Kimse Anıtkabire ibadet etmek için gitmiyor. Bir anma ve sembol merkezi. Anıtkabir ziyaretiyle tanrıya yaklaştığını düşünen yok ama peygambere ait olduğu iddia edilen sakal parçasını öperek, hacerül esved denilen Kuran'da geçmeyen taş parçasına dokunarak sevaba girdiğini düşünen çok. Öldükten sonra mertebenizi gördüğünüzde çok şaşıracaksınız.
%2-3 oyla içişleri bakanlığı verilirse ittifak yapması ve kendi düşüncelerini uygulama alanı bulması milli pragmatizme uygun. Sırf makam ve para için yanlamakla bir tutulamaz.
Bu kadın baya samimi ve özgün bir surata sahipti kendi elleriyle soğuk yüzlü ve donuk birine dönüştürmüş kendini.
Daha uzun süreler İstanbul ciddi bir nüfus kaybetmez. İşsizlik eskiye göre arttı ama Anadolu tamamen boş İstanbul'da her anlamda daha fazla fırsat sunuyor. Uzun süreler dünyanın her yerinden göç almaya devam eder.
BÜYÜK GÖÇ BAŞLIYOR!
İstanbul 10 sene içinde nüfusunun yüzde 40'ını kaybedecek.
Yapay Zeka ile büyük bir işsizlik dalgası geliyor.
İstanbul'da yaşayan birçok insan işini kaybedecek ve daha ucuz yaşam maliyetleri daha küçük şehirlere ve hatta köylere gidecek.
Büyük bir göç dalgası başlamak üzere.
Konut artık bir yatırım aracı değil.
Elinizdeki fazla konutlar için de kiracı bulamayacaksınız.
Yapay Zeka devrimi aynı zamanda büyük bir Sosyal Krizi tetikleyecek.
Sadece büyükşehirler değil köyler hariç her mahallede kaldırılmalı. 10 yıl önce yapılması gereken bir işti.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’den Yeni Teklif Muhtarlıklar Kaldırılsın!
30 büyükşehirde belediye başkan adayının ekibi ile birlikte seçime girmesi üzerinde duruluyor. Büyükşehirlerdeki muhtarlıkların kaldırılması da çalışmalar kapsamında.
Seçim sonuçları henüz kesinleşmeyen başta Ankara ve İstanbul olmak üzere birçok şehirde belediye başkanlığının başka partiden, belediye meclisindeki çoğunluğa ise farklı partinin sahip olmasından kaynaklı ortaya çıkacak sıkıntılar konusunda tartışmalar yapılıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bu sıkıntıya dikkat çekerek yeni bir sistem önerisinde bulunmuştu. Bahçeli‘nin “Büyükşehirleri seçelim, o da ilçe belediye başkanlarını seçsin” teklifine AK Parti sıcak yaklaşmıştı.AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, MHP liderine önerisiyle ilgili olarak “Sayın Bahçeli, kamu hizmetinin daha iyi verilmesi ve büyükşehir belediye başkanı ile ilçe belediye başkanı arasında, hizmet etme çalışmalarını, çabalarını sekteye uğratacak siyasal farklılıkların olmaması için, bu değerlendirmeyi yaptığı kanaatindeyim. Sayın Bahçeli, bir öneride bulundu. Bu çok kıymetlidir. Buna ilişkin çalışmalar yapılabilir ama bunlar ortak mutabakat ile yapılır” demişti.
İLÇE BELEDİYELERİNİN İMKÂNLARI ARTIRILACAK
MHP kurmayları, büyükşehirlerle ilgili yapılacak düzenlemenin daha önce AK Parti’nin üzerinde çalıştığı ve büyükşehirler dışında kalan bazı illerin “bütünşehir” kapsamında alınmasını öngören taslak ile birlikte TBMM’ye getirileceğini belirtiyor.
Büyükşehir yasasıyla beraber özellikle ilçe belediyelerinin yetkileri yeniden düzenlenecek. Bu kapsamda, ilçe belediyelerinin yetkilerinin artırılması planlanıyor.
TEK PUSULADA OLACAK
MHP’nin teklifinde 30 büyükşehirde belediye başkan adayının ekibi ile birlikte seçime girmesi üzerinde duruluyor. Oy pusulasında büyükşehir belediye başkan adayının isminin altında birlikte çalışacağı ilçe belediye başkanları da yer alacak. Böylelikle, büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları tek pusulada olacak.
MUHTARLIĞA NEŞTER
Büyükşehirlerdeki muhtarlıkların da kaldırılması çalışmalar kapsamında. MHP kurmayları, büyükşehirlerde muhtarların eskisi kadar etkin olmadığını, bu yüzden bir düzenleme yapılabileceğini ifade ediyor.
Burda bahsi geçen isimler az kusurlu denebilir ama asıl problem öğretmenin elinin bağlı olması. Okuldan uzaklaştırma, aile onayı olmadan psikolojik desteğe yönlendirme, özel eğitime geçiş kararı alabilme, ileri durumlarda örgün eğitimden tamamen uzaklaştırma hakları olmalı öğretmenlerin. Tabi bir kurul kararıyla.
Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda düzenlenen silahlı saldırıyla ilgili 4 eğitimci hakkında soruşturma izni kararından tespitler:
Okul müdürü ve müdür yardımcısı, silahlı saldırıyı gördükten sonra öğrencilerin güvenliğini sağlamadan okulu terk etti.
Rehber öğretmen E.İ, saldırgan hakkında 29 kez rehberlik hizmeti vermesine rağmen gerekli bildirimleri yapmadı.
Rehber öğretmen E.İ, öğrencilerin, saldırıdan yaklaşık iki ay önce saldırganın şiddet eğilimini bildirmelerine rağmen harekete geçmedi.
Olay anında 5/G sınıfında görevli öğretmen A.T, saldırıyı fark etmesine rağmen görevli olduğu sınıftaki öğrencileri uyarmadan zemin kata koştu.
-ANKA
İki şehir hariç doğuanadolu ve güneydoğu anadolu bölgelerimiz tam bir kozmopolittir. Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar kente, ilçeye göre farklı yoğunluklarda yaşar. Örneğin Kastamonu yada Çankırı kütüğü%98+ Türkken doğu bölgelerinde Hakkari ve Şırnak hariç bunu sağlayan il yok.
Geriye gidiş diye bir durum yok. Ruh değil madde ruhun ihtiyacına göre şekil alır. Örneğin bugün nüfus patlaması olduysa sebebi önceki devrenin yarım kalanlarının da son 100 yıldır yoğun şekilde geliyor oluşu.
Klasik manada sol kalmadı yada çok az insan kaldı denilebilir. Mevcut sol önce etnikçilerle eklemlenmemeyi ve ssç savunmamayı öğrenmeli, iyi oldu.
Sorun Türkiyeli kelimesinde değil. Türkiyeli ifadesinin Türk kelimesinden rahatsız olanlarca dayatılmak istenmesinde. Kelime kökenlerini, anlamlarını karıştırmaya gerek yok kimin ne olduğu anlaşılıyor zaten.
Mütedeyyin erkekler bu konuda çok sıkıntı yaşıyor. Üniversitede olsun, iş hayatında olsun tanıdığım namazlı niyazlı erkekler oldukça naif, kadınlarla sohbet ederken utangaç olan tipler genelde. Gelgelelim gerçek hayat böyleleri için zorlu. Sonuç yalnızlık yada bir üsküdar meftunesiyle date çıkıp çok kırılgan davranıp beğenilmemek oluyor.
Karşı cinsle mesafe konusu da tutarsız ve dürüstlükten uzak ele alınan önemli meselelerimizden biri. Size bununla alakalı farklı bir perspektif sunmak istiyorum.
Namazında niyazında, hanımı çarşaflı, hem hayvancılıkla uğraşmış hem de vaktiyle aktif siyaset yapmış, tanıdığım dini bütün bir abi var. Bu abi, kadınlar bir yana, erkeklerle konuşurken bile çekingen davranan bir insandı. Diğer insanlara nazaran hâlâ da öyle. Sonra hayvanlarını sattı, şehre yerleşti ve bir kurumda işe girdi. Uzaktan uzağa zaman zaman görüşürüz. Aradan belki on beş sene geçti. Bir vesileyle o kuruma gittim; baktım, abi oradaki hanımefendilerle çay muhabbetinde. Cıvık bir ortam değil ama alıştığımız bir durum da değildi.
Bakınız, bu seviyeye bir günde, bir ayda, bir yılda değil, on beş yıllık bir süreç sonunda gelindi. Aynı kurumda her gün akşama kadar götür getir, al ver; karşı cinsle sürekli etkileşim içindesiniz ve zamanla keskin köşeleriniz törpüleniyor.
Tabii bu abimiz yaşını başını almış, dini bütün bir insan. Üstelik karşı cinsle iletişim konusunda oldukça çekingen biriydi. Buna rağmen yıllar içinde onun da iletişim biçimi değişmiş. Ortam ondan bile bazı şeyler götürüyorsa daha aşağı seviyelerde neler olur? İnfial yaratan adli bir vaka yaşandığında bazı şeylerden kamuoyunun haberi oluyor. Aksi hâlde gizli kapaklı yürüyen neler var, Allah bilir.
Toplumsal norm diyorum ya hep; kadınların ve erkeklerin sürekli bir arada olmak zorunda olduğu bir toplumda bu durum kaçınılmazdır. Dürüst olmak gerekirse öyle. Kurbağayı kaynar suya atsanız zıplayıp çıkar ama soğuk suya atıp altında ateş yakarsanız farkında olmadan kaynamaya başlar. Bu da onun gibi. Bir yere kadar direnç gösterirsiniz; yere bakarsınız, duvara bakarsınız ama bir yere kadar... Üç sene, beş sene... On beş sene zor!
Kendime de bakıyorum; yıllarca ben de yere baktım, duvara baktım. Fakat ekranlarda, sokaklarda, kurumlarda sürekli etkileşime girdikçe bazı şeyler zamanla sıradanlaşıyor. Bir süre sonra başlangıçta dikkat ettiğiniz mesafeyi aynı hassasiyetle korumakta zorlanabiliyorsunuz. Az buçuk tanınmışlığımız var; kitap imzalatmak isteyenler oluyor, imzalıyoruz; fotoğraf çekilmek isteyenler oluyor, çekiliyoruz. Henüz siteye düşüp linç edilmemiş olabilirim ama gündelik hayatta bunlar yaşanıyor. Az buçuk toplum içinde bulunan hemen herkesin karşılaştığı bir durum bu. Konumuna göre linçlenenler oluyor, görmezden gelinenler oluyor.
Hikâye o ya; vaktiyle kırsalda yaşayan, keramet ehli bir evliya, şehirde kunduracı olan dostunu ziyaret etmiş. Dükkânına girince heybesindeki buzu közün üzerine asmış. Köz buzu eritir ama ayakkabıcıya keramet gösteriyor. Sonra bir kadın gelip ayakkabısını tamir ettirmek istemiş. Kadın ayakkabısını çıkarırken kırsaldan gelen evliyanın gözü kadının ayağına takılmış ve buz erimeye başlamış. Şehirli evliya demiş ki: “Çevir oradan gözünü, söndürme benim közümü!” :)
Dağda evliya olmak kolay ama gel burada ol bakalım, keramet tutturabiliyor musun? demek istemiş. Evet, bir şeylerden tecrit olursanız korunabilirsiniz. Bu da bir tercihtir; riski azdır, makul bir yoldur. Ama bir şeyler yapayım derseniz, toplum içine girerseniz bazı şeylere de engel olamıyorsunuz.
Belki bazılarınız, “Ne yapalım hocam, bunları normalleştirelim mi?” diyecek. Hayır, bir şeyin toplumsal norm hâline gelmesi, onu dinen meşru kılmaz. Ancak toplumun içine girdiğinizde bu tür etkileşimlerin gündelik hayatın olağan bir parçası hâline geldiği de bir gerçek. Kendi hayatınızda normalleştirmeyin ama toplum içine girdiğinizde, topa girdiğinizde bu etkileşimlerden bütünüyle kaçınmanın da kolay olmadığını bilin.
Özellikle söylemlerinizde itidal ve insafı elden bırakmayın. Bugün dağda bulunup rahat konuşuyor olabilirsiniz ama yarın şehre indiğinizde farklı hareket etmeyeceğiniz meçhul!
Şu durumda ne yapmak lazım? Karşı cinsle iletişim, her an sizi içine çekecek sinsi bir girdap gibidir. Özellikle iş hayatında bu ortamlardan sakının. Kedinize güvenmeyin. Kurbağa misalini ve bu yazımı unutmayın. Kimse bir anda birbirinin üstüne atlamıyor. Milim milim sinsi sinsi gelişiyor her şey. “Eyvah!” dediğinizde iş işten çoktan geçmiş oluyor. Allah muhafaza.
Haremlik selamlık Allah'ın emridir. Detaylı yazımı yoruma bırakacağım. Allah Rasûlü (s.a.s.) buyuruyor ki:
“Haberiniz olsun! Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. İnsanların başında bulunan yönetici bir çobandır ve halkından sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuğunun çobanıdır ve onlardan sorumludur. Haberiniz olsun! Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.”
(Buhârî, Cuma, 11 [893]; Müslim, İmâre, 20 [1829])
Ben münferit bir insanım; kendi evimden sorumluyum. Vaaz vererek bütün bir toplumu düzeltemem. Patronundan müdürüne, amirinden idarecisine kadar iş hayatını lakayt bir biçimde düzenleyenler de dinen bundan sorumludur.
Selâm hidâyete tâbi olanlara...
Baştaki mavili adamın yüzünde dövme var. Mentali iyi durumda değil bir uçluktan öteki uçluğa savrulmuş. Boşluğa düşmemek için bir aidiyet hissetmesi gereken insanlar çoğu.
Türk gençliğinde bir psikoloji oluştu. Başka bir dünya mümkün, Türkiye cehennem dışarısı harika gibi. Buna inanmak rahatlatıyor onları. Yurtdışına çıksa da zengin ailede doğmadıysa çabalaması gerektiği yüzüne vuracak halbuki. Araba almak Türkiye'den kolay evet.
Bu zırvalara inanan kaldı mı?
Fotoğraftaki ev 1 milyon dolar, araç yaklaşık 72.000$..
25 yaşında Amerikalı gençler hayata 100.000$ öğrenci borcu ile başlıyor bırak o evi, arabayı almayı Amerikalıların yarısından fazlasının bankasında birikmiş 2.000$ paraları olmuyor. (Federal Reserve Araştırması)
Tamam amerikada gıda ucuz, benzin ucuz, elektronik ucuz da 25 yaşında bunlar mümkün değil.
Amerikalıların 25 yaşında ev sahibi olma oranı %12. Bu orana da borcu olanlar dahil.. yani 30 yıl mortgage ödeyecekler.
Amerikada ortalama bir AİLENİN serveti 215.900$, bakın kişi demiyorum toplam 3-5 kişilik aileden bahsediyorum.
Hane reisinin yaşı 35’ten düşükse bu rakam 33.000$.
Rakamlar yalan söylemez, ve gerçekler sizin duygularınızı önemsemez..
Yalnızca yasalar değil eğitim sistemi de biraz da olsa 50 yıl önceye dönmek ve modern anlayıştan uzaklaşmak zorunda kalacak zamanla.
İyileşme durumu kolektif için geçerli olmaz. Çoğu insan, kurum, ülke, kavram çökecek ama bu karanlık ortamda yıldızlar daha net görülecek sadece gözleri görenlerce. Bu seferki geçici bir karmaşa dönemi değil sürekli artarak devam etmesini bekleyelim.
Müslümanlığa geçmeyen Türkler büyük ölçüde asimile oldular. Bulgarlar slavlarla karışıp Türklük bilinçlerini yitirdiler, Peçenekler orta ve doğu avrupada eriyip gitti, hristiyanlaşan avarlar germen ve macarlar içinde eridi yine. Müslümanlık ve Türklük birbirini karşılıklı yücelten bir ilişki içinde oldu.
600'lü yılların ortalarına doğru Göktürklerin düşüşüyle birlikte Türkler dinamizmini ve nüfus gücünü yitirmeye başlamıştı.
Çin'in asimilasyonu ve ilerleyişi çok şiddetliydi.
Çin'in baskısından Tanrı Dağlarının batısında kalan ve Çin merkezinden uzak araziye sığınarak kurtulduk.
İslam'ın getirdiği dinamizm ve batıda tekrar toparlanma ile Göktürklerin kısa sürede kurduğu devlete ve güce geri dönmek ancak 300 yılı bulan bir toparlanma süreciyle oldu.
Çin için batıya geçme uzak yıldırıcı ve maliyetli bir mücadele olarak Talas Savaşında kendini kanıtlamasa Çin Hazar Denizine kadar ulaşmıştı kaçımız Türkçe konuşurdu şimdi ancak Allah bilirdi.
Anadilde eğitimde de problem var. Türk kökenli bir öğretmeni örneğin Hakkari'ye nasıl atayacaksınız? Anadilde eğitimler olabilir ama zorunlu örgün eğitim dışında. Kürtçe kursu açsınlar yada kürtçe matematik anlatsınlar ama zorunlu eğitimse mesele farklı konu.
Abci tayfa genel anlamda böyle teslimiyetçi fikirlere sahip. Adalara bakacak olsak tüm egeyi yunana vermemiz gerekir. Ana karayla adanın kıta sahanlığı bir mi olacak?




























