
1
1
666
44,035
Barolar ve Siyaset: Türkiye’de Barolar ve Devlet Kurumları Dr. İdil Elveriş İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 2014, VIII+170 s. — 📍Baro seçimleri döneminde bir kaynak tavsiyesi. Bilgi Hukuk Fakültesi’nde yıllarca birlikte çalıştığım, değerli dostum İdil Elveriş’in bu alana ilişkin diğer çalışmalarına ek, doktora tezidir.
4
35
1,881
2000’lerin başlarında bi ara tutturmuşlardı: Ah vah hanedanımız sürgün edildi :( Var mı bizden başka hanedanını sürgün eden ulus :( diye ağlarlardı. Eminim hala aynıdırlar. Tek satır okumamışlardır.
Nations that have executed their monarchs
18
1
717
13,387