A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
Borsa İstanbul’un siber güvenliğini Tera’nın şirketi sağlıyormuş!
serbestiyet.com/haberler/bor…
🔺Tera Yatırım Teknoloji Holding’in yüzde 63,1’ine sahip olduğu Barikat Siber Güvenlik’in müşterileri arasında Borsa İstanbul’un da olduğu ortaya çıktı.
🔺Barikat, bilgisayar sistemlerini siber saldırılardan, veri hırsızlığından ve yetkisiz erişimlerden korumaya yönelik ürünler sağlayan bir şirket. Müşterileri arasında Borsa İstanbul ve kritik devlet kurumları var.
🔺Borsa İstanbul, Barikat’la 2017’den beri çalıştığını, Tera’nın ortaklığını öğrenince sözleşmeyi feshettiğini açıkladı. Ancak fesih tarihini açıklamadı. Şirketin sistemlerine ve verilerine erişmediğini savundu.
🔺14 Ekim’de Tera Holding ve Barikat’a TMSF kayyımı atanmıştı.
Bugün, sosyolojiye hakim, kitle psikolojisini okuyabilen, arka planı güçlü birçok medya duayeni büyüğümüz iş arıyorken, "medyaya insan kaynağı yetiştirmeyi başaramayan" üniversite profesörlerinin "siyasi iletişime transfer çabasını" anlamlandırmak imkansız.
A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
Change Araç Şebekesine Operasyon🚨
Asayiş Şube Müdürlüğümüzce; yurt dışından yasa dışı yollarla getirilen antika ve klasik araçları, ülkemizdeki atıl araçların şasi numaralarına aktararak change yapan suç şebekesine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında;
#İstanbul merkezli 6️⃣ ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarda⬇️
▪️61 araç ele geçirildi.
3️⃣7️⃣ şüpheli şahıs yakalanarak gözaltına alındı.
Halkımız şunu bilsin ki; hiçbir
sahtekârlık, İstanbul polisimizin
dikkatinden kaçmayacaktır❗️
#İstanbulunHuzuru🇹🇷
#TürkiyeninHuzuru🇹🇷
A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
Azerbaycan APA Ajansı, "Aliyev Türkiye'ye neden gitmedi?" başlıklı bir analiz yayınladı.
Öne çıkanlar:
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TDT Zirvesi’ne katılmak üzere neden Türkiye’ye gitmedi?
Yaklaşık bir aydır Türkiye’de Azerbaycan’a, ülkenin liderine, halkına ve devletine yönelik temelsiz ve çirkin bir kampanya yürütülüyor.
Aslında bu kampanya son bir ayda yoğunlaşmış olsa da sürecin başlangıcı daha eskiye dayanıyor. Türkiye’de son üç yıldır, zaman zaman yoğunluğu azalsa da Azerbaycan sürekli hedef alınıyor. Bu kampanyanın temel konusu ise Azerbaycan-İsrail ilişkileri.
Bu denli absürt bir yaklaşım sergileyenlerin mantığına göre Bakü, Ankara’nın yörüngesinden çıkmamalı.
Oysa bu yaklaşım, Azerbaycan’a yönelik aşağılayıcı, hakaret içeren ve ülkenin bağımsızlığını yok sayan bir tutumdur. Aynı zamanda “Bir millet, iki devlet” ilkesinin tamamen çarpıtılmış bir yorumudur.
Diğer taraftan, Türkiye’nin İsrail ile iş birliği ilişkilerine dair çok sayıda somut olgu ortaya konulmuş durumda ve bunların hiçbiri resmî olarak yalanlanmış değil. Böyle bir durumda Azerbaycan’a yöneltilen eleştiriler neden ciddiye alınsın?
Bu süreç bazı acı gerçekleri de ortaya çıkardı. Gerçek şu ki, geçmişte farklı dönemlerde çeşitli sorunlar, ikili ilişkilerde anlaşmazlıklar, görüş ayrılıkları ve gerilimler yaşanmış olsa da hiçbir ülkeden Azerbaycan’a yönelik bu denli ağır hakaretler ve saldırılar gelmemişti.
Bu durum, Türkiye toplumunun hurafeciliğe sürüklendiğini ve gerilediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bugün Türkiye toplumunun ciddi bir kutuplaşma sorunuyla ve derin iç çelişkilerle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. İktidar, kendi hedeflerine ulaşmak için radikal dindarlığı teşvik ediyor, devletin temellerini sarsabilecek akımlara alan açıyor.
Azerbaycan, bu saldırıyı İran’dan beklerken kardeş olarak gördüğü Türkiye’den en ağır darbelerden birini aldı. Bu darbeyi vuranlar ise iktidardaki AKP ve onun destekçisi olan İslamcı-Nurcu gruplardı.
Ankara ise sürece oldukça geç müdahale etti ve birtakım adımlar atmaya çalıştı. Ancak bu adımlar pek etkili olmadı. Ankara söz konusu adımları zamanında atsaydı, kışkırtıcı girişimlere izin vermek bir yana, en azından seyirci kalmasaydı, durum bugünkü noktaya gelmezdi. Bu ilişkileri yeniden sağlıklı bir zemine oturtmak ise hiç de kolay olmayacak.
Son gelişmelerle birlikte Azerbaycan toplumu, Türkiye’deki bazı çevrelerin gerçek yüzünü ve niyetlerini görmüş oldu. Bu durum, bazı meselelere yaklaşımda tutum değişikliğini zorunlu kılıyor.
Artık ikili ilişkilerde rasyonellik ön plana çıkıyor. Dostluk ve kardeşlik devam etse de herkesin kendi devleti ve kendi çıkarları var.
İçişleri Bakanımızın yürüyerek bakanlığa gitmesini haberleştiren ulvi medyamız Eskişehir'de şehit babasının protokol isyanını görmemiş, görememiş.
Şehit babası protokol düzenine isyan etmiş. Haklı. Özellikle resmi gün programlarında ilin, ilçenin siyasetçisinden, bürokratından, şehit ailelerine sıra gelmiyor.
Düğünlerde bile protokol masası kurulan canım ülkemde bunları çok görmemeli...
Fakat ez cümle: Bu insanlar, şehit aileleri başımızın tacı. Ne kadar sitem etseler, isyan etseler, kimi zaman öfkelenseler de haklılar. Yitirdikleri şey mal değil, vatan uğruna can...
Burası Türkiye Cumhuriyeti. Biz devlet ebed olsun diye çok gardaştan vazgeçmiş bir imparatorluğun bakiyesiyiz. Eften püften sebeplerle kimse bu coğrafyaya siyaset dikta edemez. Gardaş bile olsa...
Gazete köşelerinden ve sosyal medya hesaplarından gizem borsası yaşatılıyor ülkeye.
Bir genel yayın yönetmeni köşesinden bir isim ima ediyor, sonra açıklama yapıp hayır ben onu kastetmedim diyor, sonra yılların gazetecisi Deniz Zeyrek çıkıp, BDDK’yı anarak, “benim oğluma dokunacak adam anasının karnından doğmadı” (doğmuştur belki Allah bilir) diyen kişinin Mehmet Ali Akben olduğunu ima ediyor…
Ve bütün bu karmaşa bütün bu kargaşa, medyacılar gazeteciler eliyle, vatandaşın üzerine boca ediliyor.
Ben bu yaklaşımı doğru bulmuyorum.
Ortada gerçekten bir direnç ve meydan okuma varsa, bunu yapan kim olursa olsun ortaya çıkarılmalı.
Siyasi kimliği, makamı, nüfuzu ne olursa olsun…
Ama insanlar da somut delil olmadan zan altında bırakılmamalı.
Derdimiz isimlerin havada uçuşması değil, gerçeklerin ortaya çıkması olsa?
Fon soruşturmalarında kimlerin sorumluluğu varsa hukuk önünde, sonuçları ağır olacak şekilde hesap vermeli.
Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamalı.
Ama bu süreç, birilerinin ortaya attığı imalarla, söylentilerle, isim yakıştırmalarıyla da yürümemeli.
Ülkenin, toplumun, hepimizin artık yeni yeni spekülasyonlara değil, hakikate ve adalete ihtiyacı var.
Mustafa Sarıgül döneminde Şişli Belediyesi Bilgi İşlem Sorumlusu olan Caner D'nin anlattıkları akıl alır gibi değil.
Türkiye tarihi en iğrenç ilişkiler yumağından birine şahitlik ediyor.
A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
+Karabağ savaşını 44 gün sahada icra eden ve savaşın son günlerinde mayına basarak şehit olan #HARBİYELİ Albay Babek Sametli'nin ses kaydı medyaya sızdı:
Samedli, Türk komutanlar ve Bayraktar olmasaydı üstünlüğü kaybedeceklerini ve başarısız olacaklarını anlatıyor
Fon soruşturması çerçevesinde, denetim görevini yapmayanları bir kanara bırakıp, ayrı bir ihbar hattı kuralım, hatta bu ihbar hattını da denetleyecek başka bir ekip kuralım, gerekirse o ekibi de denetleyecek başka ekip.
Şamil Bey'in ilginç önerisine birlikte bakalım. 👇🏻
Belediye hizmetleri bizde nasıl, onlarda nasıl?
Belediye başkanlarının PR çalışmaları çerçevesinde harcanan bütçelerle o ilçelerde belediyenin asli hizmetleri ne kadar iyileştirilir? Kaç çocuk burslandırılır? Kaç aileye destek verilir?
Gelin israfa yakından bakalım. 👇🏻
A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
Sağlık Bakanlığı’nda İletişim Danışmanı olarak göreve başlayacağı belirtilen Prof.Dr.Ergün Yolcu hakkında yeni gelişme..
Yolcu, Sağlık Bakanlığı’nda görev yapmayacak. Gerekçe: Üniversite’den onay alamadı..
Bugün Ankara'da çok önemli bir iletişim ataması gerçekleştirildi.
Ali Yerlikaya'nın basın müşavirliğini büyük başarılarla(!) yürüten Prof. Dr. Ergün Yolcu, Sağlık Bakanlığı'nın iletişim süreçlerini hiç görülmemiş bir seviyeye(!) taşımak üzere bakanlığın iletişim danışmanı oldu. Odası hazırlandı.
Vatana, millete ve özellikle muhalif olmayan(!) gazeteci dostlarımıza hayırlı olsun.
A. Cüneyt POLAT 🇹🇷 retweeted
Ergün Bey nasipse yeni görevinde de
Milliyetçi muhafazakar gazetecilerle kurumu arasında kalın duvarlar örüp
Muhalif gazetecilere her türlü kolaylığı sağlamak suretiyle en mahrem kulisleri verecektir
Başarılar dilerim












